Prof. Dr. Atilla Senih MAYDA’nın* anısına…
Yıl 2014 olmalıydı, yaşadığım ve uzmanlık eğitimi aldığım kentte sahada kan ter içinde hizmet verirken, iki yıl sonra herkesin anlayacağı, vay anasına demek buymuş diyeceği, kanlı siyasi iklimin öncesinde, puslu havanın hüküm altında iken, yaşadığım ve halk sağlığı uzmanı olarak hizmet verdiğim kentin üniversitesinde akademisyen olmaya sıvanmış, dersimi pek güzel almıştım. İşte o günlerin birinde kader sizi bizi böyle denk getirdi sayın hocam… Söylecek söz kaldı mı? derseniz, evet kaldı, tarihe not düşmek, halk sağlığının kayıp tarihini anlatabilmek adına söyleyecek, dahası yazılacak şeyler kaldı derim şıp diye…
Nerde kaldık, devam diyorum…
HASUDER portaline bir çağrı bırakmıştınız, birlikte çalışmaya gönüllü iş arkadaşı aradığınız yazmıştınız, ben de bir umut çağrıya kulak vermiş, bi türlü kabul görmeyen, nere gitsem, kime başvursam geri çevrildiğim o akademik dosyamla kapınıza gelmiştim…
Hatırlatmak isterim, Düzce’yi hiç bilmem, tanıdık eş dost akrabam da bulunmaz….
Otobüs garından meraklı bakışlar altında üniversiteye yol alırken taksi şoförünün hali neydi öyle?…
Oralı olmadığıma içerlemiş, tek başıma kadın olmamdan rahatsız, neden orda olduğumu dair ardı arkası kesilmeyen soruları bitmeye yakın, tepede kenti makul yükseklikte seyreden üniversite kampüsüne bıraktı beni, sağ selamet, Allaha emanet olmasını diledim, nedense helallik vermek istedim….
Aldı kabul etti…
Merdivenleri çıkıp, bölüm kapısına vardığımda karşıma çıkan ilk kişi değilseniz bile, kısa süre içinde odada belirdiniz…
Laf lafı açtı, odaya bir iki asistan girdi çıktı, sanırım kim olduğumu merak ediyorlardı, oysa biz sizinle, aynı dili konuşan, aynı sıkıntıları göğüsleyen, aynı sorunları dilendiren, yapacakları ve sözleri aklında yığın yığın birikmiş iki meslektaş zaman yolculuğuna çoktan çıkmıştık…
Akşam kalıp kalamayacağım gündem geldi, sabah döneceğimi öğrencince hayatım boyunca yiyip yiyeceğim en iyi hamsi tava için sizin ve ailenizin konuğum oldum, balıkla aramın hiç iyi olmadığına, hamsileri kuyruklarıyla tutup lüp lüp yutan beni görenler elbette inanmazdı.
İlk kez yemesen bu balığa günah olur dediğim yerdeydim…
Oğlunuzun zekası neydi öyle, kız deseniz bir için su, hiç unutmuyorum onları, eşiniz ön koltukla beraber hamsi tava yemeğe giderken iki harika çocukla arka koltukta yaptığım sohbeti tadı hafızamda tap taze duruyor. Denizlere daldık, çıktık fezaya uğradık, olmadı hoop haylimdeki at çiftliğini birlikte kurmaya karar verdik, daha neler neler!!!…
Hepsi bi tarafa, hala kendini bi yere sığdıramamış benim gibi birine acımak yerine, hala bi umudumun var olduğunu hissettirmeniz, bana umut aşılamanız yok mu, işte o aklımdan hiç gitmeyecek…
Kızınıza üzgün olduğumu söyleyin, at çiftliği hayalim suya düştü, belki bin bir zorlukla kabul edildiğim üniversitemde şahlanan halk sağlıkçıları, Bolu beyine inat taze tayları yetiştirme fırsatı bulurum….
Nur içinde yatın, sizi erken kaybettik, özlemle anacağız….*(Uzun yıllar Düzce Üniversitesinde görev yapan Prof. Dr. Atilya Senih Mayda 28 Ağustas 2026 da vefat etti)