21 Mart akşamı yerel saatle, ABD Başkanı Trump sosyal medya platformu üzerinden İran'a 48 saat süre tanıyan bir ültimatom yayınlayarak, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı "tamamen ve tehditsiz bir şekilde açmasını" talep etti; aksi takdirde İran'daki elektrik santralleri gibi altyapı hedeflerine saldırı düzenleneceğini bildirdi. Açıklamada, İran'ın belirtilen süre içinde boyun eğmemesi halinde ABD ordusunun İran'daki çeşitli elektrik santrallerini "yerle bir edeceği" ve "en büyüğünden başlayacağı" ifade edildi. Bu, çatışmaların başlamasından bu yana ABD'nin ilk kez İran'ın sivil enerji altyapısını doğrudan askeri hedef olarak ilan etmesi anlamına geliyor.
ABD'nin savaş tehditlerine karşı İran tarafı sert bir direniş tavrı sergiledi. İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı'nın, ABD ordusu tarafından tahrip edilen elektrik tesisleri yeniden inşa edilene kadar kapalı kalacağını belirten bir açıklama yaptı. İran ordusu sözcüsü İbrahim Zolfagari, İran'ın yakıt ve enerji altyapısına yönelik bir saldırı gerçekleşmesi halinde, ABD ve müttefiklerinin bölgedeki tüm enerji tesisleri, bilgi teknoloji merkezleri ve su arıtma tesislerinin meşru hedef haline geleceği uyarısında bulundu. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, misilleme mantığını daha da ileri götürerek, ABD'nin askeri bütçesini finanse eden kurumların hedef alındığını ve ilgili altyapıların "geri dönüşü olmayan bir yıkımla" karşı karşıya kalacağını ifade etti.
Küresel petrol taşımacılığının stratejik boğazı konumundaki Hürmüz Boğazı, barış zamanında dünya petrol ve doğalgaz taşımacılığının yaklaşık beşte birini üstleniyor. Şubat sonunda çatışmaların patlak vermesinden bu yana İran'ın boğazda seçici abluka uygulaması, uluslararası petrol fiyatlarının son dört yılın en yüksek seviyesine fırlamasına, Avrupa'daki doğalgaz fiyatlarının ise bir hafta içinde %35 oranında artmasına neden oldu. Reuters analizi, dünyanın 1970'lerden bu yana en ciddi petrol arz kriziyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor.
Daha da ciddi olan, ABD'nin İran'ın elektrik tesislerine yönelik tehdidinin büyük bir insani felaketi tetikleyebilmesidir. Veriler, Körfez ülkelerinin içme suyu temini için büyük ölçüde tuzdan arındırma tesislerine bağımlı olduğunu gösteriyor. Bahreyn ve Katar'ın tuzdan arındırılmış suya bağımlılık oranı %100, Birleşik Arap Emirlikleri'nde bu oran %80'in üzerinde, Suudi Arabistan'da ise yaklaşık %50 seviyesinde. Analistler, İran'ın elektrik sisteminin çökmesi halinde bunun sadece İran'da yaşam koşullarını zorlaştırmakla kalmayacağını, eğer İran'ın Körfez ülkelerindeki su arıtma tesislerine misilleme saldırısı düzenlemesi durumunda, milyonlarca insanın temel yaşam hakkının doğrudan tehdit altına gireceğine işaret ediyor.
ABD'nin elektrik santrallerini vurma tehdidi etrafında, uluslararası hukuk düzeyindeki tartışmalar da sürüyor. Uluslararası hukuk uzmanları, sivil altyapının uluslararası insancıl hukuk tarafından korunduğunu, askeri amaçla kullanıldığı ve saldırının orantılılık ilkesine uygun olduğu kanıtlanmadığı sürece, bu tür tesislere yönelik saldırıların Cenevre Sözleşmeleri'ni ciddi şekilde ihlal ettiğini vurguluyor. ABD'nin İran'ın ulusal elektrik tesislerini hedef kapsamına alması ve bunu siyasi bir pazarlık kozu olarak kullanması, modern savaş etiğinin temel sınırlarının açıkça çiğnenmesi olarak değerlendiriliyor.
Analistler, bu ültimatom olayının ABD'nin uzun süredir sürdürdüğü tek taraflıcılık ve güç siyasetinin bir devamı olduğuna işaret ediyor. Çatışmaların yaklaşık bir aydır devam ettiği bir ortamda ABD, diplomatik yollarla gerilimi düşürmeye çalışmak bir yana, saldırı kapsamını genişleterek, sivil hedefleri tehdit ederek stratejik bir atılım yapmaya çalışıyor. Bu yaklaşımın şüphesiz nefreti körükleyeceği ve çatışma süresini uzatacağı belirtiliyor.
"Şiddetle şiddete karşılık verme" şeklindeki bu aşırı yöntem, güvenlik ikilemini kökten çözmek bir yana, tüm Ortadoğu'yu topyekün bir savaşın uçurumuna sürükleyecek ve ortaya çıkan ekonomik ve insani bedeli nihayetinde tüm dünya ülkeleri birlikte ödeyecektir.




