2012 herkese göre tehlikeli bir yıl. İş dünyası umutsuz olmasa da temkinli davranmaktan yana. Eski Aztek takvimine göre bu yıl kıyamet kopacakmış. Gerçektende AB ülkelerinde devam eden ve bazı ülkelerin iflasına sebep olacağa benzeyen kriz kıyamete benzer bir hadise havası estiriyor. Daha düne kadar yıkılmaz bir kudrete sahip zannıyla ilahlaştırılan AB projesinin havası sönmüş gibi görünüyor. Ama bence sönmekten ziyade gazı alınmış gibi bir durum söz konusu. Zira son yıllarda çok hızlı ve dengesiz bir büyüme politikası izleyen AB YAPILANMASI, bu işe hazır olmayan bazı ülkeleri bünyesine alınca kendi iç dinamiklerini de bozdu. Dünyanın global anlamda ticari dengelerinin çok hassas bir zemine oturduğu ve bıçak sırtında bulunduğu yılları yaşadığımız şu anda, ayrıca teknolojik manada her şeyin çok çabuk demode olduğu bir hengamede; bu şekilde hızlı bir büyüme süreci AB’ye yaramadı. Yaramadığı gibi zarar da vermeye başladı. Ve bu zarar bir müddet daha devam edecek gibi görünüyor. Bu arada anti parantez Almanya ve Fransa’nın bu durumu fırsata çevirme manevralarını bir köşeye not ederek başka bir yazıya bırakmak istiyorum.
İki kutuplu dünyanın bitip tek kutuplu ve ABD hegemonyasının tek hâkim olduğu bir dönemin başladığı, Çin’in yükselen bir değer olarak karşımıza çıktığı ve AB’nin ABD’ye alternatif olmak niyetiyle yola çıktığı bir zaman dilimi içindeyiz. Özellikle ABD’ye alternatif olmak veya ikinci kutup olmak üzere yapılanan AB; ekonomik anlamda yapılanmasını tamamlayamamış olmanın getirdiği arızaları yaşıyor şu an. Zira tek güç olarak ortada kalan ve tüm dünyada parası konvertible kabul gören tek ülke olan ABD, yaşadığı krizleri tüm dünyanın başına bela haline getirdi. Karşısında alternatif bir güç olmayınca, kendi krizini dünyaya ihraç eden bir ABD var karşımızda. Eğer kendine denk bir güç olsaydı, verdiği zararın paylaşılabileceği veya en azından absorbe edilebileceği bir durum oluşturulabilirdi. Ama ABD tek olunca ve en önemlisi de parasıyla kral olunca zararın telafisi de o kadar zor oluyor. Zira dünyada söz sahibi olmak ekonomik olarak güçlü olmayı gerektiriyor. Bu arada kültürel ve teknolojik tüketimlerin kontrolünü de unutmamak lazım. Bu noktada Hollywood, fast food vb yaşam tarzlarının dünyamızdaki rüzgârını bir yere not ederek esas konumuza yani bu krizin bize getirdiklerine, götürdüklerine bakalım.
Önce çok küçük ama çok önemli bir detayın altını çizmekte fayda var. Bu krizlerin devletlerin yani kamu otoritelerinin yanlış yönetimleri sonucu devletlerin etkilendiği bir kriz olduğu yani sadece halk ve şirketleri etkileyen bir olay olmadığını özellikle belirtmeliyim. Zira batan veya iflasını isteyen Yunan devleti ve diğer devletlerdir. Yani iflas eden kamu otoritesidir. Bir şirket veya işadamı iflasının çok ötesinde bir durum olan bu olay bize farklı pencereler aralamaktadır. Diğer AB ülkelerindeki durumda aynı hususiyetler taşımaktadır. Devletin iflası halkın iflasını gerektirmez ama halkı sıkıntıya sokar ve alıştığı refah düzeyinin düşmesine yol açar. Bu olay sonucunda iş dünyası sıkıntıya düşer, zira bu ülkelerde devlet pek çok yönden ekonomiye direk etki etmektedir. (Kredi, iş sahaları, memuriyet vb.) Ve netice de insanlar daha müreffeh yerlere göç etmek isterler. ABD’de olan ise, bankaların ve büyük şirketlerin yolsuzluk sonucu batmalarıdır. Ve bu şirketler global ölçekli olmaları sebebiyle tüm dünyayı etkileyebilmişlerdir. Yani Amerika Birleşik Devletleri daha iflasını vermemiştir. Ama maalesef ABD devlet bütçesinin de açığının çok fazla olması, hatta borcunun bütçeye denk olması yakın bir gelecekte aynı akıbete ABD’nin de sürüklenebileceği endişesini taşımamıza sebep olmaktadır. Ve bu ihtimalin varlığı bile herkesi korkutmaktadır. İşte 2012 için en korkunç ihtimal budur, Çünkü ABD’nin alternatifi şimdilik yoktur ve alternatiflik iddiası ile yola çıkan AB’de kriz ile boğuşmaktadır. Çok eski bir medeniyete sahip olan ve ekonomik olarak hızla yükselen Çin ve Hindistan hazır kıta beklemektedirler ama imajlarının bozukluğu puan kaybına yol açmaktadır.
