Allahım nasıl yağış oldu bu yıl. Üstelik yaz ayında, İstanbul Mega Kentinin ortasında ve sağanak halinde.. Hava tahmin raporları çok kereler benim hayatımı kurtardı. Beni hatadan alıkoydu,  tehlikelerden korudu, ama bu kez öyle mi yaa… İşte bu gün, Yedi Tepeli kentte, göz, gözü, insan insanı görmezken,  sokakta bizi esir alan, kanalları ve alt geçitti tıkayan metro istasyonuna kaçışı zorunlu bırakan, genç birinin önümüzden yalın ayak kan revan halde koştuğu ve tüm bunlar olurken ben ve ailemin orada olduğu sel öyküsü ile karşınızdayım.  Hey hayt, boşa demiyorlar bilim insanları, küremiz ısınıyor, dikkatli olun,  yaz ortası sağnaklara, kış ortası sıcaklara, akarsu kurumalarına, kuyu suyun çekilmesine, delta suyu kayıplarına diye?. Ne hikmetse özellikle de sellere dikkat çekiyorlar. Uyarılara şöyle bir dönüp baktığımda Amerika’nın falanca sosyetik sahillerini vuran kasırgalar, tufanlar ya da siklonlar değil, düpedüz sellere işaret ediyorlar. Ah nerden bileyim ben, o gün o yerde, ayağıma giymeye kıyamadığım, bakmaya doyamadığım boncuklu son trend ayakkabımla sellin azgın sularında kalacağımı, çıkamayıp bocalayacağımı, İstanbul Üsküdar iskelesine doğru sürükleneceğimi ve de birkaç meraklının benim gibi bir selzedeye yardım etmek yerine, akıllı telefonları ellerlinde,  olanı biteni tüm çıplaklığı ile kaydedeceğini “ yetişin bacılar yardım edin ağabeylerim ablalarım” derken, kayıt altına alınacağımı, nerden bilebilirdim. Her şeyin bir ilki vardır, ben de çoğu zaman sıcak koltuğumun yumuşak kıvrımları içinde, elimde kumanda son teknoloji düz kare ekrandan  selle ilgili medya haberlerine denk gelmişimdir.. Ağaca takılanlar, araba içinde  mahsur kalanlar,  imdat çığlığı atanlar, sel sularının ortasında yardım beklerken ecel terleri dökenler vb…Ama bir gün gelip te sel suları içinde sürüklenebileceğimi  hiç bilmezdim.  Dedim ye her şeyin bir ilki vardı, bende o ilki yaşadım..
   Olaylar tamı tamına şöyle oldu;  Havanın gün ortasında karardığına, ölüm kokan bulutların havada yoğunlaştığına, fırtınanın kopmak üzere olduğuna aldırmadan, sadece bir şemsiyenin korunması altında, Kumkapanı metro istasyonuna doğru güvenle yol aldık. Yolda başlayan yağmur hızını artırınca önümüzden olanca hızla geçen gencin bıçaklanmış olduğunu fark etmenin korkusu ile, karşımıza çıkan  ilk korulukta bir ağaç altına sığınmakta bulduk çareyi.  Titrememiz geçince,  daha uygun bir yer  için bakınırken,  gözüme hemen yakınlarda işler haldeki alt geçiş ilişti. Koşar adım oraya vardığımızda üzerimizdeki şemiyse telde dolanan  pazen iç çamaşırından farksız halde, işlevsizdi. Alt geçiş sudan geçilmez olunca, bi koşu üst geçişe, oradan metro istasyonunun girişine vardık. Çok söyledim gitmeyelim, bekleyelim diye ama, sakalım yok dinletemedim. Metro ile Üsküdar’a vardığımızda çoktaaan her yeri su almış, insancıklar metro istasyonuna sığınmışlardı bile. Çok söyledim, çok dedim  çıkmayalı metrodan, yoksa sulara kapılacağız diye ama, kızımı sırtlayan eşim, Mihrimah Hatun Çamiii Şerifinin ön kapısına çoktan varmıştı bile…Ya ben, ,, evet ben,,,,geride kalmayı kendime yedirmediğimden selin  bulanık ve mikroplu, güçlü ve soğuk,  azgın sularına bırakıverdim kendimi.Sağımdan solumdan suları yara yara ilerleyen, motorlu taşıtlardan bi Allahın kulu yardımcı etmezken,  akıllı telefonlarına kayıt alan vatandaşların önünden  kendimi  Rus sirkinde  gösteri yapan  maymunlar gibi hissettim.İliklerime kadar ıslanmış bir halde caminin avlusuna kendimi zor attım.  Hemen duaya durdum. 
“Ey  yüce Allahım duy sesimi, biz ettik sen etme. Ağaç verdin, kestik, orman verdin katlettik, maden açmak, fabrika kurmak için, baraj yapmak, yol açmak  için doğayı talan ettik, nehirleri kuruttuk, toprağı verimsizleştirdik, daha fazla kazanmak için yaktık, yıktık, kül ettik, dünyanın canım dengesini kendi elimizle yok ettik. Biz ettik sen etme, tövbe bundan sonra elektrikli araçları prizde takılı bırakırsam, yürünecek yola arabamla çıkarsam, çaka satmak için fazladan üst baş alırsam, çevreci olmayan üreticiyi zengin edersem tövbeler olsun. Sadece kendim için yaşayıp, geleceği düşünmezsem ,ısıyı düşürmez, çamaşırlarımı ılık ısıda yıkamazsam, doğal gazımı idareli kullanmaz, tesisatımı bakımdan geçirmez, ampulleri ekonomik taktırmaz isem. Tövbeler olsun toplu taşıma burun kıvırır, duşta banyoda mutfakta  suları telef edersem. İklim değişikliği de neymiş hiç inanmıyorum diyenlerle birlikte, şu dilim ruz-i mahşerde dağlansın. Ve sana şükürler olsun ki  ben hala hayattayım”