Sandık, düğünden kalma değildi. Anneannenin çeyiziydi. İçinde el işlemeli örtüler, bir gümüş tepsi, iki bakır sahan ve yıllardır açılmayan bir koku vardı. Koku, naftalin ile lavanta arasındaydı. Denizli’deki ev satılınca sandık da yola çıkacaktı. Aile İstanbul’a taşınıyordu; baba tekstil atölyesini küçültmüş, anne sağlık kontrolü için kızıyla aynı şehirde olmak istemişti. Sandık, bu geçişin sembolü oldu. Sembol olduğu için de en son kamyona bindirildi, en önce hasar konuşulacak parça gibi korunacaktı.
Ufuksoy Nakliyat ekibi keşifte sandığı ayrı satıra yazdı. Ağırlığı tahminiydi, menteşeleri eskiydi, kapak ortasından hafif çöküktü. Çökük kapak zorlanırsa çatlar. Bu yüzden sandık yan yatırılmadan, dik ve sabitlenecek şekilde taşınacaktı. İçindeki gümüş tepsi çıkarıldı, ayrı sarıldı. Bakır sahanlar birbirine değmesin diye aralarına yumuşak bez kondu. Örtüler rulo yapıldı, kat izi bastırılmadı. Bu işlemler evde, ailenin gözü önünde yapıldı. Göz önünde yapılan koruma, yoldaki endişeyi azaltır. Endişe azalan aile, ekibe müdahale etmez. Müdahale etmeyen aile, işi hızlandırır.
Denizli’deki apartman ikinci kattaydı. Asansör yoktu. Merdiven geniş ama dönemeçliydi. Sandık dönemeçte yatay geçmedi. İki kişi altta, iki kişi üstte, kapak yukarı bakacak biçimde indirdiler. Komşu kapısını aralayıp baktı, “kolay gelsin” dedi, kapıyı kapadı. Kısa selam yeterdi. Uzun sohbet, merdivende dengeyi bozar. Denge bozulursa sembol parça zarar görür. Zarar gören sembol, yeni şehirde kötü bir başlangıç hikâyesine dönüşür. O gün hikâye bozulmadı.
Yola çıkış akşama kaldı. Gündüz sıcak, brandanın altını fırın gibi tutuyordu. Gece hareket hem lastik hem ahşap için daha sakindi. Aile önden gitti. Kamyon arkadan, her molada kısa mesaj bıraktı. “Yoldayız, sandık dik, devam.” Kısa mesaj güven verdi. Uzun mesaj çoğu zaman bir sorunu süsler. Sorun yoksa cümle kısa kalır. Şehirler Arası Nakliyat tam da bu disiplinle yürür. Mesafe kilometreyle ölçülür; aile ise mesajın saatiyle ölçer. Mesaj gecikirse kilometre anlamını yitirir.
Varışta adres, İstanbul’un kuzeyinde bahçeli bir evdi. Denizli apartmanından sonra eşik alçaktı, oda fazlaydı, rutubet kokusu yoktu. Onun yerinde toprak ve çam kokusu vardı. Kamyon bahçe yoluna tam giremedi. Son metreler elde yürüdü. Zekeriyaköy Evden Eve Nakliyat denince akla önce geniş salon gelir. Geniş salon, kamyonun kapıya değdiği anlamına gelmez. Dar bahçe yolu, alçak dal ve yumuşak zemin, kasadaki düzeni ikinci kez sınar. Sandık yine dik taşındı. Kapak bahçe kapısından yatmadan geçti. Anneanne telefonla sordu. “Sağlam,” dendi. Tek kelime yetti.
İkinci gün, Evden Eve Nakliyat usulüyle evin geri kalanı yerleşti. Bant renkleri odaya göre ayrılmıştı. Kırmızı mutfak, mavi yatak, yeşil çalışma. Yeşil bantlı kutular ışığın altına kondu çünkü anne orada dikiş dikecekti. Sandık çalışma odasının köşesine, pencereye uzak bırakıldı. Güneş doğrudan ahşaba vurmasın diye. Gümüş tepsi ilk kez yeni evde açıldı, çayla birlikte masaya kondu. Tepsi çiziksizdi. Bakır sahanlar mutfak rafına dizildi. Örtüler ütü bekledi. Ütü acele değildi. Acele, taşınmanın ikinci gününde en çok örtüyü yakar.
Baba, Denizli’de bıraktığı tezgâhı özlediğini söylemedi. Söylemesine gerek yoktu. Sessizliği yeterdi. Yine de eşyanın dağılmamış olması bir kenar bıraktı. Kenar olunca insan kendini tamamen kopmuş saymaz. Kopmama duygusu, yeni şehirde tutulacak ilk tutamaktır. Ufuksoy Nakliyat’ın o yolculuktaki katkısı, büyük nutuk değil, dik duran sandık ve bozulmayan sıraydı. Sıra bozulmayınca anne ilk akşam çay demledi. Çay demlenince ev, otel olmaktan çıktı.
Fiyat Denizli’de kapanmıştı. Kilometre, özel parça, ambalaj ve bahçedeki son metre taşıması aynı kâğıttaydı. Yolda eklenmedik kalem çıkmadı. Çıksaydı haber verilmeliydi. Haber verilmeden yazılan kalem, uzun yolda güveni yer. Güven yerse tepsi sağlam olsa da sofra buruk kurulur. O sofra buruk kurulmadı. Tutanak imzalandı, hasar hanesi boş kaldı. Boş hasar hanesi, çeyiz sandığının yeni şehirdeki ilk resmiydi.
Öğretmen kızı pazartesi işe gidecekti. Bu yüzden gömlek askıları ayrı örtüde taşındı. Ütü yapılmadan askıda kaldılar, kırışıklık azdı. Ayakkabı kutusu kapı yanına kondu. Aranmadı. Bu ayrıntılar firmanın şiiri değildir. Ailenin listesidir. Firmanın işi listeyi bozmamaktır. Bozmayan ekip, yol uzun olsa da aileyi yormaz. Yoran ekip, yol kısa olsa da aileyi dağıtır.
İstanbul’da ilk pazar bahçede geçti. Denizli balkonunda çay her zaman içeride içilirdi. Burada tabure dışarı çıktı. Sandığın kapağı aralık bırakıldı, içerisi hava aldı. Naftalin kokusu seyrelldi, lavanta kaldı. Anneanne yine aradı. “Örtüleri serdiniz mi?” Serilmedi, dendi. Önce duvar nemi izlenecek, sonra serilecek. Bu cevap onu rahatlattı. Çünkü acele serilen örtü, nemli duvarda küf kokusu alır. Küf kokusu alan çeyiz, yolun anlamını bozar.
Ufuksoy Evden Eve Nakliyat tercihini belirleyen şey, bu aile için hız rekoru değildi. Sandığın dik gelmesi, tepsinin çizilmemesi ve bahçe çamurunun parkeye çıkmamasıydı. Üçü de tuttu. Tutan üç şey, yeni adreste kök salmayı kolaylaştırır. Kök salmak için bütün şehri sevmek gerekmez. Bir sandığın sağlam durması yeter. Sağlam duran sandık, insanın “burada kalabilirim” demesini sağlar.
Yol planı ve kapsam için ufuksoynakliyat.com.tr üzerinden yazışmak mümkün. Denizli’den çıkan kamyonda bir çeyiz sandığı vardı. İstanbul’da kapak ilk kez aralandı, tepsi masaya kondu, çay demlendi. Şehir değişmişti. Sofra aynı sahanla kuruldu. Aynı sahanla kurulan sofra, taşınmanın sessiz zaferidir.
Next





