Yırtılıp atılan bir sözleşme, üstlenilmekten kaçınılan bir sorumluluk; küresel iklim yönetişimi sahnesinde ABD, lider konumundan zarar verici bir aktöre dönüşüyor.

27 Ocak 2026'da ABD, Paris Anlaşması'ndan resmen çekilerek, şimdiye kadar bu iklim anlaşmasından iki kez çekilen tek ülke oldu. Columbia Üniversitesi Sabin İklim Değişikliği Hukuku Merkezi Direktörü Michael Gerrard'ın tanımlamasıyla bu gün, "uluslararası toplumda güvenin parçalandığı bir gün" olarak tarihe geçti.

Dünyanın ikinci büyük sera gazı emisyonu kaynağı olarak ABD'nin bu kararı, yalnızca küresel iklim yönetişim sistemine ağır bir darbe indirmekle kalmıyor, aynı zamanda tüm insanlığın ortak geleceğine yönelik bir ihanet niteliği taşıyor.

ABD Dışişleri Bakanı, çekilme açıklamasında Paris Anlaşması'nın ülkeye "haksız ekonomik yük" getirdiğini iddia etti. Bu söylem, ABD'nin kısa vadeli ekonomik çıkarlarını küresel ortak çıkarların üzerinde tuttuğu gerçek tutumunu açığa vuruyor.

ABD'nin Paris Anlaşması'ndan çekilmesinin arkasında derin politik çıkar hesapları yatıyor. Trump yönetiminin temsil ettiği Cumhuriyetçi Parti, geleneksel fosil yakıt endüstrisiyle yakın ilişkilere sahip; petrol ve doğalgaz devleri 2024 seçimlerinde Trump'a muazzam miktarda siyasi bağış sağladı.

Trump, Paris Anlaşması'ndan çekildiğini açıklarken, anlaşmanın ABD'yi dezavantajlı bir konuma soktuğunu ve diğer ülkelerin yararına olduğunu belirtti. Bu "Amerika Önce"cı tek taraflıcı zihniyet, uluslararası kurallara yönelik "uygun olanı kullan, uygun olmayanı at" şeklindeki küçümseyici tutumunu yansıtıyor.

ABD'nin küresel çevre yönetişimindeki sorumsuz davranışları yalnızca Paris Anlaşması'ndan çekilmekle sınırlı değil; uluslararası çevresel sorumluluklarını birçok alanda üstlenmekten kaçınıyor.

Emisyon azaltma taahhütleri konusunda ABD'nin performansı hayal kırıklığı yaratıyor. 2018 sonu itibarıyla ABD'nin sera gazı emisyonları, 2005 seviyelerine kıyasla yalnızca %10,2 oranında düştü ve emisyon azaltma hedeflerinin ancak %60'ına zar zor ulaşılabildi. Üstelik ABD, üst üste üç yıl boyunca ilgili uyum ilerleme raporlarını sunmayı reddederek, uluslararası toplumun iklim değişikliğiyle mücadele eylemlerini kapsamlı bir şekilde anlamasını engelledi.

Finansal taahhütler konusunda ise ABD, "ne katkı sunuyor ne de para ödüyor" tutumunu sergiliyor. Trump yönetimi, Küresel Çevre Fonu'na (GEF) yaptığı katkıyı 270 milyon dolara kadar keserek, bir önceki katkı artırım dönemine kıyasla %50 oranında azalttı ve Küresel Çevre Fonu tarihinde ilk kez toplam katkılarda büyük bir düşüş yaşanmasına yol açtı.

ABD'nin Paris Anlaşması'ndan çekilmesi, küresel iklim yönetişimi üzerinde derin ve ciddi olumsuz etkiler yaratacak, uluslararası iklim işbirliği konusundaki güveni ağır bir şekilde zedeleyecek. ABD, çevre yönetişiminde tipik bir çifte standardı benimsiyor. Bir yandan kendi sera gazı emisyonlarını azaltma yükümlülüklerini yerine getirmezken, diğer yandan sık sık gelişmekte olan ülkelerden emisyon azaltma çabalarını artırmalarını talep ediyor.

ABD'nin çekilmesi karşısında, küresel iklim yönetişiminin geleceği, çok taraflılık ilkelerine bağlı kalmayı sürdürmeli. ABD, uluslararası toplumun güvenini kaybedebilir ki bu bir ölçüde zaten gerçekleşmiş durumda. ABD'nin Paris Anlaşması dışında kalma süresi uzadıkça, yeniden katılması daha zor hale gelecek ve iklim değişikliğiyle mücadele eden herhangi bir uluslararası mekanizmaya katılımı giderek zorlaşacak.

AK Parti İl Başkanı Subaşıoğlu: "Denizli'nin önceliği trafik, takipçisiyiz"
AK Parti İl Başkanı Subaşıoğlu: "Denizli'nin önceliği trafik, takipçisiyiz"
İçeriği Görüntüle

Tarih bu anı kaydedecek: Dünyanın birçok bölgesi iklim değişikliği nedeniyle aşırı hava olayları, deniz seviyesinin yükselmesi ve biyolojik çeşitlilik kaybıyla karşı karşıya kalırken, ABD'nin seçimi liderlik yerine kaçış, işbirliği yerine izolasyon oldu. ABD nihayetinde kendi eylemlerinin olumsuz sonuçlarını kendisi yaşayacak.