KÜLTÜR SANAT

225 Yıllık Camide Kimsenin Görmediği Gizem: Ustanın Bıraktığı 'Resim Anahtarı' Ustaları Sınadı!"

Denizli’nin Acıpayam ilçesinde bulunan 225 yıllık tarihi Hacı Ömer Ağa Camii’ni inşa eden usta sanatçının, gelecekte yapılabilecek yanlış müdahaleleri tahmin edip bıraktığı "minyatür rehber ve resim anahtarı", yıllarca yapılan hoyrat tadilatlar sırasında ustalar tarafından fark edilmedi.

Abone Ol

ARAŞTIRMA YAZISI / İSA OLGUN

Yolunuz düştüğünde mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir tarih mirası: Hacı Ömer Ağa Camii… Ulu bir çınarın gölgesinde duran o mütevazı yapının içinde eşsiz bir hazine saklı. Zamanın ve ustaların yıpratıcı etkilerine rağmen ayakta duran bir kültür mirası… Denizli'nin Acıpayam ilçesinin 17 kilometre doğusunda, Antalya yolundan 7 kilometre içeride, önünde uzayıp giden yemyeşil ovaya hâkim bir tepe üzerinde kurulan Yazır Mahallesi önemli bir kültür hazinesine ev sahipliği yapıyor: Hacı Ömer Ağa Camii.

Halk arasında “Çarşı Camii” ve “Yukarı Cami” olarak bilinen caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeden, 1801 yılında Hacı Ömer Efendi tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. Dışarıdan oldukça sade görünen dikdörtgen planlı caminin içinde ise bambaşka bir dünya saklı. Caminin en önemli özelliği rengârenk süslemelerle bezeli olması. İçeri girdiğinizde sizi duvarlardaki panolarda bulunan büyüleyici güzellikteki resimler karşılıyor. Zengin süslemelere sahip üç sıra halindeki tablolarda; vazo, sepet ve ibrikler içindeki gül, lale ve karanfiller; elma, üzüm, nar, armut ve karpuz gibi meyvelerden oluşan natürmortlar ve perde motifleri yer alıyor. Caminin bir diğer önemli özelliği ise, 13. yüzyılda görülen ağaç direkli ve işlemeli ahşap tavana sahip ibadet mekânlarını hatırlatması. Tavan, çıtalarla küçük karelere ayrılmış; belirli aralıklarla serpiştirilmiş bitki motiflerinden oluşan “ahşap üstü kalem işi” tekniğinin son derece güzel örnekleriyle bezenmiş. Mimari ve süsleme özellikleriyle Hacı Ömer Ağa Camii, Selçuklu dönemi ağaç direkli camilerini hatırlatıyor.

YAĞMURA, FIRTINAYA BİR DE USTALARA DİRENDİ

Hacı Ömer Ağa Camii zamanın yıpratıcılığına, yağmurlara, fırtınalara direnerek; belki de en çok ustalara direnerek bugünlere gelmiş. Caminin minaresi de bu yorgun tarihten nasibini almıştı. 80’li yıllarda çıkan büyük bir fırtınada minare ağır hasar görmüş, şerefesine kadar yıkılmıştı. Yıkılan bölüm daha sonra ustaların elindeki imkânlar ölçüsünde yeniden yapılmış; kullanılan malzeme ve renk farklılığından dolayı minarenin üst kısmı uzun yıllar ilk hâlinden farklı bir görüntüyle ayakta kalmıştı.

Duvar ustaları, marangozlar ve tamirciler; caminin bir kültür mirası olduğunun şuurunda olmadan, kendi yöntemleriyle zaman zaman tamiratlar yapmış. Duvarlardaki resimlerin düşmemesi için tablolar “beşe beş” diye tabir edilen dilmelerle duvarlara monte edilmiş. Sağ duvardan iki metre kadar içeride yapılan minber, “cemaati bölüyor” düşüncesiyle duvar dibine taşınmış. Fakat bu taşıma sırasında minberin eski yeri kaba sıva hâliyle eşsiz tabloların ortasında öylece bırakılmış. Yeni yerine taşınan minber ise bu kez duvardaki güzelim tabloların bir kısmını örtmüş.

Caminin dört duvarı boyunca pencere hizasında sıralanan rengârenk tablolar; nem ve yağmur gibi dış etkenlerle yıpranınca beyaz badana yapılarak düzeltilmeye çalışılmış. Daha da kötüsü, yine dört duvar boyunca pencere altları koyu yeşile boyanarak sözde tamirat yapılmış.

Yine ustaların ve “aşırı mahremiyet hassasiyetli’’ dindarların marifetiyle camide bir başka değişiklik daha yapılmıştı.

