Bir akşam ayakkabı tamircisine yolum düştü. Çok beklemek istemediğimden, ökçesi düşen ayakkabımı dükkanın bir kenarına bırakıp, alışverişe devam ettim. Ev giderleri, okul ihtiyacı, eskiyen mutfak eşyaları, yeni sezon ürünleri, yeni basım kitaplar derken bir süre dolaştım. Ayakkabılarımın hazır olduğunu varsayıp, yarım saat öncesinden dükkanın kapısına vardım ki, ne göreyim orada ayrı bir dünya vardı.
Usta, neden erken geldiğimi soran ifade ile bana baktı, gözlüklerinin üstünden. “İki şak, şak, bir tık tık” bu kadar da zor mu bu” diyecek oldum, köşede duran şekilsiz yığınları gösterdi, oturmamı istedi. Çekici tık tık eder, pensin ucu ince çivi söker, kösele örs üstünde düzetilirken, çare yok işin bitmesini bekleyecektim. Dükkanın tek şık mobilyası olan müşteri deksinde kendime bir yer buldum, iliştim. Sonra, pek küçümsediğim şu tamir işini, izlemeye koyuldum. Ayağımı mı sürüdüm ne? bir müşteri bir müşteri, başka zaman yok sanki, benim sabırsızlıkla beklediğim şu anları buluyorlar. Can sıkıntımdan deskin üzerinde elime geçen üç- beş renkli sayfaya göz ata durayım, birden müşteriler dikkatimi çekti, izlemeye koyuldum.
Al sana ilk müşteri; takım elbise kravat, üste sert yaka beyaz gömlek, kirli sakal,,,anacım üstler iyi ama, alt kısım ıhııııı, ayakkabı kendi klasının malı değil sanki...Uçları ezik, yanlar deforme..Bildiğin maganda, İzmirli ağzıyla, Eşferpaşalı yumurta topuk hali… Siyahlar içinde panikle dükkana dalarken, paralı arkadaşlarına dert yanıyor, yana yakıla, İstanbul’da kalan son moda ayakkabısını anlatıyordu. Ah nasıl unutulur o ayakkabı canım, hem de düğün gününde, oluyor işte Allah bir kor, bir alır diye aklımdan geçirirken, sigara paketine davranması, “yasak deyince”, pıstıması, beni tezgahtar felan sandı herhalde, giderken önüme beş papel atması bir oldu? Hay senin eb……..dedim, fazla konuşmadım.
İkinci müşteri ; bir öğrenci kızdı. Gelir gelmez tamirciye seyitti, ayağını vuruk yerlerini sanki hekime gösterir gibi gösterip, çok acıdığını, çok para verdini dertlenerek anlattı. “Bak şu ayaklarıma, bak bak, bak, yara içindeler”. Vallahi arka ve yan taraftaki yaraları tüm ilgisizliğime karşın ben bile farkettim. Vah, vah yazık, ne kadarda severek almış, Allah var ya giyince çok muntazam duruyor ama kullanmak lazım tabii, yoksa bilinmiyor. Dertlene dertlene ayakkabılarını bıraktı. Dur biraz o kadar uzun bolu değil canım…. öne atıldım, sıranı bekle diyecektim ki, usta eliyle dur diye işaret etti, zor durumda, önce bu kızın işini halledeyim demek istediğini anladım, üstelemedim. Sonra aldı beni bir garip keder… Gözlerim ustayı yoklarken, alt tarafı ayakkabı deyip geçtiğimiz, giysi kadar kıymet vermediğimiz, yılda bir bakım, yenilenme isterken ihmal ettiğimiz, yaşam için ne kadar elzem olduğunu, bebeklikten ergenliğe, gençlikten, yaşlılığa sağlık için doğru ayakkabı seçmenin gereğini ve bu gerçeği çok sık unuttuğumuzu hatırladım.
Kendime ders notu olarak yazıyorum; “Yaşam adımla başlar, adımla yol alır insan. Bebeklikte bile kalitesi tescilli ayakkabı seçmek gerekir. Sağlam kafa sağlam vücutta ise, sağlam beden ancak sağlam ayaklar üzerinde olur. Ayaklar; parmakları, topukları, derisi, damarları, kemikleri, kasları, krişleri ile sağlık için en uç, en kıymetli organlardır. Anatomik ayakkabı özellikle şeker ve yumuşak doku rahatsızlığı çekenlere, kas-eklem sorunu olanlara iyi gelir. Her ülke kendi insanının ayak ölçülerine uygun kalıplarda ayakkabı modelleri üretmelidir. Bit tabii bir batılının ayak ölçüsü, doğuluya uymaya bilir”
Üçüncü müşteri profili; dersini almış, ezber eden kadın olarak bendim, yani sarı gelin. Bir buçuk saatin sonunda topukları düzeltilen açık renk stletto ayakkabılarımı tamir olur olmaz aldım, ustaya en hakikisinden teşekkür çakıp, biraz da utanarak yanından ayrıldım.