Değerli okurlarım sizlerden uzak kaldığım için nezaketinize sığınıyorum. Süreçle ilgili hissiyatımızın ifadesi için edebiyatımızın nesir türlerinden hikâyeye sığındım.
Hikâye TDK'nın 2011 basım lügatinin 1100.sayfasında "Gerçek veya tasarlanmış olayları anlatan düzyazı türü, öykü" şeklinde ifade edilir. Süreç içerisinde ve sonrasında Anadolu insanının hissiyatını ve düşüncelerini dile getirmek istedim. İlgili kanun meclisten geçtikten hemen sonra köyümüzün ŞEHİDİ Goca Üsen oğlu Halil İbrahim CERAY'ın kabrini ziyaret ettim. Değerlerine sevdalı müslüman bir Türk genci olarak kabrinde ÖZÜR DİLEDİM. İlerleyen zamanlarda öykümü değerlerim ekseninde kurguladım ve derdimi anlatmaya çalıştım. Hikayemde sadece isimler gerçek olup şehidimizin yakınlarına vefa gösterdim. Esas olan sürecin millet sinesinde açtığı yaradır. Sürç-i lisan ettiysem af ola.)

Küçük Alamanya köyünde yaz mevsimi hareketli ve bereketli geçiyordu. Köylüler tarlada, bağda ve bahçede tarım ve hayvancılığın her çeşidiyle hemhal oluyor adına yakışır bir ekonomik döngüye hareketlilik katıyorlardı. Köydeki başarılı döngünün temel noktası suydu. Atalarımız "Su kaderi değiştirir" demişler. Yıllar önce kapalı sulama sistemiyle başlayan hareketlilik zaman içinde çevre köylerden gelen çalışanlar arasında "Küçük Alamanya" olarak adlandırılmıştı. Köylüler iyi ve güzel olan her şeye sahip çıktıkları gibi mahlaslarını isim olarak benimsemişlerdi. Köylüler önceleri araziye yazları göçek gider, çardak yapar köyde kimse kalmazdı. Evler ve sokaklar terkedilmiş şehirler gibi ıssızlaşır elle sayılır yaşlılar kalırdı.
Eylül ayından sonra köye tekrar göç başlardı. Yazın pamuk dayıbaşılarıyla anlaşanlar, pamuk işçiliğine makina girmezden önce pamuk ovalarına ameleliğe giderlerdi. Teknolojinin işçiliğe ortak olmasıyla gidilmez oldu. Son yıllarda ise durum değişmiş artan ulaşım imkanları sayesinde herkes araziye evinden gider gelir olmuştu. Dolayısıyla gece geç vakitlere kadar löküsle* kırılan tütünler şarjlı tepe lambalarıyla çalışılan gecelere döndü. Her evin önünde kişi başı araç olması müthiş kolaylık haline geldi. Değişen şartlar ile eski usül çalışma koşulları değişmiş insanımız kendine zaman ayırır olmuştu. İş zamanında iş, keyif zamanında keyif. Öyle ki yövmiyeciler fırsatı lehine çevirip şehirdeki insanlardan daha çok kazanır hale gelmişti. Amelenin suyunu eline veriyorsun, evinden getiriyorsun, evine götürüyorsun, yediriyorsun, içiriyorsun, elinde ki ürünü tütünü yere düşmeden aldırıyorsun, müziğini, muhabbetini eksik etmiyorsun ona rağmen binbir nazla ve milyarlarla çalışıyorlar. Bu kısımda haklı olarak fazla dertli olabilirim. 2026 yılında bir çalışanın işverene saatlik maliyeti işin durumuna göre 535 TL'yi geçiyor. İnsanımız aşırı maliyete rağmen konforundan vazgeçmeyince paralar havada uçuşuyor. Doğal olarak yıllar önce yazları sadece cuma günü cuma namazı vakti açılan köy kahvesi artık 24 saat çalışır hale gelmişti.
Harekette bereket var demiş büyüklerimiz. Bacasız sanayide çarklar hız kazanmıştı.
Elbette çalışanlar yılın her mevsiminde köylerine katma değer katıyorlardı. Bu arada okuyanlarına ayrıca kıymet verilirdi. Okuyan gençler marka olacak, devlet millet işlerine omuz vereceklerdi. Yıllar yılı Anadolu insanı halis niyetlerle nice insanlar yetiştirdi. Bu gençlerden
şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayalini kurduğu "Bir elinde Kur'an bir elinde bilgisayar olan ALPEREN gençlik merkezi Küçük Alamanya köyünün altın gençlerinin yeriydi.
Köyün ileri gelenlerinden Alperen ocaklı Zekeriya Hoca köyün ilk gençlik merkezi Alperen Gençlik Merkezini açmıştı. Nitekim Alperen Gençlik Merkezinde yetişen gençler önce hak kelamıyla hemhal oluyor sonra kültürel değerlerle yoğuruluyordu. Bu sistemin oturmasıyla birlikte köy gençlerinin okudukları bölümler dışında altın bilezikleri vardı. Alperen Gençlik Merkezinde yetişen ustalar sayesinde köyün tüm ihtiyacı kendi içinde gideriliyor para köyde kalıyordu. Örneğin elektrik ustası, tamircisi, müezzini, boyacısı gibi köyün işlerine bakılıyordu.
