YENİLMEZ BAŞKAN

Abone Ol

Üç beş gündür çektiği ıstıraplar, yaşadığı acılar… Elli yıllık  ömrün en sıkıntılı günleri  miydi

yoksa başına gelenler. Ahh ah! Biri karşısına çıkıp: ” Kabus  görüyorsun  Erol  Bey kabus.  Hepsi bir rüya idi bitti!”deyiverse keşke. Keşke yaşadıklarının düş olduğuna  bir  inansa, bir inandırılsa, inanın servetimin tamamını o kimseye vermeye razıydı sanki. Ama nafile, güneşi balçıkla kim örtebilir ki. Yaşadıkları bir gerçekti, kabre kadar asla belleğinden silinmeyecekti.

Kabuğuna sığmayan, yerinde duramayan, nice büyük kuruluşlara yıllardır başkanlık yapan bu yenilmez başkana, koca patrona ne olmuştu.  Daha kaç gün susacak, ne zamana kadar insanlardan kaçacaktı. Eşi ve çocukları  “ Yeter artık, bir sen değilsin ki dünyada bu acıyı tadan, unut artık olanları” diyorlardı ama karşıdaki bir sağırdan farksızdı sanki. Telefonların hiçbirini açmıyor, medyadan gelen görüşme taleplerinin hepsini geri çeviriyordu.

Bazen kendine kızıyordu.”  Ah akılsız kafam ah! Neyine senin bu işler, otur adam gibi oturduğun yerde. Servetse servet, makamsa makam, daha ne istersin bela mı?” pişmanlıkları, bazen de “Aldattılar, kandırdılar beni,  o şakşakçılar, beni  kaf dağına çıkaranlar… Olan paramı yediler, yedirdiler. Bunun hesabını sormalıyım  onlara” diye intikam hesapları yapıyordu.   

Hiç hatırlamak istemediği o kara günün üzerinden tam beş gün geçmişti  ” Yenilmez başkanım ben”  diyerek,  aylardır kurduğu hayaller, yaptığı planlar… Hepsi, hepsi boşa gitmiş, bir örümcek yuvası gibi bir anda bozuluvermişti. Deprem olmuş,  dünya onun üzerine yıkılmıştı sanki. O koca patron o kadar küçülmüştü ki şimdi ev hapsi yaşıyor, hayatı  küçücük bir pencereden seyrediyordu.

Günlerden Cuma idi. Bu günü bahane edip evinden uzaklarda bir camiye gitmeye karar verdi. Aslında camiye çok alışık değildi ama bayram namazlarını da kaçırmazdı. Cumalara da, eh,  bayramdan bayrama dercesine  giderdi. Ah şu koltuk sevdası, benlik davası, makam hırsı var ya! İnsana düşten de öte işler yaptırıyormuş meğer. Şehrin belediye başkanı ben olacağım. Bir oy fazla çıksın “ diye ne kılıklar değiştirmiş, ne rollere girmiş ve girdirilmişti. Üç günlük dünya bu kadar küçülmeye  değmezdi, değmemeliydi. Bir seçim, bir yarış olmalıydı elbette. Ama böylesi asla!. Oy  için katıldığı  cumalar da bunlardan biriydi.  

Neyse, camiye varmış yine de en kuytu bir  köşeye  oturmuştu  O da ne! Sanki  hutbenin konusu  Erol Bey’di. Hatip,  durmadan  kaybedenlerin halinden dem vuruyordu “ Kaybetmek  çok zordur, insan kaybedince  dünyası başına yıkılıverir. Servetini, makamını, evladını hatta girdiği bir seçimi kaybeden insanlara  çektiği acıları hele bir kez sorun. Ne ahlar duyacak,  ne vahlar işiteceksiniz. Kardeşlerim, dünyada kaybettiğimiz servete de seçime de çok üzülmeyelim. Elbette yarış olacak ve biri kazanacak. 

Şimdi soruyorum sizlere. Üç günlük dünya böyle,  ya ahiret, ya ebedi hayat. Orada  kaybetmenin acısını hiç düşündünüz mü!?  “ Kaybedenlerden oldunuz, yazıklar olsun size!” denilirse, en büyük kayıp budur işte.. Gelin, iyi düşünelim  “Onlar düşünmezler mi, düşünmüyor musunuz? Ayetlerine kulak verelim. Kaybedenlerden değil,  kazananlardan  olalım”.

Ayetler, hadisler  Erol Bey’in  kalbini sıkan, mevki, makam, başkanlık gibi nice buz dağlarını bir güneş gibi eritivermişti. “ Yeteeer, yeter hocam, ne olur yeter, çok şükür anladım! diye bağırıp rahatlamak geliyordu içinden.  Ağlıyordu o koca patron, gözyaşları damla damla secdeye kapanıyordu. Anlamıştı anlamıştı, sadece belediye başkanlığını değil, elli yıldır kaybettiğini anlamıştı. Namaz bitmiş hala gözyaşları bitmemiş, elleri kapanmamıştı.  “Allah’ım!  Kaybetmenin acısını dünyada yaşadım, ahirette tattırma  Allah’ım” diyordu.  Dua, dua, dua. 

Camiden dışarı çıktığında bir de ne görsün gazeteciler art arda mikrofon uzatıyorlardı.  “Erol Bey, başkanlık seçimini niçin kaybettiniz, Erol Bey çok mu üzgünsünüz.” Erol Bey,  Erol Bey”.  Kurtulamayacaktı, o  halde  konuşmalıydı. “ Değerli basın mensupları,  bu seçimin gerçek galibi benim. Ben kazandım  ve çok mutluyum.   Benim mutluluğumu ancak kazananlar anlar. Hepinize teşekkür ederim”.

Gazeteciler Erol Bey’in söylediklerinin şokunu yaşarken o arabasına bindiği gibi gözlerden kayboldu. Marifet yoksulu bir iki gazete “Seçimi kaybetti aklını yitirdi “diye manşet atsa da medyanın tamamına yakını haftalarca  “Yenilmez başkan yine kazandı” diyerek, onu tebrik ettiler.

- - - -

{ "vars": { "account": "G-2QLCV0JSK8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }