Öyle tabii, gölge etme yeter. Gölge istemez. Ne garip insanlar sağ doğarlar, sağ ve sağlıklı ecele teslim olmayı beklerler. Umulan olmaz bazen, kaslar dediğimiz şey, hani seni ayakta tutan, elini ayağını oynatan kısımlar, erimeye başlar. Nedeni bilinmez. Çoğu ana babadan çocuğa şans eseri intikal eder. Mukadderat denilir, geçilir, üstüne durulmaz. Kaderi böyle imiş denir, dillendirilmez. Umut kesilir böylesinden. Ama ben bu gazetede öyle bir havadise rastladım ki, umutlarım yeniden yeşerdi. Haberde genç bir engellinin engelleri aşıp, dönem birinciliğine oturması, rektör hocamın elinde ödülünü alması anlatılıyordu. Sanki ailemde biri gibi göğsün kabardı. Nasıl gururlandım. Bol fotoğrafla zenginleşen bu yazıda resimlere şöyle biraz dikkatli bakınca hemen tanıdım gibi birini… Emin olamadım…
Güneşli bir gündü, kuruma engeliler için dış platform yapmak adına teknik ekipler geldi. Sebebini anlamamış olmakla beraber, engelli olmayı içselleştirmiş biri olarak hoşuma gitti. Engelli yasasının genişletilmesi, engelliler iş alanında kota yaratılması derken demek uygulamaya geçiliyor artık, eski anlayışlar değişiyor sevinciyle, bir kenardan diğer kenara uzanan platformun yapılmasını heyecanla seyrettim. Bir sabah bir de baktım, eli yüzü fazlasıyla temiz, mazbut, mahçup, bir o kadar ürkek bir genç adam tekerlekli sandalyesi ile platformu tırmanmakta…... Koca minibüs arabadan indirmesini ve akülü arabası ile taş rampayı büyük ustalıkla çıkışını hatırlıyorum. Görev yeri ilk kat, görevi santral memurluğu ve benzeri işler.. Her sabah vakitlice gelen, aynı ustalıkla yerine geçen, tüm bağlantıları hatasız yapan ve kendinden isten extra işlere de hayır demeyen, 8.00 5.00 mesaili, ibadetine bağlı, bu utangaç gencin gözlerindeki ışıltıyı ilk kez o gazete haberini ona uzatıp soru sorduğumda gördüm.
-bu fotoğrafta olanı tanıyor musun dedim yavaşça, evet dedi, gözlerini yerden kaldırdı, öndeki oğlan kardeşim olur, yani sen …dedim sessizce, evet dedi ben onun abisiyim…
-hımmm peki şu arkada duran eli bağlı adam kim peki, seni de getirip götürüyor hani.. baban mı oluyor? Gözlerinde aynı ışıltı ile başını salladı.
Ertesi günü babasını eczanede oturur halde buldum. Gündüz-gece her gün önce büyük olanı, sonra küçüğü gerekli yerlere getirip götüren, kas atrofisi nedeniyle doku yıkımına uğrayıp düşkünleşen oğullarını vatan, millet, insanlık adına yetiştirmek için çabalayan bu adama sevgi ile baktım. Önce sırtını sıvazladım, sonra tebrik ettim. “Ders olsun bizim gibi eli ayağı tutanlara diye, haberi kesip panoya astım, hafta bitiminde sana tüm gazeteyi vereyim dedim.”Gülümsedi. Bizlerin senin gibi, oğulların gibi güzel örneklere ihtiyacımız var diyemedim, De yazayım istedim…
Şükürler olsun, dertlere deva, umuda şifa hekimlere, güzel örnekleri bize gösteren, bunu bilen, gören, yazan, okuyan ve dinleyen yüreklere…
