Benim derdim,bir kanser hastalığı değil.Olsaydı onu da severdim.Benim derdim bir veba hastalığı değil. Olsaydı onu da severdim.Benim derdim,bir kolumun eksikliği,bir bacağımın eksikliği veya her hangi bir uzvumun eksikliği değil olsaydı,onları da severdim.
Çünkü ben o hale geldim ki; Allahtan gelen her şeye,cefada olsa ,sefa da olsa hoş geldin diyebilecek olgunluğa eriştim.
Hani Mevlana diyor ya ;”Hamdım,Piştim,oldum” galiba bizlerde o çağa geldik.Dün Deli Dumrul’un hüküm sürdüğü devrelerden soğuk sular içerek geçtik.Batı ırmaklarına boynumuzu uzattık,Donkişotları yudumlamaya çalıştık ama boğazımızdan geçmedi.Asya’nın soğuk suları ,Avrupa’nın akıl almaz yalanları bize demire verilen çelik misali kendimize dönmemizi sağladı.Asıl aradığımızı Orta Asya çöllerinde bulduk. Ilık ılık yüreklere akan ,her akışında da yeni dünyalar önümüze süren o sevgi atmosferini yakaladık.Biz onu mu yakaladık yoksa o,bizi mi yakaladı bilemem ama yaratıcının bizim üzerimizdeki ilahi tecellisi o anda zühûr etti ve biz insan olarak yaratıldığımızı anladık.
Ahmet-i  Yesevi’nin yüreklerimize doldurduğu bu sevgi atmosferi, yaktıkça yaktı ,kavurdu bizi.Deliye mi döndük, veli’ye mi döndük anlayamadık.Akdıkcaçoştuk;çoştukcaçağladık.Zaman oldu  küçük bir Türk boyundan koca bir devlet olduk.Zaman oldu en şanlı dönemlerde Göktürk devletiolduk,yürüdük yürüye bildiğimiz kadar.Ne zaman hızımız kesilse at değiştirir gibi hedefe kilitlenmiş Hakanlar değiştirdik ama hep aynı hedefte yolumuza devam ettik.Zaman oldu Selçuk’lu olduk. Hep tarih sahnesinde O yüreğimize düşen ateşi aradık.Zaman oldu Osmanlı  olduk Yüreğimizdeki ateşe biraz daha yaklaştik.Kendisini göremesek de “İstanbul’u fetheden asker ne güzel askerdir,İstanbul’ufeth eden komutan ne güzel komutandır “müjdesine nail olduk,işte  o meftun olduğumuz derdimizin azda olsa ilacına kavuşmuş olduk.İstanbul’da Fatih olduk.
O dert ki; yaktı bizi. Ayak izlerine yüz sürelim dedik Mısırda Yavuzolduk.Soğuk sular içeceğimizi,biraz rahatlayacağımızı düşündük,oysa ikikat daha derde düçarolduk.İslam dünyasına Halife olduk.Efendimiz in  tüm dertlerine meftun olduk.Sırtladık omuzlarımıza.Allah’ın kullarına çekemeyeceği yükü sırtına yüklemez dedik ve kainatın dört bir tarafına Kur’an’ın ismini, Rasülullah’ın ismini veRabbimin ismini duyuralım diye yola çıktık.Kim nerden bilecekti ki; Allah’ın bütün mevcüdatı bir annenin yavrusundan daha çok sevdiğini.Kim nerden bilecekti ki;Rasülullah’ın Tek derdinin Onun ismini bütün kalplere Yerleştirmek istediğini.Kim nerden bilecekti ki;insanların bozuk düzen kanun diye uydurduklarının insanlığı bataklığa sürüklediğini.İnsanları Yaratıp tanıyan ve Onlara en uygun  Nizamın Kur ‘an olduğunu nerden bilecekti.İşte, bizim derdimiz de bu oldu.