Zekeriya Hoca gençlik merkezinin kapısına "SİGARA İÇİLMEZ HAK YENMEZ" yazdırmıştı. Çocukluğundan beri verdiği savaş ve duruş tertemiz bir neslin hayaliydi. Yetişen gençler her anlamda marka olmalıydı. Bir genç içinde bulunduğu ortamda her haliyle Alperen olduğu belli olmalıydı. Kooperatifin payını unutmamak gerek. Küçük bir fabrika gibi kendi içinde çark dönüyordu. Gençler özellikle kooperatifin her imkanından faydalanıyorlardı. Gençlik merkezine yolu düşenler yeteneklerine göre mutlaka bir işe başlatılır, desteklenirdi. Milli Eğitim ve Diyanet gibi ilgili kurumların desteğiyle adeta nesil fabrikası haline gelmişti. Okumuş, atanmış atanamamış gibi boş muhabbetler olmazdı. Reşit olan her genç sisteme dahil ediliyor en kısa sürede refahına kavuşuyordu. Nitekim Alperen gençlerden biri şehidimizin ablası Durdu geliştirdiği e-koop uygulamasıyla ülke genelinde ödül almıştı. Geçmişte hayali kurulan, emek verilen canlar bugün altın devrini yaşıyordu.
Köyün bir başka Alpereni öğle vakti kahvehane kapısını hışımla öyle çarparak çıktı ki camlar aşağı inmiş önüne çıkan Goca Üsen dedeyi ittirerek yönü aşşağı koştura koştura gitti.
Goca Üsen:
–Ne oluyor ülen cavırın eniği. Önüğünü baksene sen. Ezcemin beni gabbecik, dedi.
Ürken eşeğini kasığını çıkarıp, semerini alarak önüne bi torba saman koyup kahvehaneye geçti.
Goca Üsen dayı köyde eşekle gezen tek kişiydi. Yaşı ileri ama divriydi. Ekonomik durumu iyi olmasına rağmen "Şehit oğlumun hatırası" diyerek:
–On dene goca motora değişmen ben buna agideş, derdi.
Kahvehaneye girince selam verip boş bir masaya oturdu.
–Oğlum Ümit. Ünden bi çay ve baken bene. Gerenci suyundan** olsun emme dayım, dedi.
Goca Üsen dayı evinde radyo dinlemesine rağmen kahvehaneye gelince mutlaka televizyon izler oturacağı masayı ona göre seçerdi.
Çayı getiren kahveciye:
–Oğlum Ümit gavenin hali ne böle. Halıl İbram ne diye fırladı getti öle, dedi.
Gaveci Ümit:
–Üsen dayı haberleri izlepduruduk. Teröristlere af çıkarceklerimiş. İt'i mecliste gonuşturceklerimiş. Genç adam dayanemeyince bağırdı çağırdı gitti vadı. Gole değil Üsen dayı abesi şehit olalı da kaç ay oluve di ki da?
Goca Üsen:
– Televizyonun sesini accık verin baken. Çekilin baken hem hurdan, dedi.
Televizyonda gördüklerini kafası almadı, yüreği kabul etmedi. Çoktandır duyduklarına kulak asmadı ama korktuğu başına geldi. Mecliste zılgıtlar çalınıyor, terör örgütü partisiyle bizimkiler kol kola halay çekiyor "it'e af" bile yazamıyorlar utanmadan övgüyle bahsediyorlardı. Daha düne kadar Apo asılsın diyenler bugün Apo nasılsın? Diyordu. Farklı şehirlerde ki gövde gösterileri yok mu? Nice vatan evladını delirtiyordu.
Goca Üsen dayının, köyün okumuş gençlerine itimadı sonsuzdu. Hemen her konuda hangısı olsa fikirlerini alırdı. Etrafına bakınınca dediğini etmiş Dinellerin İsme'yi (İsmail) gördü. Bi çayda İsme'ye söyleyerek yanına oturttu.
–Üle oğlum sen mürekkep yalamış adamısın. Benim kafa basmeyo gari. Hu süslü garı ne deyo deyve baken, dedi.
İsme çayından bir yudum alarak ülke gündemine bomba gibi düşen utancı şehit buvası Goca Üsen dayıya anlatmaya çalıştı. Kaçmak istedi kaçamadı. 1977 yılında Şanlı Urfa'da (Viranşehir veye Suruç) şehit düşen oğlu Halil İbrahim'in eşeğinin neslini binmeden hatırası diye saklayan adamcağıza ne desindi.
İsmail:
–Üsen dayı devletin işine garışılmaz. Devlet aklı deyola. Beklep gömek ilazım
Goca Üsen:
–Üle olum lafı evelep geveleme. Çerçeve dediğin pencerenin olur kapının olur. Gözecem anlet bakem. Ne çerçevesiymiş bu.
İsmail:
–Üsen dayı devlet çoktandır bunun hazırlığını yapıyor. Mecliste görüştüler konuştular muhalefeti iktidarı bir olup kanunu onayladılar. Bak herkes gülüm balım mecliste. Hepsi olu deye oy vemişle. Öbürkenle gararsızımış.
Goca Üsen:
–Ülen muhalefetle iktidar nezman anleştile de bu işte bi oldular. Bu it çıkcek mi çıkmecek mi onu deyve baken.
İsmail:
–Üsen dayı hindi bu kanun hu demek. Öle cahil kafasınan duyulannan ezbere gonuşuvemecen. İnternette meclis gaynaklarında ne yazıyo okuvecen. Hindi Üsen dayı bu kanun gaynaklarda 7595 sayılı kanun “Terörsüz Türkiye çerçeve yasası” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanundur deye başleyo. Göze dinle okuvecem.
Goca Üsen:
–Ne güçlendirmesi ne bütünleşmesi olum. Delirtme adamı. Ülen bu ülkede terör mü va? Hanı bunla ne va ne yok temizlediledi. Ülen biz yılladır bu it'in, itlerin idamını beklepduruz. Ben goca oğlumu boşuna mı toprağa vedim. Anca giden Halıl ıbram abisini ne deye şehit vedi.
İsmail araya girmek istedi başaramadı. Sohbetin başında yaşayacakları aklına gelmişti. Goca Üsen devam etti.
–Ben ganun manun bilmem agideş. Ben ganunu ganla yazdım. Yüreğime akıttım. Evlatsız galdım. Bizim suçumuz neydi? Neyi yanlış yaptık? Evlat istedi vedik. Can istedi vedik. Üç guruşumuzdan vergi istedi vedik. Ülen bu itle ne vedilede ne alcek oluyola. Delirtmesinle adamı. Villa isteyomuş, garı isteyomuş utanmadan. Ülen bu cavırı damızlık mı etceniz utanmıdan.
İsmail:
–Üsen dayı daha okuceklerim va. Gözecem anlayalım öreneverelim.
Goca Üsen:
–Gerek yok evladım. Zaten habarladakınnan senin okudukların farklı değel. Benim devletim itle bazarlık yapmaz. Gereken neyse yapa başımızı eğdirmez. Eğdirmemeli. Dağda gezenle, düşmanla bazarlık olmaz. Sıkasın kafasına sevaba giresin. Bak aşamları ava gideyoz. Heç elinde galeminnen, şekerinen doğuz avına gideni gödün mü? Hayır. Asılıvedin mi goca olanı güüümmmm dedirdivedin mi? Sesini duysa sabaha gıda gelmez. Bideneciğini öldürüvedin mi sürüsü gelmez. Ülen bu itlerin doğuzdan farkı ne? Uyum sağlencemiş. Neyin uyumu? Hadı çekilin etrafımdan, dedi.
Yırtılmış, eski cüzdanından şehit oğlunun fotorafını çıkarttı nemli gözleriyle uzun uzun baktı. Bu arada diğer oğlanları Kenan, Veli, Cenan, Mustafa sırayla kahvehaneye geldiler. Eski ve güzel bir gelenek olarak köyün gençleri kahvede büyüğü varsa kahvehaneye girmezdi. Oyun asla oynanmazdı. Goca Üsen dayı oğlanları görünce hemen cüzdanı cebine soktu. Oğlanları kahvehaneye geçsinler diye evine gitmek için toparlandı.
–Kenan olum aben emaneti eşşe alıngelin eve, dedi.
Ağabeyleri Veli anlamak için sordu
–Ümit buvamın hali ne böle? Kimi gızdı, ne oluvedi.
Gaveci Ümit:
–Abe buven haberleri görünce canı sıkıldı. İsme (İsmail) anlatme çalıştı. Dinlemedi. Gerçi hiçbirimizin dinleyesi yok olan bitene.
Halıl Ibram dayanımence gırdı döktü gitti vadı.
Veli kardeşlerinden Mustuva'yı eşeği eve götürmesi için gönderdi.
Cenan:
–Çokdandır bundan korkuyodum. Eğer bu iş, bu süreç düzelmezse buvam çoğu vamaz gibime geliyo abe.
Kahvedekiler kendi aralarında sohbet ediyorken bağrış çağrış duyuldu. Goca Üsen dayı Goca Hasan'ın bakkalının orda bekmez aharının önünde yığılıp kalmıştı.
Süreç, vatan millet değerler uğruna can verenlerin yanında onların sevenlerini, atalarını da toprağa düşürmüştü. Oğlundan yıllar sonra Goca Üsen dayı şehidinin yanında yerini almıştı. Toprağa düşünce ölünmüyordu lakin unutulunca dağlar taşlar dile geliyordu.
"Şehidim rahat uyu nöbetteyim
İtlere inat her zaman tetikteyim
Devran döner kış geçer bilirim
Baharlar bizim rahat uyu ŞEHİDİM"
DT/dkn
