“Firavun’a gidiniz, o çünkü azdı. Kendisine yumuşak söyleyiniz; belki aklını başına alır, yahut içine korku gelir.”(Tâha Suresi, 43-44)
bir önceki yazımda makalesini yazdığım Mehmet Âkif, Tâhâ Suresi'nin bu ayetlerini tefsir ederken bakın ne diyor: “Allah(c.c) elbette Firavun’un tuğyandan vaz geçmeyeceğini, aklını asla başına almayacağını bilirdi. Böyleyken peygamberlerine “Belki…”diye ümit veriyor. Siz vazifenizi, azimle, kalp kuvvetiyle, kendinize güvenerek yapmaya bakınız. Evet, Resulün vazifesi yalnız tebliğdir. Siz bu tebliğin açıklanması için çalışınız. KARŞINIZDAKİ YOLA GELECEK YAHUT GELMEYECEK, ONU DÜŞÜNMEYİNİZ. Bunu düşünürseniz ümitsizlik içinde kalırsınız ki o zaman risalet vazifesini hakkıyla yerine getiremezsiniz. Demek ki hakkı, hakikati savunanlar, bütün dünya, Firavun kesilse, hiç bıkkınlık göstermeyecekler.
Firavun; küfrün, inadın, sapkınlığın canlı bir timsaliydi. Öyleyken “Sert davranmayınız, yumuşak söyleyiniz, yumuşak davranınız” emrini veriyor. İlahi maksat şüphesiz bize yol göstermektir. Evet, biz savunacağımız fikre karşı ufacık bir itiraz yapılsa, yumuşak söylemek şöyle dursun, en sert, en acı hücumlarla bile yetinmeyiz. İşte bizi öldüren, zaafa, ayrilığa düşüren iki sosyal dert…”
Önceki yazımda yazdığım gibi İstiklal Marşı’nın milli marş seçilmesiyle Mehmet Akif “milli şair”ünvanını almıştır. Kendisine ödül olarak 500 TL verilmiş parayı bir hayır kurumu olan Darül Nisaiyye’ye bağışlamıştır. Harbi umumi içinde, kardeşinin evinde çayı şekerle içtiklerini görünce “Milletin yemediğini siz nasıl yiyorsunuz”demiş ve bir süre kardeşiyle bile görüşmemiştir. Mehmet Âkif Ankara’nın çetin soğuklarında bile meclise paltosuz bir şekilde gidip gelirdi. Paltosunu bazen kendisine ödünç veren arkadaşının “Ödülü neden almadın?”demesi üzerine, onun paltosunu bir daha almadı. İstiklal Marşı’nı tüm eserlerini topladığı “Safahat”ına koymamıştır. Bunun sebebi sorulduğunda şöyle cevap vermiştir “O benim değildir. Ancak milletimindir. ”Bir röportajda kendisine Milli Marş yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı? diye sorarlar. Mehmet Âkif de bunun üzerine hasta yatağından kalkarak şöyle der. “Allah milletimize bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın”
Bu örnekleri daha fazla yazamadım. Önce kendimden, sonra utanmazlardan utandım. Sokaklarda bir süre gezindim. Hangi taşa başımı vurayım bilemedim.
Mehmet Âkif milli olduğu kadar İslami değerlere bağlı bir âlimdi. 27 aralık 2011 vefatının 75. yılıdır. Kendisini okurken daima ürperdiğim bu âlimden Allah razı olsun. Ondan feyz almayı bizlere nasip etsin. Dilerim bu birkaç örnek aklımızı başımıza getirsin! Allah bizi affetsin.