Hıfzı Topuz bu kitabında Sabahattin Ali'yi anlatıyor Son derece güzel bir anlatım. Aslında benim burada üzerinde durmak istediğim, kitabın kendisi değil de Sabahattin Ali'nin çilelilere bezenmiş acı ile yoğrulmuş, sıkıntılarla dolu hayat hikayesi.
Bütün bir yaşamı boyunca sürgünler, cezaevleri, demir parmaklıklar, işkenceler Sabahattin Ali'nin yaşamının parçası olmuş. Hoş Türkiye'de Sosyalist olmanın, solcu olmanın bedelidir diye düşünürüm bunları. Ve geriye dönüpte baktığımızda, hakikaten bu ülkede sosyalist düşünceleri taşıyan insanlara yönelik, devletin tutum ve davranışları inanılmaz sert, katı ve acımasız. Oysa bu düşünceleri taşıyan insanların genel yaşamlarını irdelediğimizde, yaşama karşı, insanlığa karşı müthiş bir sevgi içerisinde olduklarına tanıklık ediyoruz.
Bütün bir hayatı devletin elinde olmadık çilelerin muhatabı olmakla geçmiş.
Girmediği cezaevi, sürülmediği şehir kalmamış. Tek nedeni sosyalist olması ve sosyalistlerin devlete zararlı unsurlar olduğu yönündeki o faşizan genel kanı.
Yazmış olduğu yazılardan ötürü hakkında onlarca dava açılan Sabahattin Ali bir dağ başında hangi tarihte öldürüldüğü meçhul bir şekilde ölü bulundu.
Yaşamında onca sıkıntılar çeken Sabahattin Ali çareyi yurtdışına çıkmakta arıyor. Kendisine rehberlik edecek olan ordudan ayrılmış bir kişi tarafından yurt dışına çıkarılacak. Bir kamyon almıştır Sabahattin Ali ve bu kamyonla Trakya köylerinden peynir toplayıp İstanbul'a getiriyor ve İstanbul'da bu peynirleri satarak yaşamını idame ettiriyor. Ama asıl amaç Türkiye de artık bir şeyler yapamayacağına dair kendisinde oluşan genel kanı. Ne yazmasına müsaade ediliyor, nede polis peşini bırakıyor Sabahattin Ali'nin. Ve yurt dışına çıkacağı gün kendisine rehberlik eden Ali Ertekin isimli şahıs tarafından öldürülüyor Sabahattin Ali. Istıranca ormanlarında cesedi bulunuyor. Kafatası kırılmış, feci bir işkenceye tabi tutulmuş, vücudunda kırılmadık tek bir kemik bırakılmamış bir şekilde bir imam buluyor ve oraya gömülüyor. Ölüm tarihi hakkında kesin bilgi yok.
Katil yakalanıyor ve Sabahattin Ali'yi öldürme sebebi olarak milliyetçilik duygularının kabardığını ve Sabahattin Ali'nin düşüncelerinin kendisine uymadığını ifade ediyor ve cinayeti bu sebepten dolayı işlediğini söylüyor.
Ve halen Sabahattin Ali'nin ölümü ile ilgili sır perdesi ortaya çıkmış değil. Katil kısa bir süre hapiste yatıyor ve çıkıyor. Kendisi ile görüşme yapmak isteyen gazetecilerle görüşmeyi reddediyor katil. Ama hep şu soru gündemde kalıyor. Sabahattin Ali cinayetinde Ali Ertekin sadece bir tetikçi, arkasında kimler var bu cinayetin.
CHP Denizli milletvekili Mustafa Gazalcı tekrar bu cinayeti meclis gündemine taşıyor ve 2003 ve 2004 yıllarında Tayyip Erdoğan'ın araştırılması istemiyle iki soru önergesi veriyor Sabahattin Ali cinayeti ile ilgili. Tabi her zaman olduğu gibi kimse bu konulara eğilmiyor ve başbakan her hangi bir yanıt vermiyor. Ama bilinen bir gerçek var ki, acımasızlık konusunda devlet sosyalistlere karşı bir hayli cömert.
Bu gün Sabahattin Ali'nin şiirlerine baktığımızda en güzel şarkıların onun şiirlerinden çıktığını görürüz.
Halen söylenir
Başın öne eğilmesin
aldırma gönül aldırma
ağladığın duyulmasın
aldırma gönül adırma.
Ve bu gün aldırma gönül şiiri, sözleri ve müziği ile bütün bir topluma mal olmuş, hayatımızın tüm zamanlarında ruhumuzu derinden etkilemiştir.
Sabahattin Ali 1940 yılında yazmış olduğu İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN isimli kitabından dolayı, dönemin ünlü milliyetçisi Nihal Atsız kendisine hakaret dolu bir yazı yazar. Sabahattin Ali bu yazısından dolayı, Nihal Atsızı mahkemeye verir. Yıllar süren mahkemeler başlar. Her mahkeme günü müthiş olaylar yaşanır sağcılarla, solcular arasında ve Sabahattin Ali mahkemeyi kazanır. Kazanır kazanmasında yıl olmuştur 1944 iki yıl sonra, yani 1946 yılında Sabahattin Ali işsiz kalır. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la birlikte, o döneme damgasını vuran Marco Paşayı çıkarırlar. Bir süre sonra tirajı hayli yükselir Marco Paşa'nın ve ciddi anlamda devlet baskısı ile karşı karşıya kalır Marco Paşa. 1948 yılında Sabahattin Ali yazmış olduğu bir yazısından dolayı tutuklanır ve üç ay kadar hapis yatar. Paşakapısı cezaevinden çıktıktan sonra çok zor günler geçirir Sabahattin Ali.
Sıkıntı dolu bir hayat sıkıntıların üzerine inanılması güç vahşice bir ölüm. Zaten hep böyle olmamış mı? Geriye dönüp te baktığımızda sosyalistler hep bu gibi insanlık dışı muamelelerin muhatabı olmamışlar mı?
Sabahattin Ali'nin genel yaşamına baktığımızda, çok sık aşık olan birisi. Zaten öyle olmasa bu denli güzel şiirler yazabilirimiydi. Bu gün topluma mal olmuş onca şarkının sözleri Sabahattin Ali'ye aittir.
Mesela çocuklar gibi şiiri, son dizelerini herkes bilir bu şiirin.
Başını göğsüme yasla sevgilim
Güzel saçlarında dolaşsın elim
Bir gün ağlayalım bir gün gülelim
Sevişen yaramaz çocuklar gibi
Ne denli güzel sözler. Ve şarkısı topluma mal olmuştur. Ya Geçmiyor Günler şiiri. Cezaevi günlerinden yazılmış bir şiir. Muhteşem bir şiirdir ve şarkısı insanı ruhundan yakalar.
burda çiçekler açmıyor
kuşlar süzülüp uçmuyor
yıldızlar ışık saçmıyor
geçmiyor günler geçmiyor.
avluda volta vururum
kah düşünür otururum
türlü hayaller görürüm
geçmiyor günler geçmiyor.
dışarıda mevsim baharmış
gezip dolaşanlar varmış
günler su gibi akarmış
geçmiyor günler geçmiyor.
gönülde eski sevdalar
gözümde dereler bağlar
aynadan hayalin ağlar
geçmiyor günler geçmiyor.
yanımda yatan yabancı
her söz zehir gibi acı
bütün dertlerin en gücü
geçmiyor günler geçmiyor
Muhteşem bir şiir. Kendi yaşamından önemli bir kesit sunmuş bu şiiri ile Sabahattin Ali. Yıllarca herkesin diline pelesenk oldu Sabahattin Ali'nin bu şiiri. Ve yıllarca, yüz binlerce insan, bu şiirin şarkısını söyler oldu. Ya leylim ley şiiri. Unutmak mümkün müdür bu denli duygu yüklü enfes bir şiiri. Ya türküsü. Yılar vardır ki leylim ley Türk toplumunun ZAbaşucu türküsü olmuştur.
Bunca güzel üretimler yapacaksınız ve bunca emek vereceksiniz, sonuçta en vahşi, en hunhar bir şekilde cinayete kurban gideceksiniz. Cinayetin arkasından kimse tek laf etmeyecek. Katili bir süre sonra serbest kalacak. Olacak şeyimidir. Kola ymı dır bu gibi değerlere sahip olabilmek. Sabahattin Ali gibi nice değerlerimizi bu şekilde harcamadık mı? Halen harcamaya devam etmiyor muyuz bu değerleri.
Yıldız Nihat