Günümüzde tedavi ve teşhis hizmetleri için özel hastaneler sıklıkla tercih edilmektedir. Özel hastaneler, 24 Mayıs 1933 tarih ve 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu ile düzenlenmiştir.

Kanun’un 1’inci maddesinde özel hastane sayılacak müesseselerin özellikleri sayılmıştır. Hasta, özel hasteneye başvurarak ayakta tedavi hizmetlerinden yararlanabilir ya da yatarak tedavi altına alınabilir. Ayakta tedavi hizmetlerinde, bir hasta özel hastanenin sunduğu teşhis ve tedavi hizmetlerinden yararlanır ve o gün gerekli tetkiklerden sonra evine döner. Diğer yandan, bir hasta yatarak tedavi hizmelerinden de yararlanmak isteyebilir. Örneğin ameliyat olur ve bir süre hastanede kalması gerekebilir. Bu durumda hasta ile özel hastane arasında, uygulamada “hastaneye tam kabul sözleşmesi” adı verilen bir sözleşme kurulur. Hekimlerin uyguladığı tedavi hizmetleri de dahil olmak üzere yatarak tedavi hizmetinin içerisinde dâhil olan her türlü hizmet özel hastane tarafından karşılanır. Bu hizmetlere: EKG, röntgen, MR, yoğun bakım hizmeti, temizlik, yemek servisi, oda tahsisi, ilaçların temini vb. örnek verilebilir. Hasta ise sözleşme kapsamında özel hastaneye ücret ödemekle yükümlüdür. Bu, hastanın asıl borcudur. Unutulmamalıdır ki tedavi sözleşmesini yaptığımız muhatap özel hastanedir.

Hasta, özel hastaneye başvurduğunda daha önceden tanıdığı veya irtibatlı olduğu bir hekimin tedavisini/ameliyatını gerçekleştirmesini isteyebilir. Burada hasta, özel hastane ile sözleşme yapmış olduğu gibi tedavisini bizzat gerçekleştirmesini istediği için hekimle de bir sözleşme yapmış olur. Sözleşmenin yazılı olmasına gerek yoktur. Sözlü olarak da yapılabilir. Hatta sözleşme, zımni (örtülü) olarak da kurulabilir. Diğer bir deyişle: hastanın hekime bizzat başvurması, tedavi istemesi, hekimin açıkça reddetmemesi durumlarında da sözleşmenin kurulmuş olduğu kabul edilir. Böyle bir durumda tedavi hizmetlerinden kaynaklanan zararlardan hekim ve özel hastane sözleşme kapsamında birlikte sorumludur. Biz buna hukukta: “müteselsilen ve müşteriken sorumluluk” diyoruz. Bazı durumlarda ise hasta, özel hastaneye başvurduğunda belirli bir hekimi seçmez; tedavisini uygulayanın, ameliyatını yapanın hangi hekim olduğu onun için önemli değildir. Burada sözleşmenin muhatabı yalnızca hastane işletmesi olduğundan asıl sorumlu olan özel hastanedir. Hekim ile yapılmış bir sözleşme bulunmadığından burada hekim sorumlu değildir diyemeyiz. Hekimin sözleşmesel sorumluluğu bulunmasa da haksız fiil kapsamında sorumlu olacağı öğretide kabul edilmiş. Haksız fiilden kaynaklanan sorumluluk ile sözleşmesel sorumluluk kavramları ise birbirlerinden farklı olup ayrı bir değerlendirme ve inceleme konusudur. Hekim, özel hastanenin yardımcısıdır. Hukukta biz bunun için “ifa yardımcısı” terimini kullanıyoruz. Teknisyenler, hemşireler, hasta bakıcıları ifa yardımcılarıdır. Özel hastaneler ifa yardımcıları vasıtasıyla teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerini yerine getirir. İfa yardımcıları bir zarara sebep olursa özel hastane bu zararı gidermekle yükümlüdür(TBK m.116). Bu zararlar maddi ve manevi zararlardır. Bir hasta, tıbbi müdahaleden kaynaklanan bir zarara uğradığında bu zarar, özellikle çalışma hayatında onu son derece etkileyebilir. Nitekim, tam sağlıklı bir bireye göre daha fazla güç sarfetmesi veya yorulması mümkündür. “Güç kaybı tazminatı”, ya da “sürekli iş göremezlik tazminatı” olarak adlandırılan bu tazminat ile zarara uğrayan hastanın güç kaybından kaynaklanan eksikliği giderilmeye çalışılır. Diğer yandan, tıbbi müdahale nedeniyle hasta vefat edebilir. Bu durumda geriye kalan ailesi(çocukları, annesi, babası, kardeşleri vb.) ölenin maddi desteğinden yoksun kaldıklarını ileri sürerek bu zararın giderilmesini özel hastaneden ve hekimden durum ve şartlara göre talep edebilir, onları dava edebilir. Ayrıca zararın ruhta yarattığı manevi elem nedeniyle manevi tazminat da talep edilebilir.

Bazı koşullarda tıbbi tedavi ve teşhisden kaynaklanan zararlardan özel hastanenin hukuki sorumluluğu bulunmayabilir. Öğretide “bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi” olarak adlandırılan bu sözleşme tipleri de sıklıkla yapılmaktadır. Bu sözleşmelerde özel hastane yalnızca bakım(oda hizmeti, yeme-içme, ilaç vb.) sağlama borcu altına girmektedir. Tedavi ve teşhis gibi hizmetlerin sunulması ise yalnızca hekimin sorumluluğundadır. Bazı durumlarda, hasta ile özel hastane arasında doğrudan sözleşme yapılmaz. Hekim, özel hastane ile hastası adına ve hesabına bu sözleşmeyi yapar. Bu ihtimalde de hasta ve özel hastane arasında doğrudan bir hukuki ilişki kurulmuş olur. Örneğin serbest çalışan bir hekimin muayenehanesine gittiniz ve tedavi oldunuz. Hekim size ameliyat olmanız gereğini söyledi. Ameliyatın C özel hastanesinde yapılmasına karar verildi. C özel hastanesi ile yaptığınız herhangi bir sözleşme veya anlaşma yok gibi görülse de hekiminizin sizin adınıza yaptığı bir sözleşme bulunmaktadır. Böyle bir koşulda ameliyattan kaynaklanan bir zarar oluşsa dahi C özel hastanesinin sorumluluğu bulunmamaktadır. Fakat, özel hastanenin bakım hizmetlerinden kaynaklanan (Hasta odasının kullanımı, ilaç ve tıbbi malzeme temini, yemek, temizlik) gibi hizmetler yönünden sorumluluğu devam etmektedir.