Tasarrufu Devam Eden Kitaplar

Uzun zamandır masamın üzerinde duran Şeyh Galip Divanı’ndan bir beyitte takıldım kaldım.

Abone Ol

Ara ara elime alıyordum bu kitabı; bazen bir yürüyüş sırasında bir bankta, bazen balkonda, bazen salonda yemek masasının başında… Üç gazel, beş gazel, bazen on gazel derken mim harfiyle biten gazellere kadar gelmişim. Az kalmış.

Divanlarda gazeller, son harflerine göre sıralanır. Çünkü eski şiirde başlık yoktur. Bir gazeli bulmak için kafiyesine, daha doğrusu son harfine bakarsınız. Şeyh Galip’in bu beyti de mimli gazellerden birinde geçiyor:

“Mürşid-i hay kâşif-i esrardır
Mesnevî-i Hazret-i Monlâ-yı Rûm.”

Bu beyit Mevlânâ hakkında yazılmış, bilinen, sıkça alıntılanan gazellerden birinde geçiyor. Daha önce de okumuş olmalıyım. Ama bu sefer başka bir yönüyle dikkatimi çekti.

Cümle açık: Yüklem ilk mısra, ikinci mısra özne. “Mesnevî-i Hazret-i Monlâ-yı Rûm”, yani Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’si “diri bir mürşittir, sırları açan bir kâşiftir.” Buradaki “Rûm”, özelde Anadolu’ya, genelde Anadolu’yu da aşan bir anlam dünyasına işaret eder; Mevlânâ’nın yaşadığı coğrafyaya, kültürel havzaya, bir medeniyet alanına.

Şeyh Galip, Mesnevî’yi yalnızca bir kitap olarak görmez. Onu yaşayan, diri bir mürşit olarak tanımlar. “Mürşid-i hay” ifadesi bunu açıkça söyler. Mesnevî, sırları açar; gizleri keşfeder. İster iki ayrı sıfat gibi okuyalım mısrayı, ister bu kâşiflik yönünü “diri mürşit”in sıfatı olarak düşünelim, durum değişmez: Mesnevî, hâlâ konuşan bir metindir.

Burada zihnim şu noktaya takıldı: Tasavvufta “tasarrufu devam eden veliler”den söz edilir. Bedenen aramızdan ayrılmış, fakat irşadı süren büyükler… Bu anlayış, modern ve seküler akıl için, aynı şekilde dine modernizm penceresinden bakanlar için elbette tartışmalıdır. Ama Şeyh Galip’in söylediği şeye kimse itiraz edemez sanırım. Çünkü Mesnevî gerçekten de tasarrufu devam eden bir metindir.

Bugün dünyanın her yerinde okunuyor. Farsçası, Türkçesi, İngilizcesi… Farklı kültürlerde, hatta farklı inanç çevrelerinde Mevlânâ etrafında oluşmuş okuma halkaları, platformlar var. On üçüncü asırda yazılan bu kitap; on sekizinci yüzyılda da okunuyordu, bugün de okunuyor. Bir kitap için bundan daha canlı bir varoluş mümkün müdür?

Belki de bu “tasarruf”, sadece şahıslarla değil, eserlerle de devam ediyor. Sûfîlerin, âlimlerin, muhakkiklerin metinleri böyle işlemeye devam ediyor işte. Şeyh Galip’in kendisi de buna dâhildir. Şiirleri hâlâ okunur, dinlenir, insanları etkiler. Ben okudum, beni etkiledi işte; belki benden dinleyen bir başkasını da etkileyecek. Az ya da çok.

Bu düşünce beni başka metinlere götürdü. Sinan Paşa’nın Tazarru‘nâmesi mesela… Hazret, “Söz bir nesnedir ki zâil olmaz” diyor. Söz kalıcıdır; yok olmaz. Sonra devam ediyor. “Nice meclislerde okundukça hayır duasına vesile olur. Bir gün duası makbul birinin diline düşer; yazana da nasip olur.”

Bu çok çarpıcı bir düşünce bu. Dua yazılır mı? Dua gizli değil midir? Sinan Paşa tam da bu soruya cevap veriyor. Yazılan dua, başkalarının duasına tercüman olur. Okuyan “âmin” dedikçe, yazan da o duadan istifade eder. Hatta berzahta bile olsa…

Aynı yaklaşımı, yüzyıllar sonra Bediüzzaman Said Nursî’de de görürüz. O da Zühre’de niçin bazen duasını yazdığını anlatır: “Ölüm dilimi susturduğu zaman, kitabım benim yerime konuşsun diye…” Muvakkat bir lisanın tövbesi yetmez; nispeten daim olan kitabın dili daha çok işe yarar.

Bütün bunlar şunu düşündürüyor: Mesnevî, Tazarru‘nâme, Yunus Emre’nin ilahileri, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i… Bunlara yalnızca edebî metinler deyip geçemeyiz; tasarrufu süren metinlerdir bütün bu eserler. Köylerde “mevlit okutmak” dediğimiz şey bile bunu anlatır. Orta Asya’da “Hudâyyolu” derler; Allah rızası için serilen bir sofra, yemeğe çağrılan bir köy, mahalle. Metin okunur, dua edilir, hayır umulur.

Bir okur olarak bu beni çok etkiliyor. Yazan biri olarak da düşündürüyor. İnsan, duaya vesile olacak bir söz yazabilir mi? Yazdığı söz, kendisinden sonra da yaşamaya devam edebilir mi? Sadaka-i cariye olabilecek, hayra vesile olabilecek bir cümle, bir yazı, bir kitap…

Şeyh Galip’in mısralarında bütün bu soruların cevabı var belki:

Mesnevî diri bir mürşittir; sırları açar.

Evet, bazı metinler var, bazı cümleler var, hâlâ aramızda. İrşada devam ediyor.

{ "vars": { "account": "G-2QLCV0JSK8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }