Af, merhamet ve mağfiret Ay’ı olan ramazanın son üçte birlik dilimine girildi şu günlerde. Yaklaşık on yedi saat boyunca , sadece Allah emrettiği için şu kavurucu yaz sıcağında ne bir lokma ekmek ne de bir damla su aldı inananlar ağzına. Bu kadar saat aç susuz kalmak ağır gelmedi de, bu kutsal zaman diliminde Müslümanlara yapılan zulüm yaktı canları. Şu güzel günlerde kiminin sofrasında kuş sütü eksikti sadece, kiminin sofrası kuru ekmeğe muhtaç… Zalimin sofrasında ise insan kanına banıldı lokmalar…
İslam dünyası çok ağır imtihanlar veriyor yeniden. Bir yanda din-mezhep çatışmaları, öte yanda sömürülen insanlar, diğer yanda hiç uğruna yapılan savaşlar. Neden sorusuna verilemeyen cevaplar. Koca dünyaya sığamayıp paylaşma telaşı. Zulüm asırlardır aynı, bölge asırlardır aynı. Liderler değişiyor, senaryo değişiyor, zulme uğrayan insanlar değişiyor sonuç yine aynı… Bir baba çıkıyor televizyonlara haykırıyor içinden geçenleri. Yeter diyor kendince, uyarıldık terk edin burayı diye. Biri görsün, biri durdursun bu zulmü diyerek medet bekliyor insanlıktan. Ve bu olayın üzerinden sadece birkaç gün geçiyor ve bir gece vakti, o çaresiz Gazze halkına zulüm daha da ağırlaşarak devam ediyor. Ölen çocuklar, ölen kadınlar, kadınların hepsi ölsün diyebilen sözde insanlar, acıdan kıvranan onca sivil, korkmuş onlarca vatandaş, belki de gidecek yeri bile olmayan onlarca insan… Amaç terörü önlemekmiş… Hangi terör? Onlarca masum insana, daha yeni doğmuş bebeklere yaşamayı çok gören bir zihniyet nasıl olur da terörden şikayet edebilir?
Dünya can pazarına dönüşüyor her geçen dakika. Ama ilginç olan insanlık sessiz. Tuhaf olan Müslümanlar birlikte olup güçlüce seslerini duyuramıyor. Bir Müslüman ülke ölüyor, ülke liderlerinden ses çıkmıyor. Oysa üç dört Yahudi çocuğu ölüyor, İsrail bir ülkeyi katlediyor. Yahudilerin gücü ise bu birlik ve beraberliklerinden kaynaklanıyor. Oysa Müslümanlar bölünüyor, bölündükçe kan kaybediyor ve güçsüzleşiyor. Her bölünme zamanla kemikleşen sınırlar örüyor bir diğerine. Bu sınırlar gün geçtikçe kendinden başkasını kabul etmiyor. Diğerine kin, öfke ve nefretle bakmaya başlıyor. Aynı inancı paylaşmalarına rağmen ötekileşmeler başlıyor. Böl, parçala, yönet mantığı gereğince, bu durumdan nemalananların Müslümanları yönetmesi de daha kolay oluyor. Bir ülke katlediliyor, dünya seyirci kalıyor. Başta da Müslümanlar… Kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Üç beş ülke toplanıp rest çekemiyor. Ambargo uygulansın deniyor ama ticari hayatta resmi uygulaması yapılamıyor. Yani ambargo bile tüketicinin tercihine bırakılıyor. Milyarlarca Müslüman, birkaç milyon Yahudi kadar ses getiremiyor. Nasıl ses getirsin, kaldı mı ki çıkacak bir ses? Birileri çıkıyor, kınıyor; sonra bir başkası aynı söylemlerle tepki veriyor. Ardından birileri ufak tehdit mesajlarıyla göz boyuyor, ama İsrail ona da kanmıyor zaten. Nihayetinde kimsenin kimseye faydası olmuyor ve zalim zulmüne devam ediyor. İslam dünyası kendi içinde çatışmalara devam ederken dış düşmanların ekmeğine yağ sürüyor.
İslam dünyasında nifak ve tefrika bitmedikçe, insanlar aynı Allah'a secde etmelerine rağmen birbirine tahammül etmeyi öğrenemedikçe ve dünyanın herhangi bir yerinde bir mü'min kan ve gözyaşı dökerken diğer tarafta inananların tamamı birlik içinde tepki göstermedikçe ne çekilen acıların sonu gelecek ne de bu kan ve gözyaşı bitecek. İran, Irak, Suriye, Mısır derken şimdi yeniden Gazze... İslamın varlığından, güçlenmesinden rahatsız olan insanlar yaşanan senaryoları salyalarını akıtarak izliyor. Müslümanların kendi içlerindeki nifak ve ayrılıklar oldukça, İslam’ın varlığından rahatsız olanların sırtı hiçbir zaman yere gelmez elbette...