Vakit hareket devri, kim ne söylerse söylesin. Durmak yok. Çalış, çalış, yorul biraz dinlen dinlemiyor. Ya hizmet kalitenin artırman istenir, ya aileyi büyütmen lazımdır, ya üstü başına çeki düzen vermen gerekir, ya  sosyal çevrenin geliştirmen vesaire vesaire…Kazanmak ve başarmanın adresi risk almaktan, kazanma güdüsünü kamçılamaktan, başarı duygusunu artırmak geçiyor ya, ben artık bu dünyavi  hırsa yapılan yatırım ruhundan rahatsız olmaya başladım. Hani bana, sen hiç mi yapmıyorsun bunları, çok mu uzaksın sanki, dışarıdan ahkam kesmesi kolay, hadi hadi kadın halinde bunları  bize anlatma, kolaysa sen yap ta görelim diyebilirsiniz. Şaşırmam, içerlemem, çok görmem sizleri. Ama hekim kimliğimle bile oldukça geç fark ettiğim bir gerçeği sizinle paylaşmak isterim. İnanın çok ta önemli…
     Öğrencilikte spor saatlerimiz vardı. Beni gibi birkaç çok çalışkan öğrenciyi kovalasalar, onur belgeli olmama karşın disiplinle tehdit etsen de “cık” “ıhıhı” çıkmazdım. Şimdi kim eşofman değiştirecek, spor ayakkabı giyecek, sıcakta soğukta kim terleyecek değil mi ?...  Hadi dışarı çıktın akılsız bir topun peşinde koştur dur, tembel duran bir duvara çalış babam çalış,  ne olur koşturmasan ne olur yapsan değil mi ya?... Oturur edebimle, ders sonu değerlendirmemi yap, fazladan soru çöz, hep öğretmenin gözünde ol. “Birinciliği başkasına kaptırma sakın, sonra not ortalamam bi çakılır onur  belgesi imiş, takdir belgesiymiş zor görürsün diyen iç sesim hiç susmazdı”. Ben sarı gelin olmazdan önce; hep daha iyi hep daha iyiye, eğitim hayatıma yatırım yapardım, vallahi ne yalan söyleyeyim bu haris gayretimin mahsulünü de topladım. Atletizm seçmeleri yapılacağı bir gün, yanlışlıkla sınıfın en iyi uzun atlama skorunu yaptım diye, beni takıma almak istediler, nasıl üzüldüm, etmeyin ağabeylerim ablalarım bana kıymayın, ben doktor olacam  ya, ,,, diye zırıl zırıl ağladığım.  Öğrencilik bitti, yüksek öğrencilik fakültesi tıbbı bitirdim. Bi de baktım ki,  yarıştan anlının akı ile çıkan benim etrafımda kimse kalmamış gizli şekerin, ata mirası kalp hastalığının pençesindeyim, kan yağlarım almış yürümüş, moral desen  “ayaklı mayın” türünden kadın halindeyim,  anlayacağınız  “ruh, beden ve sosyal”  yönden kaybetmiş haldeyim. Hekim kadın oldum, kendi adıma sağlığıma yatırım yapmakta epey  geç kaldım. İşte o yüzden bu yazıyı yazarım eyyy ümmeti müslüm. Vakit bu vakittir, sağlınızı koruyun, geliştirin, zaman geçmeden sağlık adına bir on bin adım atın…
       Bir süredir çamlık ormanında düzenli yürüyüşteyim. Gözümde geniş çerçeveli bir gözlük, yan çapraz atık duran yürüyüş çantam, ayağımda rahat ayakkabım, üstümde rahat esvaplarımla sabah akşam demeden seyir tepesine çıkmaktayım. Sadece oraya da değil, birincii çeşme ikinci çeşme derken parkuru epey büyüttüm. Yanımda kimse olmasdan, tek başıma, bi başıma dahi olsa, Denizli halkının en büyük kazanımı yeşil doğa yaşam alanını sağlık için adımlıyorum. Hiç tanımadığın insanlar geçiyor yanımdan, bana selam veriyorlar, Allahın rızası ile alıyorum.  Aslında hiç fena değilmişim. Az daha atletizme alıyorlardı ya beni, almayın diye zırladığı günlere inat, bu yabani doğada keçi gibi tırmanıyor, keklik gibi sekiyor, insanlarla bir arada olmanın ehil mutluluğunu tadıyorum.  
      Sağlığımı sual ederseniz sevgili okurlarım, kan şekerim, yağlarım, kalp ritmim genel sağlığımın yolunda gittiğini söylüyorlar. Zaten ben de öyle hissediyorum, ılgıt ılgıt esen rüzgara doğru umutlarım fısıldadığımdan belli, iyiyim. Bi vatandaş olarak, bu ücretsiz yaşam alanını kente kazandıranlara şükranlarımı sunarım. Sonra bisiklette devam eden hareketli yaşamı kendimize kazandırmak adına bir adım da siz atın derim. Önümüz ramazan, birbirimiz tanımasak ta iftarın ardından yeşil doğada harekette birlikte olalım….