Efelerin Omar (Ömer), Ege'nin küçük bir köyünde, kendi zeytin yağında kavrulan ailenin başıydı. Havaların ısınmasıyla işler başlamış, yaza hazırlık yapıyorlardı. Geniş aile oldukları için hayvanları ve iş sahaları fazla olurdu. Tütün, yonca, karpuz, arpa, buğday, bağ bahçe işleri tükenmezdi. Zulüm gören köylerinde, krom madeni şirketi tarafından sökülen, zarar gören, zenginlere peşkeş çekilen zeytin ağaçlarının odunlarını ağlaya ağlaya topluyorlardı. Zira çocukluğunun geçtiği meyve bahçeleri şimdilerde kirli politikalara heba olmuştu. Zamanında mürekkep yalayıp böğük adam olsaydı, anim Allah gavura adım attırmazdı. Bugünlerde en böğük hayali, okul çağına gelen oğlu Mehmet Ali'yi devlet adamı yapmaktı. Şehre gittiğinde görürdü boynu kravatlı, resmi kıyafetli memurları. Köylerini savunmak için gelen avukatlara ne demeliydi? Giresun'da, Muğla'da, Değizli'de, Hatay'da, Doğu'da köylere altın, mermer, bakır, bilmem ne bulacağım diye çöken zenginlere kök söktüren okumuşları görünce, "Ulen Omar, buva sözü dinlep bi baltaye sap olamadın emme ahdım olsun, Memdeli'yi hükümet kapısından içeri sokacağım," dedi.
Kendi kendine hayaller kurarken hanımının elinden bir bardak su içip tekrar bismillah dedi. İki odun atmadan hayallerinin kahramanı, okul çağına gelen oğlu Mehmet Ali:
—Buva, buva, buva diye bağırdı.
—Ne oluvedi, buvamın adı, ağzımın tadı, deve baken, dedi.
—Buva, okulda çocukla böyük böyük davul çalıyola, düdük öttürüyola. Hepsi ip gibi dattdırı dattda deye yörüyola. Hem sabala gödüm, okulun her tarafını bayraklarla beg göze süslemişle. Neden buva? Nedipba bunla bööle?
—Üle oğlum, boşver, onlara nedcen sen? dedi.
—Anamı deverin buva, merak ettim işte, dedi.
—Aneğinen uğraştırme bene zibidi. Zaten işim çok böğün.
Mehmet Ali işin içinden çıkamayınca başladı ağlamaya. Toprağın içinde kendi kendine attırıverdi. Buvası bu huyunu sevmezdi ama evlat işte. Kızı naz yapardı, oğlu delilik.
Zaten sıcak basmış, yorgunluk çökmüş, moral sıfırdı. Elleriyle büyüttüğü ağaçlar sökülmüş, köylüler eziyet görmüştü. İki yıldır teröristle uğraşsalar kurtulurlardı. Hiç değilse, “Doğuzun dili kurşun,” der temizlerlerdi. Lakin zalim zengin gitmiyordu. Koca devlet yalnız bırakmıştı köylüsünü. Yıl olmuş 2020, millet uzayda çocuk yapıyor, bizimkiler köylüyü zulüm ediyor. “Taş dediğin b..k silmeye yarar. Yerin altındaki taş neyin nesi?” diye kendi kendine söylendi.
Traktörün gölgesine buvalı oğul oturdular. Yaslanılacak dikili ağaç mı kaldı?
