NMA (Ara girişi): Eskişehir’deki bataklık tarlayı nasıl beyaz zambaklar ülkesine çevirdiniz.

HA: Memnuniyetle, ben 49-50 yaşlarında iken, tamam artık dedim ben olacağımı oldum, ölmeden önce bi şeyler yapmam lazım ülkeme vatanıma diye başladım. Ben, Beylikahır dediğimiz bir kasabada doğmuşum, çocukluk hayatım orda geçti, daha sonraları ‘ahır’ kelimesi ağır geldiği için ‘ovaya’ çevrildi ve Beylikova oldu, orda kozmopolit bir yaşantımız vardı, ben köken olarak manav, yörük, yerli halktanım. Beylikahır, bizim dönemimizde doğdum çağlarda 50 li 60’ı yıllarda Adnan Menderes’in hizmetine uğramış bir yer, oralar bataklıktı, ülkenin kabuk değiştirdiği yıllar, biraz önce söylediğim gibi İran ve Türkiye’nin kaderini 50 li 60 yıllarda Amerika’nın yol göstericiliği belirliyor. Nehirlerimize Devlet Su İşleri aracılı ile yataklar yapılıyor, büyük araziler oluşturuluyor, bu arazilere Balkanlar’dan, Sovyetler’den gelen göçmenler yerleştirilerek bir sinerji oluşturuluyor, yerli halkla birlikte uçuşa geçiyorlar, gerçekten büyük bir ivme kazanılıyor, kalkınma gelişme bakımından, bunları yaşarken de, …..ipin ucunu kaçırdım açıkçası…

NMA: Bataklıkların ıslahı…

HA: Biz ne güzel yaşarken hep bunları göçmenlerden gördük, ben kendi memleketimin elinden tutayım oranın bir muhaciri, göçmeni olarak kabuk değiştireyim. Ağabeyim, en büyük abim dedi ki, annemin köyü ‘Kayı’ 1070’lerden kalma Osmanlının kuruluşundan öncesinden kalma, yörük köyü, insanlar artık bitti bitiyor tükeniyor herkes birbirine düşman, selam verdi diye öldüren kanlı bıçaklı insanlar, bizim yeni bir şekille dünyaya gelmemiz lazım, dünyada anlayışın değişmesi lazım. Babam rahmetli oldu, yoldan çıktım aslında, kariyer şeyini bir kenara bırakarak, biraz da sosyal aktivite, ailenin miraslarını temizleyeme kalktım, mirasları temizlerken epey bi uğraştım, arkasından toprakların terk edilmişliğini onların için yapılması gerekeni yaptım, biraz a beni seven ümit verdiğime inanan inşalar sayesinde arazimi genişlettim ve tarımsal faaliyetlere konsantre oldum, aslında bunu söylerken kendimi ele veriyorum, bu mesleki açıdan da risk oluştura bilir, Türkiye’ye uymayacak şeyler söylüyor yada eleştirilecek yanlış yapmış denilecek şeyler yapıyor olabilirim, dolayısıyla kendi kendimi ele verir gibi bir duygu içindeyim, her neyse sonuçta bu işlere kalkıştım yaptım, kazanımım şu oldu. O gün 1000tl aldığım arazinin dönümü şimdi 100.000 tl’ye çıktı, 15 yıl içinde olan olay bu, bunun bilinmesi lazım belki bizim gibi toplumlara özgü bişey, belki geleceğe ip uçları olduğu için, yemek gıda en önemlisi silah sektörü olduğu için, o yüzden bu rakamlar gelişti…(23.01.38) her neyse şu andaki sisteme bakacak olursak, burası biraz tıp dışı sağlık dışı olsun ama, gerçek olan kısmı var, bi taraftan dünya ekonomisin gerekleri yapılıyor, bi taraftan da eleştirilebilir yönleri oluyor, tarım sektörü ülkemizin lokomotifi, Ziraat Bankasına gerçekten güveniyoruz, Cumhuriyetten önce temelleri olan müşterisi sağlam, prensipleri olan bir banka. Ülkemiz, gene de ciddi anlamda oyunların döndüğü bir sahne, tarihsel olarak bakarsak siyasi hareketler, her on yılda ki hareketler, son dönemdeki terör olayları, bugün modern anlayışta, bi videoda gördüm, Erbakan bas bas bağırıyor bi Yahudi ismi tam olarak hatırlamıyorum, o işte sizi aç bırakacağız, diz çöktüreceğiz, ürettiğiniz içinde perişan olacaksınız, üretmediğiniz için de perişan olacaksınız, her şekilde sizinle uğraşcaz şeklinde mesaj veriyor, belki Erbakan öleli 10 yıl oldu, anlamaz iseniz anlayın diye açıkça söylenen şeyler, bunu aynı şekilde Amerikalılarda yapıyor, biz bunları hep görüyoruz ama maalesef aynı oyunun parçası olarak devam ediyoruz. Birbirimize peynir satarken haksız kazançla ekonomiyi bozmak için herşeyi yapıyoruz, bunu lokantacıda yapıyor, pazarcıda yapıyor, fırsatını eline geçiren herkes, ama bunu gerçek fiyatı bu, doğrusu bu olması gereken fiyatı bu olması yerine, ne bulursam, ne kadar kazanırsam o kadar iyi mantığı ile çalıştığımız için, toplumumuzun en büyük zafiyetini yabancılar çok güzel kullanarak bizi mağdur duruma düşürüyorlar, geleceğimizi karartmaya çalışıyorlar, ben öyle algılıyorum yani…

