ÂŞIK...

Abone Ol

     Âşık, bütün yıl sarhoş olmalıdır. “Ayıplayan olur mu?” diye düşünmemelidir. Âşık, coşkun olmalı, deli divâne olmalıdır. Ayıkken her şeyin tasasını çeker, gamını yeriz. Fakat sarhoş olunca; “Ne olursa olsun!” der işin içinden çıkarız.

     Benim aşktan başka bir arkadaşım yoktu ve olmadı. Ne dünyaya gelmeden önce, ne de daha sonra aşksız yaşadım. Canım içimden bana şöyle sesleniyor: Ey aşk yolunun olgun yolcusu, bana kapıyı aç!

     Dostun hayâli bizimle oldukça bütün ömrümüz seyirle, seyranla geçer, mutlu bir hayat yaşarız. Ey gönül; gönül nerede murâdına ererse, sevdiğine kavuşursa, oradaki bir diken, binlerce hurmadan daha iyidir, daha hoştur.

     Seninle birlikte olduğum zaman, sevgiden, dostluklar yüzünden uyuyamam. Sensiz olduğum vakit de, inler dururum, üzüntüden gözümü kapayamam. Şaşılacak şey… Her iki gece de uyanığım, fakat bu iki uyanıklığın arasındaki farkı sen gör!

     Hakiki bir mü’min, gerçek bir insan, Allah’ı canla başla anar, onu çok zikir ederse, ona dikkatle bak da gör; onda, Hakk’ın nûrundan gelen güzellik ne parlak olur? Bu ilahi erlerin içleri, gönülleri ne acayip, ne şaşılacak bir denizdir! O deniz dalgalanıp coşunca, o dalgaların her birinden “Ben Hakkım” sesi yükselir.

     Benim namaz kılmaktan maksadım odur ki, ayrılık derdinden artık hiç bahsetmeyeyim. Yoksa bu nasıl namaz olur ki? Seninle oturayım da, yüzüm mihrabda, gönlüm çarşıda pazarda olsun.

     (Mevlânâ, Divan-ı Kebir)  

{ "vars": { "account": "G-2QLCV0JSK8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }