Rahmet peygamberinin ümmeti olarak Yunusun deyimiyle yaratan’dan ötürü bütün yaratılmışları hoş görmemiz bütün mevcudata muhabbet nazarıyla bakmamız gerekiyor. Cenabı hakkın rahmetinin inananların birlik ve beraberlik içinde olmaya bağlı olduğu bilinciyle hareket etmemiz gerekiyor. Uhuvvet düsturlarını unutmadan, sövene dilsiz ve yapılana misliyle mukabele etmeden sadece mevzuyu izah sınırında kalmamız gerekiyor. Başkalarının kaba ve kırıcı sözlerine “kavli leyyin “ güzel ve yumşak sözle mukabele etmemiz gerekiyor. Toplumsal barışın sağlanması açısından Efendimiz (sav) insanlar birbirine tebessüm etmesinin, güzel söz söylemenin sadaka olduğunu ifade buyuruyor. Sadece inanlara karşı değil münafıkları bile efendimiz toplumdan dışlamamış onları kazanmanın yollarını aramıştı.
Rahmet Peygamberi olan efendimizin ümmeti olarak onun bütün yaratılmışlara karşı olan merhametine zıt anlayışların kaynağı olan “Harici “ anlayış dinin ruhunu anlayamayan bencil , benmerkezci .kaba ,dışlayıcı bir ruh dünyasına sahip insanlar fitnelerin zuhur ettiği dönemde ortaya çıkmış,. Yatıştırıcı olmaktan çok dışlayıcı ve ayrılıkçı rol oynamışlardır. En küçük bir hatayı hemen tekfirle damgalamışlardır. Daha güzeli ararken eldeki güzellikler kaçırılmış, toplumsal barış zedelenmiş , fitnelerin önü alınamaz hale gelmiştir. Tekfir ; dininin kesin delille sabit olan bir esasını inkâr edenin kafirliğine hükmetmektir. Harici düşünce tekfirin kendi düşüncesi dışında kalan insanları dinî, siyasî, sosyal , hatta ekonomik hayat ve bir çok alandan dışlamanın aracı olarak kullanmaktadır..
Alnı secdeye gelen, aynı safta aynı kıbleye teveccüh ettiğimiz fakat sosyal, siyasal ve hizmet metodu ayrı düştüğümüz kardeşlerimizle gönül bağımızı koparmamamız gerekir. Ağır ithamlar ve küfür isnatlarına karşı bile dişimizi sıkıp bir gün belki anlaşabiliriz ümidiyle sabırla beklememiz gerekir.
Dinin esaslarına etki etmeyen farklılıklar çatışma nedeni sayılmış, karşısındakini ‘kâfir’ ilan etmenin bahanesi olmuş. Bu harici yaklaşım, günümüzde etkisini bazı gurup, parti, mezhep ve çeşitli meşreplerde kendisini göstermektedir. Bu dışlayıcı tutum, İslâm’ın öz yapısından kaynaklanmıyor., İslâm’a onun temel kaynağı olan Kur’an ve sünnete bakıldığında İslâm’ın dışlayıcı değil, kapsayıcı bir tutumu emrettiği açıkça görülüyor.
Efendimizin “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak; onlardan biri hariç, hepsi cehennemliktir. O biri de Benim ve ashabımın yolunu takip edenlerdir” şeklindeki hadis-i şerifinin yorumlanmasıyla bazı mezhep ve meşrepler hemen her meselede bu hadise dayanarak muhaliflerini tekfire yönelmiş. Kimileri ‘hak fırka’ olarak tanımladıkları kendileri dışındaki bütün fırkaları, sapkınlık, bid’at veya küfürle itham etmiş. Söz konusu hadiste açıkça hiçbir fırka ismi verilmediği halde herkes, kurtuluşa erenin kendi fırkaları olduğunu iddia etmiş; diğer fırka ve mensuplarını gayri meşru görmüş, onları, küçük düşürücü isimlendirmelerle anmış. Bediuzzaman hazretleri bu mevzuda “Herkes mesleğim haktır, güzeldir diyebilir. Sadece hak benim mesleğimdir diyerek başkasının meslek ve meşrebini batıl olduğunu söyleyemez “ diyerek ihtilaf ve ithamların önüne set çekecek güzel bir prensip vazetmiştir.”Allahım ayaklarımızı dinin üzerine sabit kadem eyle” amin.