Bugün ilk kez bir köşe yazarlığı denemesinde bulunuyorum. Yazacağım yazılar kuşkusuz hayata nereden baktığım, nerede durduğum, nasıl yorumladığımla ilgili olacak. Bazen de sorunlara ilişkin benim çözüm önerilerimi içerecek.
Yazı yazmak bana her zaman zor gelmiştir. Anlatmak istediğini uygun sözcüklerle, okuyucuyu sıkmadan kâğıda (klavyeye)aktarabilmek hiçte kolay değil. Eh deneyelim bakalım becerebilirsem ne ala.
İlk yazıda hangi konuda yazılır? Değinilecek o kadar çok konu var ki, hangisinden başlamalı bilemiyorum. Ama sakin olmalı, bugünlerde yazılabilecek gündemde olan bir konu üzerinde yazmalıyım.
Bugün 23 Eylül. Eee ne olmuş 23 Eylül ise diyebilirsiniz. Bugün New York'ta dünyamızın geleceğine ilişkin konuların ele alınacağı BM İklim Konferansı toplanıyor.
Nedir iklim değişikliği konferansı? Dünya uzun yıllardır Küresel Isınma denen bir cenderenin içinde. Özellikle Sanayi Devrimi sonrası kömür, petrol gibi fosil yakıt kullanımının artması, son yıllarda oranı hızla artan endüstriyel tarım ve hayvancılıktaki artış, ülkelerin içine düştüğü iyi bir yaşam için kalkınmak lazım paradigması ile beraber yaşanılabilir bir dünyadan uzaklaşmamıza neden olmakta.
Eğer İklim Değişikliği ile ilgili sert önlemler alınmazsa 2060 yılında dünyanın ortalama sıcaklığının 4 'C artacağını söylüyor bilim insanları. 4 'C artmış olması; buzulların ermesiyle deniz sularının yükselmesi demek, Tropikal bölgelerde ve özellikle ülkemizin de yer aldığı kuşakta kuraklık demek, dengesiz ve kısa süreli aşırı yağışların olması ile sel felaketlerinin yaşanması demek, ısı değişimleri nedeniyle yıkıcı hortumların yaşanması demek.
Yukarıda da değindiğim gibi İklim Değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden biriside maalesef ülkemiz. Bu yıl ülkemizde kuraklık nedeniyle tarımsal üretim büyük oranda düşmüştür. Tehlike çanları çalıyor.Bir an önce harekete geçmemiz gerekiyor.İklim Değişikliği bir çok türün doğadan silinmesine, deniz canlılarından bitkilere birçok yaşamsal önemdeki canlıların neslinin tükenmesi, gıdaya erişim sorunlarının yaşanmasına, iklim değişikliği nedeniyle göçlerin olmasına ve su kaynaklarının azalmasına sebep olacak.
Bu gidişe ''dur'' diyebilmek için ''ne olursa olsun kalkınalım'' düşüncesinden vazgeçmemiz lazım. Fosil yakıtlardan hızla uzaklaşmalı, endüstriyel tarımdan hem küresel ısınma hem de gıda güvenliğimiz açısından (bu başka bir yazının konusu) vazgeçmeliyiz. Dünyadaki kaynaklar sonsuz değildir. Eğer önlemlerimizi almazsak insanlığın sonuna davetiye çıkaracağız.
Bugün Dünya Gayri Safi Hasılası(DGSH)'nın %2-3'ü gibi bir oranda yani 2 trilyon dolar pay ayrılırsa bu pay Küresel Isınmayı dengelemeye yetecek. Hugo Chavez'in 2009 yılında çok güzel ifade ettiği gibi ''Batık Bankaları kurtarmak için sadece birkaç ayda trilyon dolarlar toplayabilen hükümetler, dünyayı kurtarmak için yatırım yapmakta ayak diriyor. Aslında Küresel ısınmanın getireceği felaketlerle boğuşan ekonomilerin sürdürülebilir olamayacağını kavrasalardı, belki de iklimi dengelemek isteyen ilk grup hükümetler değil, bankalar olurdu.”
Kapitalist üretim hem dünyamızı hem insanlığı geri dönüşü olmayan bir uçuruma doğru sürüklüyor. Kızılderililer ne güzel söylemiş; ''Son nehir kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak''
''Dünya bize atalarımızdan miras kalmadı çocuklarımızdan ödünç aldık''
Çocuklarımıza yaşanılır bir dünya bırakma çabasında olan, bunun için mücadele eden bütün çevre ve sistem karşıtı aktivistlere, Dünyanın 161 ülkesinde 2700 ayrı alanda iklim Değişikliğine karşı yürüyenlere ve 310 bin katılımcısı ile en kalabalık İklim Değişikliğine karşı yürüyüşe ev sahipliği yapan New Yorklulara mücadeleyi büyüttükleri için selam olsun.
