Geçen hafta sonu çocuklar kadar şendim. Bir görseniz, hani yeni alınmış bayram elbisemi giyinmiş kız çocuğu günlerimdeki gibi, ya da havada para kapıp mendilime doldurduğum köy  düğünlerinde olduğum gibi, hani  yıllar sonra çook gerilerde kalan bir çocukluk arkadaşınıza yol üzeri rast gelirsiniz de, kendinizi hala yedi kiremit oynar gibi hissedersiniz, işte öyle bir şeydi…Yıllar sonra 94 çıkışlılar olarak kahvaltıda bir araya geldik. Çocuklar gibi şendik,yedik, içtik,eğlendik.
   O sabah sarı şeker kız arkadaşım beni  durak üzeri yoldan aldı. Kim derseniz bu; 35.5 deriz onlara, kendilerini bizlerden ayrı tutan fanatik egelilerden biri. Görüp te doyamadığınız, bakıp ta inanamadığınız, sarıp ta sarmalayamadığınız,  azıcık fesatsanız  kusur aradığınız kadınlardan biri yani..Ne zaman görsem yüreğimin bir yarısını  vermeye hazır olduğum, sınıfın en güzel kızının arabasında, önde yakın bir arkadaşı arkada ben oğlu ve bir başkası şeklinde kahvaltı salonuna kamyoncudan hallice, sora yanıla vardık. Herkes ordaydı.   Ay heyecan basıyor yazarken; ben, Bahar, Elçin, M.Bamsı, Adil, Ali, Müjgan, Süreyya, Deniz, Kutay, Şebnem, Murat,,,, kim varsa bizden kalan oradaydı. Sadece gelenler değil, haberi olmayan, bize erişemeyen, yurt dışına yolladıklarımız da dahil, hatta bizimle başlayıp bitiremeyenler, allahın rahmetine erenler bile ordaydı. Gene bir aradaydık, tıpkı eskisi gibi…
      Közde biberleri alabilir miyim? sizin taraftan dedi, plastik cerrah arkadaşım.  Göz kapağındaki sinek ısırıklarını maskelemek istercesine, estetik bi kaygu için herhalde, kara bir  gözlük gözünde, tatlı tatlı konuşmaya devam etti. Biliyo musun sarı gelin kız kardeşinle aynı yerde çalışıyo muşuz, sonra öğrendim. O da senin gibi hala evli değil, üç üniversite derken eee artık sırası geldi diye ekledim. Bu arada nefis İzmir tulumlarını bütün bütün mideye indirmiş halde, karşı tarafa verdiğimiz köz biberleri, acısı alınmış çemeni, yağ bal katmalı kayık tabakta kalanları kesmekteydim. Eeee cancazım iş bilenin kılıç kuşananın,bak sınıfın en aykırı sıra dışı kimliği idim, ben bile evlendim, üstüne çocuk bile yaptım. Durur mu kara gözlüklerin ardından fırtına gibi yanıtladı, erkek dünyası çalışma ortamında olabilir miyişte, zaten fazla özgür adamlarmış evlenilir miymişte, adam mı kalmış bu devirde, derken hemen yan sandalyede  ailesi ile oturan, mühendis eşinin değiştirip şekil verdiği genel cerrah arkadaşıma gözüm takıldı, yanlarında kıpır kıpır sağlıklı biri kız bir oğlan, sen dur hele dedim, ağzımda bi ton lezzet karışmış halde,tekte kaldım ama, bir tane bi tanedir, anacım sende şu cerrah arkadaşlarına biraz cesaret ver yaaa, sokulabilirsin dememle, yanıt indi, kardeşin farklı mı sanki sarı gelin..Orası öyle tabii
     Sol omuz üstünde kendi hallerinde takılıp gülüşen sarı şekerin oğlu ve kız arkadaşına, Ankara’dan  katılan bizlerden biri diye tanıttığımız akademisyen arkadaşa , yanımda 20 yıla meydan okuyan hala en güzelimiz  sarı şekere, sonra ailelerimizle daha da büyüyen bu sıcak, içten, fitnesiz, ficirsiz hekim kalabalığına şükranla baktım.Eski günler ve anılar aklıma takılırken hem de,  için için ağlarken hem de,yaa İzmir de olmak varmış, anasını satayım diyemezken hem de…İşte öyle bir şey…