Biz, bir Millet olarak deli gibi sevdiğimiz bu dert uğrunda zaman oldu, dağ olduk göçtük bataklık yığınlarının başının üstüne, kurutalım bataklığı diye.Zaman oldu çoştukseller gibi aktık leş yığınların beyninin üstüne, temizleyelim kimse kokusundan etkilenmesin diye.Tarih sayfaları notlar düştü üstümüze.”Bu milletin elinden Kur’anı almadığımız sürece Onları mağlup etmemiz mümkün değildir” diye.Onlarda biliyordu, bizi” biz “eden İmandı.ÜstadBediüzzaman”İman insanı insan eder, hakiki imanı elde eden kişi kâinata meydan okuyabilir”,diyordu.Ölüm korkusu yoktu bizde.Çünkü,öldükten sonra en büyük mertebe olan “şehitlik” bizi bekliyordu.
Ve döndük içimize Ahmet’İYesevi’den aldığımızyürek diliyle,Yunus olduk Çağladık gönüllerde gür gür.Horasan Erenleri olduk yağdık Anadolu’ya yağmur gibi Melik Şah’a zemin hazırladık.Yer yer Hacı Bayram Veli olduk,Mevlana Olduk Aksemseddin’ler olduk,Üftade  Hazretleri olduk ve zamanın sahibi Bediüzzaman  olduk, yüreklerde çağlayıp coştuk.Bu uğurda koştururken;Birkaç kişiye ayağımız çarpmış,omzumuz sürtmüş ne ehemmiyeti var?.Ama yüreklerde sönmeyen bir meşale gibi parlayan bu sevgi varyagüneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlı” diyor Peygamberimiz.
Millet olarak biz bunun delisiyiz. Onun için mayısları seviyorum. Çünkü Fatih’i hatırlıyorum. Sadece Onun müjdesine nail olmak için nelere katlandığını düşünüyor ve seviyorum. Günümüzde de isimsiz kahramanlar yine tarihin tekerrür etmesi, bu milletin asli vazifesini yerine getirmesi için yüreklerdeki kıvılcımı ateşlemeye çalışıyorlar. Bilseniz onlara Ne kadar meftunum.Üstad Necip Fazıl,bu millet için; “Boş bir arsaya atılmış odun yığını gibidir.yıllardır üzerine yağmur yağdı,kar yağdı,yetmedi Avrupa’nıneracifiüzrine aktı “ama o yığınlar arasında duran mutlaka bir kıvılcım noktasının olduğunu söylüyor.O noktayı bulup,ateşlemeyi gerçekleştire bilirsek tarih sahnesinde tekrar yerimizi alabileceğimizi söylüyor.
Bu inceliği bütün teferruatıyla herhalde Fethullah Hoca yakaladıki,Hemen hemen altmış yıldır yetiştirdiği talebeler  TabtukEmrelerin,Yunus’ların,Mevlana’ların Hacı Bektaşi Velilerin..v.b  görevini yerine getiriyor,sessiz sedasız yüreklere yerleşirken;Allah’ın ismini bugün dünyada duyurmadıkları ülke hemen hemen kalmadı desek yeridir.Allah’ın ismini Dünyanın en ücra köşelerine yaymaya çalışan bu  isimsiz kahramanları ne kadar sevdiğimi ,sessiz bir çığlık gibi haykırıyorum.Çünkü Onlar Akif’in ifadesiyle,”Oruku olmasa dünyada eğilmez başlar” deyip,bütün zorluklara katlanarak;Necip Fazıl’ın,”Acı bir lokma zehirle pişmiş aştan/Ve ayrılık anadan bacıdan kardaştan” ifadelerinin bizzat görüntüsü oluyorlardı.
Fethullah Hocan Efendinin başlatmış olduğu bu hizmet hareketi millet olarak bizim derdimiz.Millet olarak yüz seksen ülke varlığımızı,bütün kainatı kucakladığımızı, bizden sevgi hoşgörü ve adaletten başka bir şey görmediklerini,insana insanca davrandığımızı gördüler kabul ettiler.Çünkü bu haraket Peygamberimiz (s.a.v)’ın ,yolu,Allah’ın yolu.29 Mayıs’a yaklaştığımız şu ğünlerde İçimizden  üç beş kişinin memnuniyetsizliği olsada ne çıkar. Her devirde  Ebu cehiller mutlaka olacaktır.Fatih’in derdiyle dertlenip, derdini sevenlere selam olsun..!