NMA: Bu açmazdan bir iki kelime ile nasıl çıkarız.

HA: Prensip sahibi olacaksınız doğrusu bu, gerçek islam anlayışında, yani peygamberin sözünü unutmamak lazım, ey Müslümanlar rızkının 10’da 9’u ticarette, ticaret yapın ama namuslu olun, peygamber öyle tavsiye ediyor, öyle yapmak lazım, her konuda çok bilgili herşeyden anlayan biri gibi konuşmak değil, ben de islam camiasının parçasıyım, dürüst olduktan sonra çözülebilir olduğuna inanıyorum.

NMA: Sizinle olmak güzeldi yaklaşık yarım saati aşkın süre sizi yorduk, evet güzel bir eleştiri geldi köklere çağrı değil, köklerin çağrısı…

HA: Köklerin çağrısı önce köklerimiz tanıyıp gelecekte yapacak olduklarımıza şöyle dikkat edin diye düzletme yapmak istedim.

MNA: Bizde Pamukkale Üniversitesi olarak kendi köklerimiz bileceğiz, ve bu çağrıya kulak vereceğiz ve bundan sonra medeni dünyayı anlamak, modern dünyayı anlamak konusunda elimizden geleni anlamaya gayret edeceğiz.

HA: Benim içimde daha çok şey var, Her gün uykumda yemekte yabacıların yaşadıkları her şeyde kendimi görüyorum, bu yolla yürüyecek bi şeyler bulmamız lazım, mesela…( 27.17.04) son zamanda konstra olduğum, karbonmonoksit zehirlenmesi bunu da babası var, Haldane belki siz de biliyorsunuzdur.

