Yaşlı ve deneyimli doktor abim kentte sanatla ilgili bazı şeyler yazmış Dinazor köşesinde. Sanat için neleri göze aldığını, bir gün” Ziya Tıkıroğlu’nda” geri çevrilişi öyküsünü ardından özür dilenişini sade bir uslüpla anlatmış . Yazısını okuyunca kıskandım. Şöyle ki, yaklaşık bir ay önce benzer bir tragedya yaşandı. Üstelik sadece ben değil yanımda en tatlısından bir aile hekimi arkadaşım vardı. Sonuç mu ne oldu, anlatayım siz karar verin.  Yer Turhan  Bahadır Sergi salonu saat henüz 17.35, mesai sonrası koştur koştur sergi salonuna gelen iki kişi var, bilin bakalım başka ne var?  “ k a p a l ı  a b l a  b u r a s ı” deyişinin ardında tırıs tırıs geri gidişimiz var. Vallahi çok kıskandım doktor abimi, bizden özür dileyen olmadı. Çünkü kimse bunu henüz başkasına anlatmadı, sevgi ile çarpan yüreğimizin kırılma sesini duyan olmadı, ama içim durmadı yazıyorum işte… Sizi meraklandırmayayım hadi hemen anlatayım.
   O gün,  iki hekim kadın süslendik püslendik, hazırlandık. Aylar öncesinde çok değerli bir başka hekim arkadaşımıza sipariş verilen “sahilde koşan atı görmekti” niyetimiz. Sadece o değil “Celal Günaydın” sanat evinden çıkan şahane başka eserleri doyasıya seyretmek istiyorduk. Ressam hekim arkadaşımızın ilk tablo resim çalışması değildi bu. Daha öncesinde onlarca sergiye eser hazırlamış biriydi ve bizim biriciğimizdi. Bu yağlı boya at resmi, ressam hekimden yeni evli arkadaşımıza bir  düğün hediyesiydi, onun için çok değerliydi. Çerçeve seçmek için, kentteki usta olan tek yere telaşla gidişimiz, üç kafadan çıkan koro sesleri arasında karar verişimizi, sonra haldır haldır alıp gelişimizi nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Bildiğim tek şey neredeyse önünde hazır ol a geçeceğimiz bu eseri görmek için gittiğimizde salon kapanmıştı. Üstüne atılan çift sürgüyü kilidi anlatayayım mı karar veremiyorum.  Ama nasıl olur demeye kalmadan, haksızlık bu nidaları atmadan ve dahi ökçeli papucumun tersinden şöyle yaradan sığınıp kapı pencere indirmeden geri döndük. Tatlı arkadaşım,  gözüne ilişen ilk güvenlik görevlisine derdini anlatırken, ben içerde tek sıra halinde sergilenmeyi bekleyen, ancak birkaç sanatseverin uğradığı “Turhan Bahadır” sergi salonuna, gözümü uydurduğum küçük bir delikten göz atıyordum. Vay be, tablolar bi dolu, ooooo hazır çelenkler gelmiş, isimler, cisimler, kutlamalar çirit atıyor, bi biz içeriye giremiyoruz.
    Olmadı bu abi. Bi özür dileyeniz olmadı, Yaaa sizi mi? geri çevireceğiz alın gelin şu anahtarı diyenimiz, görevli bulun gelin bu tatlı bayanları geri çevirmek olmaz, olur mu böyle be, bu salon kimler için var, tabi ki açılacak tabi ki gezilecek,  sanata zaman  olur mu? şu saatte kapatılır mı diyenimiz olmadı maalesef. 
   Ağlamaklı “Sarı gelin nasıl olur bu” diyen İzmir’de büyüme arkadaşıma, söyleyecek bir şey bulamadım, onun yerine evimin yakınına, sosyetenin fink atıp, çaka sattığı, adı malum mekana getirdim.  
Ne yapalım çatlasak ta patlasak ta sağlık olsun….