Yıllar yılı “Millet-i Sadıka”(Sadık Toplum) diye nitelenen Ermeniler ne oldu da hain ilan edildi? Eğer sadık idiyseler, zamanında neden düşman ilan edildi ve yıllarca ermeni soykırımı söylemi dillendirildi? Eğer sadık değil idiyseler neden millet-i sadıka unvanı ve ayrıcalıkları verildi? En son olarak da Başbakanın taziyeleri niçin 99 yıl boyunca dile getirilememiştir? Dostların düşman, düşmanların dost olması ya da dostların dost, düşmanların düşman kalması zamana ve zemine göre değişmekte midir?

Ermeniler Türklerle tanışmadan önce Roma, Pers ve Bizans gibi birçok imparatorlukların himayesinde yaşamışlar. Bu süreçte Ermeniler adeta gün yüzü görmemişler. Ermeniler çeşitli işkencelere maruz kalmış, bir yerden diğerine sürülmüşler ve saygınlığı olmayan işleri yaptırmışlar. Ama Selçuklu Türkleri Anadolu’ya geldikten sonra her şey değişmiş, tüm bu işkencelerden kaçan Ermeniler Selçuklara sığınmışlar.

Ermeniler Bizans İmparatorluğundan görmediği sevgi ve alakayı Selçuklar döneminde kat-kat fazlasıyla görmüşler. Bu dönemde Ermeniler diğer azınlıklardan üstün gösteriliyordu. Ermenilere has kilise, manastırlar ve ruhaniler vergilerden muaf tutulmuş.

Osmanlı zamanında ise Ermenilerin altın çağlarını yaşamışlar. Osmanlı Devleti döneminde Ermeniler askerlikten ve kısmen de vergilerden muaf tutulmuşlar. İtibar gören mesleklerde çalışmışlar, önemli mevkiler emanet edilmiş. Osmanlıda birçok gayrimüslim halk ve topluluk yaşamaktaymış. Bunlardan çoğunluk teşkil edenleri Yahudiler, Rumlar ve Ermenilermiş. Bunların içinde Ermeniler diğerlerine göre üstün tutulurmuş. Osmanlı Devleti’nde herhangi bir konuda gayrimüslimler suç işlediklerinde, eğer Rum ise derhal tutuklanır ve en ağır ceza verilirmiş. Yahudiler ise fakirliklerinden ve garibanlıklarından dolayı biraz da  adam yerine konulmadıklarından dolayı önemsenmezmiş. Ermenilerin işledikleri suçlar ise her ne hikmetse görmezlikten gelinirmiş.

Merhametten maraz doğmuş ve 19. yüzyıl sonlarına kadar Türk ve Ermeni ilişkileri son derece normal seviyedeyken Fransız devrimiyle başlayan milliyetçilik akımları, dünyadaki tüm Ermeni topluluklarını ayaklandırmış  ve bağımsız bir devletin kurulmasıyla ilgili hayaller kurulmaya başlanmış. 1890'da Tiflis'te, Ermeni milliyetçiler tarafından kurulmuş olan Taşnak Partileri, 1890-95 yılları arasında gerçekleşen Ermeni isyanlarının hemen hepsinde etkili rol oynamış. 19. yüzyıl sonlarında zayıflamaya başlayan Osmanlı’dan, kendi hayallerindeki devletleri için toprak koparmaya çalışan Ermeniler, millet-i sadıka ezberini bozmuş, 5 asırdır diğer imparatorlukların zulmünden kaçıp sığındıkları, kendilerine kayıtsız ve şartsız kucak açan ve her konuda kolaylık sağlayan ama o anda hasta adam diye tabir edilen Osmanlı’ya ihanet etmeye başlamışlar.

Ermeniler, 1. Dünya Savaşının başlangıcından itibaren Rus ve Fransız birliklerine girerek Osmanlıya karşı savaşmaya başlamış. 1. Dünya Savaşı başlangıcında Birleşik Milli Ermeni Kongresi, Ermenilerin Osmanlıya sadık kalacakları konusunda karar almışsa da bir süre sonra Ermenilerden 180 bin kişi Osmanlı-Rusya Savaşı’nda Rus ordusunda gönüllü olarak çarpışmış. Çarlık Rusyasından  tam güç alan Ermenilerin gözünü toprak hırsı bürümüş ve bin yıla yakın birlikte yaşadıkları Türkleri arkadan vurmuşlar. Ruslar ve Fransızlarla birlik olan Ermeniler, Türklere karşı akıl almaz katliamlar yapıyor ve bir zamanlar kendilerinin yaşadıkları evlerini bile yakıp-yıkıyorlarmış. Ama Osmanlı bu katliamların ve Ermenilerin yaptıkları zararların önüne geçmek için 24 Nisan 1915 tarihinde savaşa katılan Ermenilerin tutuklanmasına ve doğudaki Ermenilerin ise yine Osmanlı toprakları olan Irak, Suriye ve Lübnan’a göç ettirilmesine karar vermiş. (2. Bölümü haftaya kaldı)