NMA: Benim tez konum, ne büyük tesadüf…

HA: Evet orda kendimi görüyorum, orada İngiltere’nin nasıl İngiltere olduğunu, Oxford’un nasıl olduğunu, bu arada İbrahim Tatlıses’i yad ediyorum, Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik, aslında Oxford her yerde, yeter ki kafa Oxford kafası çalışsın, Oxford’u Oxford yapan kafa olarak gördüğüm için bahsetmek istiyorum, İngitere’de çok büyük aile olarak devam ediyorlar, 100 yıllık belki 200 yıllık bi şey, aile, kısaca anlatacak olursak John Scott Haldane 1860’da doğuyor, 1880 de tıp fakültesini bitiriyor, amcasının yanında anatomi asistanlığı yapıyor, anatomideki yerleri göstermeye başlıyor, sonra üniversiteye geçtikten sonra, Üniversitede Royal Akademinin üyesi olduktan sonra ufkunu bambaşka dünyaya çeviriyor, nerde ne problem var, o benim problemim olarak bakıyor, ilk önce madencilere el atıyor, madenciler grizu patlamasından ölüyor, kazalar yaşıyorlar, Hoca patlamaları birkaç sınıfa ayırıyor, isimlerini tam söyleyemem şimdi, birkaç ayrı patlamadan bahsediyor, orada eski problemleri Oxford tarzı yada modern bilimin yöntemleri ile analizine, çözmesine uğraşıyor ve bilimde attığı her adımın altından çıkabilecek kadar fizyoloji ile ilgili tarihsel keşif var, 1890 dan 1900 başına 1936’ya kadar hayat tarzı olarak da şöyle, hergün sabaha kadar çalışan öğlen uyuyan öğleden sonra Oxford üniversitesine giden özgür bir insan tam bi bilim adamı, nerede bir problem var ise, o hangi dağın tepesinde hangi denizin dibindeyse oraya giden bir adam, öyel bir bilim adamı, bu sayede deniz altından kurtulma, basınçlı uçakların içindeki yaşama, basınç düşmesi basınç yaralanması, modern dünyanın tüm temel taşlarını altında yatan bir adam, neden çünkü bilimi bilim olarak yapan, Oxford’u Oxford yapan böyle bi adam ve bu adam da belki bizim atalarımıza, Türklerin Osmanlı zamanında farklı cephelerde savaşı sırasında bir anlamda zarar vermiş olabilir, çünkü Osmanlı toprakları çok geniş ve bunlar bu toprakları yönetemiyorlar, bunların modern dünyaya taşınması lazım, taşınması içinde modern dünyadan yok olması lazım, Osmanlı torağı bugün ki İran gibi, 20 milyon km2 Osmanlı toprağı heba oluyor, elinden almak lazım gibi bi düşünce ile, birinci dünya savaşı çıkıyor, bu savaşta da, Yemen yada Huşa giden dedelerimiz Osmanlı askeri olarak, İngilizlerin düşmanı olarak esir düşüyorlar, 4000 tanesi savaş esiri iken parazit tedavisi amaçlı havuzlara sokuluyor, Gözleri kör ediliyor, bunlar modern dünyanın bilim adamları, Ne alakası var derseniz kardeşi savaş bakanı da ondan, belki de yaptı bu işleri, bu konuda alani konuşmak zor ama çok yakın olduklarından eminim yani.

NMA: Ailenizde bu trajediyi yaşayan var.

HA: Ailemde anemin babası kör Habip olarak bu esirlerden biri olabilir, ispatlamış değilim ama olma ihtimali çok yüksek, büyük dayım en büyük dayım, anneannemin ilk oğlu 1914 de doğmuş, ikinci kızı 1922 doğumlu, annem ve küçük dayım 1936 doğumlu, bu dönemde savaş ve esirlik durumu olabilir, savaştan sonra ailenin birbirine yaklaşımı da farklı, bir büyüğün esir düşüp evine gelmesi büyük trajedilere yol açıyor, niye geldin keşke ölseydin denilecek kadar aşağılanacak, yok sayılacak, hiç sayılacak yaklaşımlar içinde, nerede müslümanlık nerede vatanseverlik, bizim ülkemizde de eleştirilebilecek şeyler, fakat hangi şartlar neden, çünkü zaten bi lokmaya muhtaç yaşayanlar babasına bile çok görebilecek kadar çelişki var, ama sonradan sonraya bu yanlışlar düzletilemeye çalışılıyor, bunlarda da yaşanıyor yani.