Ben her krizin aslında bir fırsat olduğunu düşünenlerdenim. Ülke olarak son yıllarda kat edilen olumlu mesafeler ve ekonomik anlamda iyi bir pozisyonda olmamız bize çok fırsatlar sunmaktadır. Mesela daha düne kadar bize tepeden bakan batılı bürokrat ve bankacıların hakkımızda sarf ettikleri olumlu sözler durumumuzu izah etmektedir. Son Davos toplantısını ve orada yaşananları hatırlayınız. Evet, her kriz bir fırsattır ama kullanabilene. Daha önceki krizin teğet geçmiş olması, bu krizin de teğet geçeceği anlamına gelmez. Tedbirimizi almalı, olayları önceden kestirerek pozisyon belirlemeliyiz. Yanı başımızda Yunanistan az ötede İtalya ve sonra İspanya ve Portekiz. Düne kadar turizm de bize rakip olan bu ülkeler şimdi kriz etkisi ile çırpınıyorlar. Turizm için cennet gibi olan bu ülkelerde şimdi çok uygun fiyatlı satılık tesis ve araziler ortaya çıkmaktadır. Satın alma yanında o ülkelerde yapılabilecek pek çok iş olduğu ortadadır.
Tekrar etmek istiyorum o ülkelerde halk değil devlet bazında sıkıntı vardır. Bu ise parası olanın gezebileceği alışveriş yapabileceği farklı yerler aradığı anlamına gelir. Bu durum ülkemizi cazibe merkezi haline getirebilir. Tabi kriz sebebiyle o ülkelerde sübvansiyon tarzı fiyat indirimine giderek müşteri çekmeye çabalayacak ve yine rakibimiz olmayı sürdüreceklerdir.
Ben işin bize ve Denizli’ye bakan yönü ile yazıma devam etmek istiyorum. Denizlimiz için mermer konusunda bir örnekleme yapalım. İtalyanlar yıllarca bizden ham olarak aldıkları mermeri işleyerek ABD ve başka yerlere İtalyan mermeri diye sattılar. Şimdiler de Denizlimizde bazı girişimcilerimiz bu konuda İtalyan tekelini kırmak üzereler. Hatırlarsanız yıllarca tekstilcilerimiz fason üretim ile Avrupa’yı beslediler Kendi marka ve koleksiyonları ile ortaya çıkanlar bu düzeni lehimize çevirmeyi becerdiler. Ve katma değeri yüksek bu tarz ile daha çok kar etmeyi ve ayakta kalmayı başardılar. Bazı İspanyol ve Fransız markalarının satın alınmalarını hatırlayınız. İşte aynen bu olaydaki gibi daha yolun başında olan mermercilerimize tasarım konusunda özgün ve kendilerine ait projeler ortaya koymalarını tavsiye ediyorum. Zira özgün katalog, kreasyon tarzı yaklaşımlarla yola çıkarlarsa daha hızlı yol alacaklarını ve kalıcı olacaklarını belirtmek kehanet olmasa gerek. Belki de dünya mermer piyasasını ve modasını onlar belirlerler. Neden olmasın?