Nice yiğitler vardır. Er meydanına çıkarlar; Bir duruşu bir bakışı yeter. Bezende bir söze bin yiğit feda edilir. Anadolu baştan sona bu isimsiz kahramanların diyarı olduğunu hatırlatmaya bilmem gerek ver mıdır.?
Sahte kahramanlıkları da unutmamak gerekir bu arada. Gerçek bir kahramanın haberi bile olmadan piyasada parsa toplamaya çıkanlara ne demeli. Bir Köroğlu çıkar Çamlı Bel’ine ardından da üç-beş dalkavuk Onun adına parsa toplamaya başlar. Köroğlu’nun haberi olana kadar.
Tarihimizde bir Aliço vardır çıkar er meydanına, meydan okur tüm dünyaya. Kendisinden kilolarca ağır kişilerin sırtını çalar yere. Bir Yörük Ali çıkar, Demirci Efe çıkar , Ege topraklarını dar eder Yunan’a. Türk’ün mazisine şöyle bir göz atsan ,saymakla bitmez yiğidin harman olduğu yerler. Tabii her birinin namı diğerinden aşağıca değil.
Fatih’leriyle, Yavuz’larıyla tarih sahnesini dolduran Padişahlara bakmak; olanca ders verir başkasının namından yararlanmak isteyenlere. Birde bu milletin manevi değerleri vardır ki,Ne göz görür,ne akıl yeter ne de güç yeter.
Bu duyguya sahip olanları, bu milletin önünde; Bazen deli, bazen de veli olarak görürsünüz. Milletin en çok sıkıştığı, en zor anlarında ortaya çıkarlar; nasıl, niçin, neden ? sorularına cevap verme fırsatı bile bulamadan problemleri çözüp kaybolurlar ortadan. Sizin dünyanızla alay ederler adeta. Bazen çocuklarla toprak oynarken görürsünüz, bazen de bir çubuğu at olarak iki ayağının ortasına almış sokaklarda koştururken görürsünüz. Aynı anda da haber gelir “Bu deliyi ben dün Kâbe de görmüştüm” diyen bir hacıdan.
Doksan yaşındadır Talha (r.a) Kimse bu yaşta savaşa gidileceğine inanmaz. Ama O büyük zat Peygamberimiz (A.S.V) dan almıştır bütün insanlığın cevherini. Oğulları yalvarır(Babacığım bu yaşta savaşa gidilmez . Senin yerine biz gidelim)O muhterem zat derki; Atımın üstüne beni sıkıca bağlayınız yeter. Çünkü Aleyhissalatü vesselamdan almıştır demirin çeliğini. Onun için dönme yok hedefe yürüme vardır.
Ebu zer vardır Sahabe i kiramdan ,Halifede olsa çıkar karşısına yaptığı hataları, taptığı putları haykırır yüzüne karşı. Ve yeminle derki, eğer bu hatandan dönmez isen seni öldürürüm ve sen bu hatadan dönünceye kadar ben bu doğruyu haykırırım. Çelikten bir ruh dönmesi mümkün değil. Hele bileğinin bükülmesi asla…!
Zamanın Sahibi olan Bediüzzaman da da aynı çelikleşmiş iradeyi görüyoruz. Nice tecrit, nice eza ve cefa yıldıramıyor Onu ,Bükemiyor bileğini yıllarca süren zından. Ve damgasını vuruyor asrın suratına Risale i Nurdan.” Kimin himmeti Milleti ise O tek başına bir millettir.”
Müjdeler veriyor  taa  Aleyhisselatü  vesselam’dan ”Ümit var olunuz ahir zamanda en gür seda İslamın olacaktır. ”Bizlerse; Kardeşlik düsturu ile; Bir ölür bin diriliriz.  İslam söz konusu olnca; Yüceltmek için ayaklar altına seriliriz. Yeter ki, bedene gelsin eza ve cefa. Ayaklar altına düştükce biz Hak’ta yüceliriz. Başkalarının lafına ne darılır ne güceniriz. Varsa bir lahza anımız Allah’ı anlatmada sarf ederiz. Sizler sergileyin dünyalık metaınızı. Sizler zevk ve sefa içinde yüzerken, biz Allah’a yönelir Cehennemi kapatmak için dua ederiz.
Bükülmeyen bileklere ve ALLAH’ı, Rasülüllah’ı , Kur’anı  anlatmak için alev alev yanan yüreklere selam olsun.