*—Şimdi goca oğlum, önce o duyduğun, gördüğün cavır icadı bando. Oldum olası sevmedim. Ne sesini ne çengisini, hepsinden nefret ediyom. Gosgoca Osmanlı İmparatorluğu'nun mehter marşı varken cavıra ayak uyduruyoz. Değize döktüğümüz cavırın zımbırtısından gurtulamadık. Neyse, gelelim çocukların yaptığına. Yarın 23 Nisan çocuk bayramı. Yani sizlerin bayramı. Devletin yönetimini cumhuriyet olarak ilan eden Atatürk, bayramı sizlere armağan etmiş. Eğlenin, mutlu olun demiş. Yalnız önceleri daha anlamlı kutlanırmış bayramlar. Eskinin her şeyi başkaydı ya, neyse. Şimdilerde Irmızan bayramı, gurban bayramı oluyo, millet tatile gidiyo.Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) bayramları böyle mi yaşardı? Nerde galdı akraba ziyareti, böyük göçük hal hatır sorma? Hey gidi hey... Hepsi sözde Müslüman bunla. Milli bayramlar da çok değişti. Eskiden böyle mi olurdu? Çocuklar garip garip kıyafetlerle cavır dansı oynuyola. Nerde benim kültürüm, oyunum, zeybeğim? Üç etekli, top donlu, ezeli bezeli desenli fistanlarımız... Bizlere boşuna mı Goca Efe'le diyola? Heç düşündün mü? Çıplek çıplek gız çocukları, garip garip işle. Bayram dediğin yerli olmalı. Okul okumadım emme eyi bilirim bu işlere. Özenti don g...te bile durmazımış. Kaldı ki cavırın tören tömbeleği gözel olsun. Neyse, Atatürk nasıl ilan etmiş, onu deyiveren. 23 Nisan 1920’de Atatürk, TBMM'yi açmış. Ertesi yıl devletin ilk millî bayramını "Millî Bayram" olarak ilan edivemiş. Sonraki yıllarda Hâkimiyet-i Milliye Bayramı olarak kutlanmaya başlanmış. 23 Nisan'ın ilk defa çocuklarla anılmaya başlanması ise Himaye-i Etfal Cemiyetinin, yani Çocuk Esirgeme Kurumunun, çocuklar için Millî Egemenlik Bayramını fırsat bilerek yardım toplamasıyla başlamış. Daha sonra Meclis'in desteğiyle Kurtuluş Savaşı’nda öksüz ve yetim kalan çocukların korunması ve yetiştirilmesi düşünülmüş. Hatta esnafın 23 Nisan’da elde edecekleri hâsılattan bir kısmını Himaye-i Etfale vermeyi kararlaştırıvemişle.
Okullarda yapılan kermes gibi düşün emi? Yapılan törenlerde çocukların ön planda tutulması, törenlerde gözükmesi, nası diyem böğük adamla gibi ağırlanıvemesi, zamanla Hâkimiyet-i Milliye ve çocuk bayramı olarak anılmasına sebep olmuş. 1929'da Türk Ocakları bünyesine geçince “Çocuk Haftası” diye yedi güne çıkarılmış, ülke genelinde kutlanmaya başlanmış. Daha sonra Amerika'dan esinlenerek çocuklar koltuklara oturtulmuş, kararlar alınmış. Bu hafta içerisinde çocuklarla ilgili her şey yapılmış. Ülke nüfusundan çocuk hastalıklarına kadar her türlü konu ele alınmış.
Hatta Dr. Reşit Galip Bey, bekârlardan vergi alınsın, evlenenlere para ve nişan verilsin, 40 yaşına kadar üç çocuğu olmayanların memurluğuna son verilsin bile demiş. Daha neler neler... Yıllar içerisinde böölece devam etmiş. 1981'den sonra “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak adı değişmiş, kutlanmaya başlanmış Mehmet Ali Efendi, dedi.
Güneş iyice yükselmiş, traktörün gölgesi sıfır noktasına gelmişti ki saatin 12 civarında olduğuna işaretti. Mideleri alarm veriyordu. Lakin Mehmet Ali uyumuştu. Ailecek eşyalarını toplayıp evlerine gittiler. Buvaanne ve dedeleri sofrayı hazırlamışlardı. Mehmet Ali, uyumadan önce yarın 23 Nisan törenlerine gitmenin sözünü almıştı. Aydınlık gelecek onlarla gelecekti. Mutlu olmalıydılar, huzurlu ve sağlıklı olmalıydılar. Hayat yükünün paydaşı, Hatçesiyle beş evlat büyütüyorlardı. Vatana, millete, HAK YOLUNDA beş canpareleri vardı. Ömürleri hayırlı olsun inşallah.
(Şehitlerimize rahmet, gazilerimize hürmetle...)
Anadolu evladı Durmuş TINÇ
*Kaynak için bakınız:
Özçelik Mücahit, 23 Nisan Çocuk Bayramı’nın Ortaya Çıkışı ve
1922-1929 Yılları Arasında 23 Nisan Kutlamaları, Akademik
Bakış
Cilt 5 Sayı 9
Kış 2011,*
Yrd. Doç. Dr., Erciyes Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü
The Emergence of 23 April Children’s Day and the Celebrations From 1922 to 1929[#86476]-73938.pdf https://share.google/Y6oTxPAxmj7QUrqKz
