Her gün televizyonlarda izlediğimiz ”Yüzüklerin efendisi “ ile sakın karıştırmayın. Bu ,Efendi benim efendin. Canların , canı;ruhların özü,efendim.
Akif’in ifadesi ile ”Kim nerden bilecekti,oysa asırlardır bekleşmektelerdi” dediği,bütün insanlığın kurtarıcısı, efendilerin efendisinden bahsediyorum.”Bütün insanlık meftun O’na “dediği gibi Akif’in ,gerçekten bunalımda olan ,insan mı,hayvan mı?,ne olduğunu bile unutan insanlığın kurtarıcısı için bu ifadeler bile çok yavan kalıyor.
Yine Akif’in ” Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim” ifadesinin, dünyanın dört bir yanında köşe bucak yaşandığı dönemlerdi. İnsanlar mal gibi alınıp satılıyor, kadınlar fuhuş pazarında en mukaddes görevleri analık duyguları yok ediliyor, kız çocuklar diri diri toprağa gömülüyor, güçlü olanlar kardeşlerinin kanını emiyor, her bir köşe fuhuş sahnelerine tablolar çizdiriyordu.
Öyle bunalmıştı ki insanlık, nerdeyse Allahın lütfu ne zaman inecek diye dört gözle bekler olmuşlardı. Bır baba yiğit yoktu.”Çiğnerim çiğnenirim Hak’kı tutar kaldırırım” diyebilecek bir delikanlı yoktu. Diri diri kızlarını gömenler, aslan avcıları da henüz yolunu bulamamış, Onlarda ortama uymak zorunda kalmışlardı. İnsanlığın Âlayı illiyinden-esfeli sefiline düştüğü dönemlerdi.
Oysa, ehli kitap çok iyi biliyorlardı ki; kitapların müjdelediği kurtarıcı çok yakında gelecekti. Ha bu gün ha yarın diye umut ediyorlar, O’nun yetim biri olacağını, bütün kainata hakim olacağını çok iyi biliyorlardı. Bataklık ehlinin figüranları yine sahnedeydi. Bizden olsun taştan olsun der gibi ikinci bir cehaletin içine düşmüşlerdi. Bataklık içinde bataklık, küfür içinde küfür gittikçe büyüyor bir türlü de kabüllenemiyorlardı.
İşte O güllerin Efendisi on dört asır önce, Mekke’nin kızıl kumlarını, kızıl güllere çevirerek dünyaya gelmişti. Annesine defalarca melekler gelmiş O’nun kâinatın efendisi olacağını müjdelemiş korkmamasını tavsiye etmişlerdi. Çünkü O, emin eldeydi. Her şeye hakim olan Allah O’nu muhafaza etmekten geri durmayacaktı. Dünyaya gelişinde bile ümmeti-ümmeti değişi, tüm insanlığın üzerine bir rahmet olarak gönderildiğinin ifadesi idi.
O’nun gelmesiyle dünyada meydana gelen hadiseleri tarihcilere bırakalım. Daha küçüklüğünde süt annesi Halime’nin evindeki değişiklikler O’nun üzerinde tir tir titrenmesi gerektiğinin göstergesiydi.Şam yolculuğundaki Bahira’nın açıktan açığa geleceğin peygamberi olduğunu söylemesi,Tevrat,İncil ve Zebur gibi kutsal bildiğimiz kitaplarında O devrin din görevlileri tarafından tasdiklenmesinden başka bir şey değildi. Bütün bunlar gösteriyor ki ; Efendilerin efendisi aslında müjdelerle bekleniyordu.Çünkü;O âlemin Efendisiydi.
Henüz çocukken, çocuklar arasında neşe kaynağı oluyor,tüm çocuklar Onunla oynamak için can atıyorlardı.Gençlik çağlarında bütün Mekkelilerin ilgisini çekmiş,O’na emin lakabını takmışlardı.Çözülmeyen problemlerin çözüm kaynağı O idi.O’nun geçtiği yollarda huzur,O’nun geçtiği yollarda reyhanlar kokuyor,bütün mevcudat O’nu takip ediyordu.Eline bir taş alıyor,taşlar zikretmeye başlıyor adeta”sen bizim Efendimizsin”diyorlardı.Avucuna biraz su alsa,bir orduyu sulasa bitmiyordu.
Bir gün Taif’e gitmişti. Kutsal görevini tebliğ O’nun en mukaddes göreviydi.Bilmiyordu Taif’liler başlarına talih kuşu konmuştu.Cehaletin zorladığı sınırlarla O’ terü taze ıtır saçan gonca gülü taş yağmuruna tutmuşlar her tarafını kana boyamışlardı.İşte o günkü kıpkırmızı rengiyle ,bu günkü güllere renk vermişti.Zaten O’nun geçtiği sokaklarda güller adeta el pençe divan durur,sonsuz saygıyla O’nu selamlar,bizim sokaktan geçse de kokusundan istifade etsek diye bekleşmedelerdi.Bütün mevcüdat, bütün hayvanat,bütün nebatat O’nu beklemekteydi.Çünkü O,kainatın Efendisiydi.O’nu anan dudaklar bal olup yalanıyor,O’nu gören gözler öpülüyor,O’nu görenler Sahabi oluyor ve gökteki yıldızlara eş tutuluyordu.Her iki cihanın kurtarıcısı oluyorlardı.
İşte O, Efendiydi. Bütün güzellikler O’nda toplanıyor, bütün problemleri O, çözüyordu. İnsanlığın karanlık dünyasına bir güneş gibi inmiş, o kapkaranlık ufukları şafağın yardığı gibi yarıp bir kenara itmiş, iki cihan için yepyeni fikir dünyası oluşturmuştu. Kurtuluşun müjdecisi olmuş, sevgi selini coşturmuştu.O’nu gören insanlar bu simada yalan olmaz diyebiliyor,bataklık ehli ise bir türlü o kör kuyularından çıkamıyorlardı.Nasıl çıksınlardı ki;daracık bir dünya kurmuşlar,kendi kurdukları dünyanın kıralı olmuşlar,çıkar ve menfaatlerinin,şöhretin kölesi olmuşlardı.Çok iyi biliyorlardı Efendimizin Efendi olduğunu.Onlarda görmüştü,ağaçların yerinden söküp geldiğini ve Efendimize selam verdiğini,Onlar görmüştü dağdaki aslanların O’na tabi olduğunu.Onlar görmüştü gökte bir parça bulutun çöl sıcağından her daim O’nu koruduğunu.
Asırlar sonra onlar bilmese de ben biliyorum Ya Rasülallah,Sen benim Efendimsin,Şairin dediği gibi “Kokularla uzaklardan geldin sandım dün gece” Bense ruhumla senin on dört asır önce geldiğini kabul ediyor ve yine kabul edersen, şahadet getiriyorum. Yeter ki sen, o veda hutbesinde selam gönderdiğin “kardeşlerim” dediğin kişilerin arasına dahil eyle bizleri.
Selat ve selam üzerine olsun Ey güllerin efendisi, benim efendim.Bilsen şu günlerde sana ne kadar muhtacız..!