Hastaneden taburcu olmuş evinde istirahata çekilmişti. Ziyaretine gelenlere “iyileştim”,” gıda zehirlenmesiymiş”, “yok yok korkulacak bir hastalığım yok “diyordu. Fakat, söylediklerine kendi inanmadığı gibi onu görenler de inanmıyordu. Evet evet, dilin kemiği yoktu ve herkes onun hakkında konuşuyordu “hastalığı iyi hastalık değilmiş galiba ”  “yok canım, adam iflas etmiş,  üzüntüden  yatağa düşmüş” Daha neler neler. Bir sürü fısıltılı haber 

Bir iş gezisi dönüşü İstanbul’da aniden rahatsızlanan Saffet Bey ağrılar, acılar içinde en yakın özel hastaneye kaldırılmıştı.” Doktor! ölüyorum galiba, ne olur yardım et” diye feryatlar ediyordu Hastanede gerekli tedaviler yapılmış  bir hafta içinde iyileşmiş ve kendine gelmişti. Hastane, doktorlar, hemşireler… Herkesten fazlasıyla memnundu.

Ne var ki taburcu olacağı gün teşekkür niyetiyle doktoru  Osman Bey’in odasına girdi .Keşke girmez olaydı. Eve geldiğinde kendini yatağa zor attı. Ağzındaki tat, dizindeki derman, yüzündeki kan bir anda kayboluverdi.  

Hastaneden ayrılalı bir haftayı geçmişti. Her gelen, kendisine bir şeyler söylüyor,  bol bol doktor adresi bırakıyorlardı. Hele sıkı fıkı olduğu iş arkadaşlarından bazıları vardı ki “ Saffet hadi kalk, seni almaya geldik,  masalar,  mezeler hazır. Hele biraz eğlenelim, yarına turp gibi olursun “diyor, moral vermeye çalışıyorlardı. Ne aile bireylerinin ne de dostlarının  gezme eğlenme ısrarı zevk düşkünü bu adamı evden çıkarmaya yetmemişti. Evet evet! Eşi, çocukları  ve merhaba dediği dostları…  Hayat onlar için sadece çok kazanmaktı, yaşam sadece oyun ve eğlenceden ibaretti.

Evet o koskoca sarayda Saffet Bey yapayalnız kalmıştı. Akraba, ahbap,  hiç biri de onu anlayacak durumda değillerdi. “ Ben hastayım, hem de çok hastayım, bu kez gıda zehirlenmesi değil, fakat ondan daha da şiddetli ağrıyor, acıyor içim” dese rahatlayacaktı. Ama biliyordu ki söylediklerine kendinden başka herkes kahkahayla gülecek, dahası “sen delirdin”  deyip duydukları her psikiyatrise onu göstereceklerdi  

Ah Osman Bey ah! Keşke son kez uğramasaydım yanına.  Böyle doktorluk olur mu? Dayanılmaz ağrılar, acılarla baş başa bıraktın beni. Dedim ya Son kez teşekkür etmek için uğramıştım yanına. Şakalaştık, gülüştük .Zira o,  hastanenin en sempatik ve şakacı  adamıydı. Gülerken güldürür, ağlarken ağlatırdı. İşte tam da son anda yapacağını yaptı ve her gece beni de ağlatmaya devam ediyor. 

-Saffet Bey, gıda zehirlenmesinden korkma. Hastanemiz yirmi dört saat açık. Nasıl olsa sen mobilya sektörünün sayılı patronusun. Paraya da acımazsın. İkimiz de güldük.

- Doktorum, zehirlenmekten korkmuyorum ama ağrılar acılar sanki kabir azabı, dedim.
  Osman Bey bir anda yerinden kalktı ve boynuma öyle bir sarıldı ki;  

-Ah canım kardeşim benim! Bozulmuş üç beş lokmanın ağrısına, acısına dayanamıyoruz. Ya her gün yediğimiz, içtiğimiz haramlar! Dünyada bundan korkunç  gıda zehirlenmesi yok ki! Ahh ah,  ruhumuzun ağrı ve acılarını bir duyabilsek! Ağlıyor, ağlıyordu koskoca profesör. Bizim haram helal demeden kazanıp, güle oynaya yiyip içtiklerimize o çocuklar gibi ağlıyordu. Şok, şok olmuştum doğrusu, Hayatımın en büyük depremini Osman Bey’in kolları arasında yaşamıştım ve yaşıyordum.

İşte şimdi ağlama sırası bana gelmişti, hastaneden çıkalı seherlerimin hepsi yaşlı mı yaşlı. Ben ve ailem, kim bilir kaç kez zehirlendi o ruhlar, o beden!. Allah’ım, bu gerçekleri bir de  eşime ve çocuklarıma duyurabilsem. 

Günlerden pazardı ve” sürpriz” diye herkesi heyecanlandırdığım misafirleri bekliyorduk.  Kahvaltı sonrası  Osman Bey’ e “ beni şok eden o kelimeleri bir daha  söyler misin?” dedim. Osman Bey’in yine  gözleri yaşarmıştı. Sözü arkadaşı, İlahiyat Profesörü Mehmet Bey’e. bıraktı. Mehmet Bey   çok ciddi gıda zehirlenmesi yaşayan Saffet Bey ve ailesine “geçmiş olsun” ifadesiyle konuşmasına başladı. Ruhtan ve  ruha azap veren hallerden anlaşılır ve özet cümlelerle söz etti. Tövbe dediğimiz temizlenme yollarını anlattı. Bu kez şok sırası anneye ve üniversiteli evlatlara gelmiş, gözlerde yaşlar belirivermişti.

Şimdi Saffet Bey ailesine de gerçekleri en yetkili kişiler vasıtasıyla duyurmuş olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Misafirler evden ayrılırken o şakacı doktor “ Saffet Bey iyi ki zehirlenmişin! Bak sayende kaç kişi kurtuldu” diyerek herkesi güldürmüştü.