NMA: Haldane ailesi üyesisinin denizaltı çalışmaları oldu, bildiğim kadarı ile siz bahriyelisiniz, bahriyeliden hekimliğe nasıl bir geçiş oldu?

HA: valla ben şöyle, ilk önce ortaokulda idim, düz liseye gidersem kesin eğitim hayatım biter diye düşünüyorum, 1975-76 yıllarda her gün kan gövdeyi götürüyor, ve siyaset her yerde, okullarda eğitim durma noktasında, şöyle aslında bu oyunları ben herkesin bilmesini isterim, genel görüş olarak Cumhuriyet tarihi hatta Atatürk’ten sonrası olarak baştan başa bir oyun, Atatürk’e sadece 1920 olarak değil 1881 olarak bakmak lazım, doğduğu günden beri, aklı başına geldiği çocukluğundan beri vatan millet, hayatım geleceğim ne olacak.(34.31.62) diyen bir insan var, tıp fakültesinde Cumhuriyet tarihi hocamızı Vecdi hocamızı yad ederek, adını anarak söyleyeyim, o işledi kafama, çünkü bi çocuk 10 yaşında, 8 yaşında nasıl vatansever olur, memleket için parçalanmaya başlar, nasıl hayatını baştan sona bu işe adar, gerçekten böyle bi insan, öyle inanıyorum yani, açıkça işte her mücadelesinde yaptığı savaşlarda, böyle gördüm, ve o yüzden de onun uzantısı yada onun ne olduğunu herkesin bilmesi gereken bi şey olarak gördüğüm için, sonra bu adam çok büyük adam, bütün dünyaya höt len biz daha ölmedik diyecek bir Atatürk, ondan sonra dünya gene bize kancayı takıyor, her şekilde çelme takıyor, ama genel olarak tüm hükümetler, tüm iktidarlar kalben gene vatansever, bi zaman sonra ne yapmışız düzeltiriz diyorlar. Adnan Menderes 1955 te diyor ki, yanlış yapmışız biz artık Ruslarla arkadaş olacağız, İngilizler intikam olarak diyorlar ki, biz sana gösteririz, ve askerler diyorlar, bunu da Mehmet Ali Birant’tan öğrendik, Demir Kırattan, bizim askerler solcu ihtilal yapıyor, onların asılmasına kadar giden hareketi başlatıyor, ne günahı vardı, ama bugün şahit olduğumuz Saddam Hüseyin, Kadaffi'nin sonu nasıl oldu ise Adnan Menderes’inde öyle olmuş, birini harcamaları gerekiyordu, birini harcadılar, ama bizim askerlerimizin üzerinden ama kafalarından bunları yaşıyorlar, bunlar yaşanıyor, aynı şekilde 70’lerde 12 Mart Muhtırası aklımızda çocukluğumuzda kaldığı kadar, 80 lerde 70 den seksene kadar daha doğrusu, 75, 76 yıllarında ortaokulu bitirdiğim zaman, sokaktan sokağa geçmek savaş alanı, ne derler düşmanla şey tarafını atlamak gibi bişeydi sokaktan sokağa geçmek, öyle bi yaşam vardı, o dönemde benim liseyi okuyup bir yere gelmem mümkün değildi, kendimi, askeri okula atmam gerekiyordu… Bunu için ilk gün askerlik şubesine gittim, bu askeri okula nasıl başvurulur, oradan dilekçeleri aldım başvurdum, kazandım, ikisini birden kazandım hem Kuleli hem Deniz, sonra liseye gittim, lisede elimden geldiği kadar iyi eğitim aldım, devletin verdiği fırsatları kullandım, sonra bitirdim, ayrıldım o şekilde devam ettim.

NMA: Çok teşekkür ederim, kırmadınız geldiniz, ağzınıza sağlık, sizi tanımak büyük mutluluktu.

HA: Teşekkür ederim.

NMA: Hoşçakalın.