Aslan bir gün , tilki ile kurdu yanına çağırıp “Gelin beraber ava çıkalım. Size avlanmayı öğreteyim” demiş. Tabi krala itiraz etmek ne mümkün? Aslanla birlikte çıkmışlar ava. Aslan bütün hünerini sergileyip, bir saat içinde bir geyik, bir keçi bir de tavşan avlamış. Avları getirip ortaya koyduktan sonra kurda seslenmiş, kurt kardeş, haydi bakalım şu avları bir güzel taksim et, demiş.
Kurt avların üzerinde şöyle bir göz gezdirdikten sonra: Sayın kralım, siz en büyüğümüzsünüz. Haliyle geyik sizin hakkınız. Eh, ben de tilkiden büyük olduğuma göre keçi bana düşer. Tilki de tavşanla idare etsin artık, demiş. Taksimata sinirlenen aslan bir pençe darbesiyle kurdu yere sermiş, haddini bilmeyen kurt cezasını canı ile ödemiş.
Sonra aslan tilkiye dönüp, haydi bakalım tilki, avı paylaştır, demiş. Tilki biraz düşünüp sayın kralım: Şu geyik sabah kahvaltınız, keçi öğle yemeğiniz, tavşan da akşam sofranız olsun demiş. Aslan şaşırıp böyle güzel taksim yapmayı kimden öğrendiğini sorunca tilki: Şu yerde upuzun yatan kurttan öğrendim, cevabını vermiş.
Türkiyemde korku imparatorluğuna doğru gidiyoruz. Baas rejimini duymuştuk ama yaşamamıştık. Yavaştan hissetmeye başladık. 2008 yılında Suriye’ye gittiğimde Esad ve Baas partisi hakkında gözlem yapma imkânım olmuştu. Bırakınız Şam’ı en ücra köyünde bile Esad aleyhinde bir tek kelime konuşamazsınız, çünkü istihbarat devleti, çünkü egemenlik milletin değil, korkunun egemenliği!  Sözde demokrasi var, ikinci bir partinin adı var belki ama kendi yok. Her seçimde %70-80’lerle iktidar olan bir parti var. Hem de açık oy, gizli tasnif yoluyla.
Hukuk; Tıkandı Baba, kolluk kuvvetleri; hükümeti kollamakla mükellef (yoksa bir ayda iki kere yer değiştirmeyi göze alsın), halka korku salınmış… Tek adam olmanın verdiği özgüven mi? Yürütmenin kontrolüne geçen yargının gücü mü bilmem ama insanlar korkuyor, bu bir gerçek. Hem de kendi oylarıyla iktidara getirdiği insanlardan korkuyor. Kimsin ulan sen! Olsan olsan % 1’sin dedikleri insanlar; miting söylemlerinin yarısını teşkil ediyor. Ama para basıp, polis teşkilatını kuran, özerklik söylemini aleni dile getirenlere tek kelime edilmiyor. Demokrasi öyle bir şey ki, bırakınız yüzdeyi, binde birin bile hakkı-hukuku söz konusu. İneği ete dönüştüren kasabı örnek alanlar, interneti kısıtlayarak daha fazla özgürlük, MİT’e öldürme yetkisi vererek güven vaat ediyorlar!?
Bir din adamına, hakaret repertuarından söylenmeyen parça kalmadığı gibi bir de çok meraklıysan gel parti kur deniliyor. Bir futbol kulübüne çökülmeye çalışılıyor, suçluyu soranlara onlar yaptı deniliyor. Söz hakkı kulübün taraftarına geldiğinde, onlar da çok meraklıysan bırak başbakanlığı da kulüp başkanlığına aday ol diyor. Diğer taraftan cemaat sever işadamları tarafından kurulan federasyon hakaret ve iftiralara daha fazla dayanamayıp; Siyaset para kazanmak için yapılmaz, millete hizmet için yapılır, zengin olmak isteyen vekillikten istifa edip iş hayatına atılsın, diyor. Artık birileri de çıkıp demeli herkes işini yapsın ama ADAM GİBİ yapsın ama nerede… Yerde yatan ölü kurttan dersini almış millet. Kürsülerde hakaretin bini bir para ama sakın o ayakkabı kutusunu balkondan sallama. Neden mi? Çünkü “Burası artık korku imparatorluğu!”