Doğan her gün için tanrım binlerce şükürler olsun. Son zamanlarda ne olaylara şahitlik etmedi ki gözlerim, ne acı haberler duymadı ansızın yüreğim.  Sokak ortasında delik deşik edilen kadınlar, oyun çağında öldürülen çocuk bedenler, Soma’da can veren 301 işçimiz derken bazılarımız artık soluk almıyorlar. Allahın rahmeti üzerlerine olsun der,  Dünya Sigarasızlık Günü öncesinde  “Bir taze soluk” yüzü suyu hürmetine,  bir eski  yazımı yeniden okumanızı  isterim. 
     “Sigara için bir şeyler yazmanın  zamanı geldi.  Eski çağların barış çubuğu, günümüzde  hastalıkların aracı oldu gitti. Sadece iş başında değil, yemek yanında, tarla başında, dolmuş kuyruğunda, bakkalda çakalda, kantin önlerinde tüttürü verdiğimiz sigara artık keyif değil, zehir  etkisi yaratmakta bizlere. Hatta okul bahçelerinde, hastane köşelerinde, revirde, dikenli tellerin ardında sıkça kullanılan bu meredi yaşamımızdan uzak tutmak oldukça zor görülüyor. Önceleri gördüklerime pek ses çıkarmazdım. İzler dururdum ağabeylerimi ablalarımı, ellerinde bir cigara, öyle bir nefes çekerlerdi ki  bu meretten sanırısınız yıllarca ayrı kalmışlar, yeni kavuşuyorlar.  Sigaranın insanla dostluğunu anlamaya  çok kafa yormadığımı söylemek isterim. Ancak sigarasız bir sağlık için tez hazırlarken fark ettim ki, dostluk sanan bu kirli işbirliğinin içine girmeyen el, karışmayan kol yok.  Bir kısım sermayeciler  tabi bu işin rantını götürmekteler. Kullandıkça kazandıran dahasını isteten bir sektör daha ne duydum, ne gördüm.  İçtikçe içilen, aldıkça alınan olunca insanın iştahı kabarıyor tabiî ki.. Cepler doldukça  onlar  memnun, gel gelelim soludukça ciğerleri  çürüyen, içi  kofalan yurdum insanı memnunsuz şu yıllara kadar gelmişiz.  İlk işaretin kirli balgam olduğu söylenir, amma velakin sabah kuruluğudur, uykudan zor uyanmadır, kendine gelememedir, öksürmedir, çelermedir derken  bir sürü tekinsiz hallerin sahipliğini bu dünyada sigara yapmakta. Vallahi aklım almıyor hala, yemek yanında bir nefes tellendirmeden, bir lokma ağza girmeden sigaraya davranan içiciler bu uğurda ömürlerinden epey ömür veriyorlar.  Yılları bir fırtın peşinde geçiyor.  Ya araklıyor bir yerden, ya hesaba yazdırıyor, ya otlanıyor ya da bütçesinin önemli kısmını sigaranın devamına harcıyor. Bir nefes fazlası için ömür bitiyor da, sigaranın alevi bitmiyor. Derler ki sigara, içeni değil onun yan dumanını koklayanlara, kokusunu çekenlere asıl zarar verir. Siz oda içinde tüttüre tüttüre sigara  içseniz bile, hatta on katı kadar nikotin çekseniz , zarar size değil de seninle aynı yerde olan  zavallıların hesabına yazılırmış. Bunlar kimler derseniz, hiç uzaklara gitmeyin ben hemen söyleyeceğim, bebek, çocuk, gebe, anne, varsa bi de ihtiyarlara, sizinle birlikte yaşanların zararına oluyor olanlar. Yani şöyle; siz bir içimlik cigaranızı yaktığını da, baş köşeye geçtiniz ya, zehirli duman, orda olan kız kızan, delani, düşkün kim varsa etkileyerek odayı terk ediyor. Devamında ise aynı sıra ile etkilerini gösteriyor. Bebek sık bronşit oluyor mesela, sık ateşleniyor, ateşi düşmüyor acil servise sık ziyaret eder oluyorsunuz,  anne erken doğum yapıyor, bebeği  küçük doğuyor,  kilo almıyor-geç boy atıyor, çocuk geç öğreniyor her şeyi,  yaşlı desem hastalıkları sık nüks ediyor, ilaç yazdırıp duruyor.  Eğer sigara içiyor, Allah Allah ev halkı da bir türlü  sağlık bulmuyor diyorsanız eh artık biraz da kendinize bakın. Yanıt hiç uzak değil, parmaklarınızın arasında, dumanı orada burada dolanıp duran, sigaranızda. Meraklanıyorum  doğrusu, bu yazdıklarımı kabul edecek misiniz?  ve bu kıyıma dur demeyi  isteyecek misiniz?
Demen şu,  “sigaranın dumanı da dumanı, yoktur o yarin imanı”