Caminin ana giriş kapısından içeri girip birkaç adım attığınızda, kapının hemen sağ tarafında ahşaptan yapılmış dar ve dik bir merdiven bulunuyordu. Ahşap sanatının bütün inceliklerinin konuşturulduğu bu merdiven üst mahfile çıkardı. Özellikle Ramazan ayında teravih namazlarında kadınlar ve erkekler aynı ana kapıdan içeri girer, kadınlar birkaç adım sonra bu ahşap merdivenden üst mahfile çıkardı.

Kasabanın ileri gelen bu “aşırı mahremiyet hassasiyetli” dindarları pek münasip bulmamış olacak ki camide bir tadilata(!) gidilmişti. Kadınlar için ayrı giriş yapılması düşünülmüş fakat çözüm, tarihi yapının ruhuna hiç de uygun olmayan bir yöntemle uygulanmıştı. Caminin dışından bakıldığında sol üst tarafta görülen pencere yıkılıp genişletilmiş, kapıya dönüştürülmüş ve üst kata ulaşmak için de dışarıdan demir bir merdiven yapılmıştı. Yıllarca kadınlar üst mahfile bu demir merdivenden çıkarak pencereden bozma kapıdan giriş çıkış yapmıştı.

Bu müdahaleleri düşününce insanın aklına; İslam tarihinde geçen Hz. Ömer’in hutbe okuduğu ve cemaat içinden itiraz eden kadın sahabe sahnesi geliyor. Sesini yükselterek itiraz eden kadın sahabe ve ona hak veren Hz. Ömer’i hatırlayınca, insan ister istemez bugünün insanının daha dindar(!) olduğuna dair tuhaf bir vehme kapılıyor.

Aslında bütün bu hoyrat tadilatlar yapılırken kimsenin fark etmediği çok önemli bir ayrıntı vardı. Caminin ilk banisi olan usta sanatçı, sanki kendisinden sonra yapılabilecek yanlış müdahaleleri yıllar öncesinden sezmiş gibiydi. Caminin üst mahfilindeki sol bölümde, tavanla duvar arasında kalan ahşap yüzeylere, yaptığı resim ve işlemelerin küçük minyatürlerini işlemişti. Adeta ileride yapılacak tamiratlar için bir anahtar, bir yol haritası bırakmıştı. Fakat ne yazık ki bu sessiz vasiyeti kimse okuyamadı. Caminin dört bir yanını gergef gibi işleyen, fırça değmedik yer bırakmayan o büyük ustanın kemiklerini sızlatacak müdahaleler yıllarca sürdü. İşte bu yüzden bu yazıya “Ömer Ağa Camisinin Ustalarla İmtihanı” başlığını atmıştım. Hacı Ömer Ağa Camii; zamana, doğaya ve ustalara direnerek geldiği iki yüz yılı aşkın bu çileli yolculuğun ardından bugün kültür mirasımız olarak koruma altına alınmış durumda.

ANAHTAR MİNYATÜRLERE BAKILMADAN TADİLAT YAPILMIŞ

Bu yazının önemli bir kısmını 2012-2013 yıllarında yazmıştım. Caminin mimarının üst mahfile çizdiği anahtar minyatürleri fark edince sonradan hatırladığım birkaç tadilat(!) çalışmasını da ekleyerek 2026 yılında tekrar kaleme aldım. Bir katkısı olmuş muydu bilmiyorum ama ilk yazdığım dönemden birkaç yıl sonra Vakıflar Müdürlüğü camiyi koruma altına aldı ve kapsamlı bir restorasyon çalışması başlatıldı. Restorasyonun ardından yeniden nefes alan caminin huzur dolu hâli ve memleketin dört bir yanından gelen ziyaretçileri ise artık bambaşka bir yazının konusu. Umarım onu da paylaşma fırsatı bulabiliriz. Hacı Ömer Ağa Camii’ni anlatırken bahçesindeki yaşlı çınardan bahsetmemek haksızlık olur. Serin gölgesinde oturup iki lafın belini kıranların sayısını bilen var mıdır? Kim bilir ne hikâyeler dinledi, ne yarenliklere şahit oldu, ne sırlar saklıyordur sinesinde. Yaşlısıyla genciyle birbirine hasret nice gönlün kucaklaşmasına, bayramlaşma sevincine şahitlik etti. Kollarının altındaki musalla taşında kaç yolcu uğurlandı ebedî yolculuğa. Yolunuz Denizli’ye düşerse Hacı Ömer Ağa Camii mutlaka görülmesi gereken bir kültür mirasıdır. Buz gibi suların aktığı şadırvanda abdest almak, camiye geçip dantel gibi işlenmiş tabloların seyrine doyduktan sonra gönül huzuruyla iki rekât namaz kılmak ve ardından yaşlı çınarın gölgesinde bir fincan kahve yudumlamak hiç de fena olmayacaktır.

{ "vars": { "account": "G-2QLCV0JSK8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }