Millet olarak yüreklerimiz paramparça, gözyaşlarımız sel oldu, su oldu ama ne ocaktaki yangını söndürdü, ne yürektekini.
Rabbim hiç kimseyi böylesi bir acıyla baş başa bırakmasın, bu şekilde imtihan etmesin.
Olay yürekleri öylesine parçaladı, haneleri öyle perişan eyledi ki, annelerin, babaların, eşlerin, çocukların yürekleri yanacağına varsın sobalarımız yanmasın demeye başladık.
Bu şartlar altında çıkarılan bir kömürü gönül huzuruyla vicdanlar sızlamadan nasıl yakabiliriz ki?
Üşümeyi tercih ederim şahsen.
Ahirete hatimlerle, dualarla yolcu ettiğimiz şehitlerimize rahmet diliyorum.
Yalan dünyanın cehennemini üç günlük ömürlerinde en acı şekliyle yaşayarak, geride boynu bükükler bırakarak veda ettiler dünyadan.
Rabbim öbür dünyalarını cennet eylesin inşallah.
***
Başta deprem olmak üzere yıllar yılı ülkemiz kömür ocağı faciası gibi acı felaketler yaşamıştır.
Yetkililerimiz, siyasilerimiz felaket bölgesine gelir, devlet büyüktür, yaralar sarılacaktır, borçlarınız ertelenecektir türü beylik laflar ederler.
Aradan zaman geçer, gelinen noktada vatandaşın yüreğine su serpecek bir sonuç çıkmaz.
Mahkemeler yıllarca sürer, deliller kılıfa uydurulur, faciada ihmali olanlara göstermelik cezalar verilir, vatandaş umutsuzluğa sevk edilir.
Yaşananlar ortada.
Depremde yıkılan koca koca binalar altında kalan vatandaşlarımız hayatlarını kaybettikleriyle kaldılar.
Sorumsuzlar hala meydanlarda.
Afyon’da patlayan cephaneliğin sorumsuzları hala belirsiz.
Daha önce maden ocağında yaşananlar unutuldu gitti, iyileşme adına yapılan pek bir şey yok.
Umarız buranın sorumsuzlarının akıbeti de millet olarak yüreğimizdeki yaraları yeniden kanatmaz.
***
Basın olayı etraflıca günlerdir işlemekte.
Olayın oluşuyla ilgili bilgiler; soruşturmalar, incelemeler sonunda netleşecek.
İhmalin olmamasını arzu ediyoruz.
Ancak yazılıp çizilene bakılırsa ihmal var.
Dünya Maden sektörü uzmanları, ”Türkiye’de maden işletme standartlarının oldukça düşük olduğunu, devletin bu standartla ilgili yönetmelikleri kâğıt üzerinde yaptığını, denetleme anlamında standardı yakalama imkânı görülmediğini ve ayrıca Türkiye’deki maden üretim biçimi teknolojisinin eski olduğunu” söylüyorlar.
Maden Ocağı İşletme yetkilileri ile devletin resmi ağızları beyanlarında, “ Denetlemelerin düzenli yapıldığını yönetmeliklere aykırı bir durumun söz konusu olmadığını” söylüyorlar.
Mevcut yönetmeliklere göre bu oranda bir facia, bir felaket yaşanıyorsa o zaman o yönetmelikte bir sıkıntı var demektir.
Yönetmelikler dünya standartlarına göre güncellenmemiş anlaşılan.
***
Cumhurbaşkanı olay dolayısıyla geldiği Soma’da; “Gelişmiş ülkeler bu acıları, bu felaketleri yaşamıyor, riskleri, ölümleri minimize ediyorlarsa bizim de yapma zamanımız gelmiştir” diyor.
Elbette bizim de yapmamız gereken çok şey var mutlaka.
Devletin ilgili kurumları neden aynı acıları bu millete tekrar tekrar yaşatırlar?
“Yaşam Odası” denilen hayat kurtaran tedbir alanı oluşturulması gerektiği, gelişmiş ülkelerde böylesi tedbirler alındığı, bizde neden alınmadığı yönünde sorgulamalar yapılıyor haklı olarak.
Bir gazetenin iddiasına göre de, maden ocağı sahibinin İstanbul’da sahip olduğu gökdelenin bir dairesinin parasıyla bu işçileri bugün belki de hayatta bırakacak “yaşam odası” denilen tedbir alanı oluşturulabilirmiş.
İşte beni kahreden de bu ya: vicdansızlık, merhametsizlik, açgözlülük, alın teri hırsızlığı, sömürü, sahipsizlik...
Yerin altından çıkarıp toprağın altına gömmek mi vazifen ey devlet?
Vazifen; insan gibi yaşatamadığın, emeğinin karşılığını bile alamadan boğaz tokluğuna yaşamak zorunda bıraktığın insanın hakkını korumak, teslim etmek değil midir?
Birilerinin ocağı sönerken, geride gözü yaşlı yetimler bırakırken; bacası tütenlere, işçilerin sağlığı için ocağa gerekli yatırımı yapmayıp da yatırımı gökdelenlere yapanlara seyirci kalmak mı vazifen?
***
Sosyal medyada bir swot analizi dolaşıyor.
Güçlü yönler: Ortak acı, milli birlik ve beraberlik
Zayıf yönler: Duyarsızlık, düşüncesizlik, gereksiz holiganlık
Fırsatlar: İnsanların acısından nemalanmak, medyada fonda acıklı bir müzik ve anlamsız aptalca şiirler, methiyeler…
Siyasetçilerin kana, ete susamış hamleleri…
Tehditler: Bu yaşananların unutulacak olması, kimsenin sorumluluk almaması, halkın çabuk unutması, uyanamaması…
Anlamlı bulduğum için ve aynen katıldığım için paylaşıyorum ben de.
***
Son sözüm imam efendiye.
Hani musalla taşına koyup namazını kıldırdıktan sonra cemaate dönüp de, “ Ey cemaat, mevtaya hakkınızı helal ediyor musunuz” diye soruyorsun ya?
Gel şimdi öyle yapma!
Maden ocağında ilgisizlik deryasında dumandan zehirlenen şehitlerimizin cenaze namazını kıldırdığında bu sefer cemaate dönme yüzünü.
Tabutunun içinde Rabbimin cennetine hazırlanan mevtaya seslen ve de ki:
“Şu anda arkamda saf tutan, yetkisi olup da kullanmayan yetkiliye…
Hatırlının hatırı için, oy kaygısı için seninle ilgili yasaları çıkarmayan, çıkardığı yasaları uygulatmayan siyasilere…
Aidatlarını aldığı halde senin hakkını aramayan sendika ağalarına…
Sırtından kazanılan paralarla senin hayatını kurtaracak yatırımı yapmayıp da gökdelenlere yapan ağa babalarına hakkını helal ediyor musun?”
Böyle de…
Eğer ses gelmiyorsa, sükût ediyorsa bil ki “Sükût ikrardandır” misali hakkını helal etmiyordur.
Geride kalan gözü yaşlılar, boynu bükükler ve nihayet Allah bu hazin tabloya şahittir.
Daha başka bir şey sorma imam efendi…
Sorma imam efendi…
