Anlaşılması zor şeyleri anlatabilen bilgin bir kişiye sordum, dedim ki: “Canın hakikatini bilen kimdir? Kim bana rûhun ne olduğu hakkında bir şeyler söyleyebilir?” O, bana tatlı tatlı bir eda ile cevap verdi de, dedi ki: “Ey sevdalı! Bu dediğin kuş dilidir. Bunu ancak Süleyman bilir.”
Bir âriften Hak sohbetini dinlerken susmalıdır. Gözsüz ve dilsiz, kulak kesilmelidir. Ölü gönüllü olmaktan kurtulmak istiyorsan, diri gönüllülerden akıl öğrenmelidir.
Yarın mahşerde kadın ve erkeğin bir araya toplanıp da sorguya çekilme korkusundan yüzleri sararınca, ben aşkını avucuma önlerine varır da derim ki: ”Benim hesabımı, işte bundan sormalısınız.”
Yükseklerde oturma, kendini yüksek tutma alçak gönüllü olmak, yüksek, üstün görünmekten daha hoştur. Mest olmak, ayık olmaktan daha hoştur. Dostun varlığında kendini yok et! Zirâ o yokluk, binlerce varlıktan daha hoştur.
Yaşadığım müddetçe ben, Kur’an’ın kuluyum, Muhammed Muhtar’ın yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden, bundan başka bir söz naklederse, ben nakledenden de, o sözdende şikayetçiyim. (Mevlânâ)
Mevlânâ 30 Eylül 1207 tarihinde, Hârzemşahlar Devletine bağlı Belh şehrinde doğmuştur. 1221 yılında Larende’ye (Karaman’a) 1228’de Konya’ya göç etmiştir.
Mevlânâ şöyle demiştir: “Ömrümün hûlasası (özeti) sadece şu üç kelimedir: “Hamdım, Piştim, Yandım.” Bunu göre Mevlana ömrünü üç safhaya ayırmıştır.
HAMLIK SAFHASI: Bu safha, doğumundan, babası Bahaeddin Veled’in vefatına kadar geçen safhadır.
PİŞME SAFHASI: Seyyid Burhaneddin’in terbiyesi altında bulunduğu zamanlardır.
YANMA SAFHASI: Şems-i Tebrizi ile buluşmasından, ölünceye kadar geçen zamandır.
