Geçtiğimiz Cuma hoca efendi geçirdiğimiz Miraç Kandili hakkında hutbesini heyecansız bir ses tonuyla her zamanki gibi yine kâğıttan okudu.
Kâğıttan okunan konuşmaları daha önce yazdığım bir yazımda ele alıp, bu tür konuşmaları şahsen “samimiyetsiz ve maval okuma” olarak değerlendirmiştim.
Cümleler yine belagat yüklü, süslü anlatımlıydı.
Miracın inancımız açısından önemine vurgu yaptı, namaz konusunun altını çizdi.
Çoğu pazarcı esnafı olan cemaat de uyuklayarak hutbeyi dinledi.
Beni ise hutbenin en çok şu cümleleri düşündürdü.
“Her yıl gelen miraçla inancımızı, bağlılığımızı ve samimiyetimizi yenileriz.
Amellerimizi yenileriz.
Riyaya, kibre, samimiyetsizliğe, ikiyüzlülüğe karşı amellerimizi gözden geçiririz.
Her yıl gelen miraçla aile bağlarımızı, anne ve babamızla, yavrularımızla ve komşularımızla ilişkilerimizi yenileriz.
Miraç, malımızı mülkümüzü, paramızı pulumuzu, servetimizi, maddî gücümüzü ruhumuzun yükselişi yolunda gözden geçirmemizi sağlar.”
***
Evet, hoca efendi doğru okuyordu, olması gerekeni söylüyordu.
Yani yaşantımızı gözden geçirmemizi, mizana vurmamızı, varsa eksiklerimizin tamamlanması gerektiğinin altını çiziyordu.
Ama gel gör ki, kâğıttan okunan bu ifadeler sözde kalıyordu.
Yaşadığımız, gördüğümüz olaylar, anlatılanlar adeta tam tersini söylüyordu.
İnsanlık bitmiş, Allah’ın emirleri hiçe sayılmış, Peygamber Efendimizin nurlu yolu hurafelerle, tevillerle eğilip bükülmüştü.
Hoca efendilerin her biri ayrı bir bayrak açmış, “Din benim dediğimdir, benim anlattığımdır, benim gösterdiklerimdir” diyerek böyle yapmakla bana kalırsa Müslümanlar arasında bir soğukluk, bir kopukluk meydana getirmişlerdir.
Hele son günlerde yaşanan gerilimler Müslümanım diyen herkese sıkıntı vermiştir.
Söylemler de, eylemler de dinimizin emrettiği ölçüler içerisinde değil.
İslam âlemine bakıyorsunuz, oralar da ayrı bir âlem.
Bizim hoca efendilerin açtığı bayrak gibi onların her biri de ayrı bir cumhuriyet, ayrı bir dert.
Kanayan yara misali, her taraftan kan fışkırıyor.
Bir hiç uğruna, küçücük fikir ayrılıklarına tahammül yok, birbirini boğazlayan boğazlayana, bombalayan bombalayana.
***
Peki, ne olacak halimiz?
Hoca efendi hutbesinde nelerden bahsetsin isterdik?
Beklentilerimi açayım biraz.
Geçtiğimiz yıl ülkemiz hoca efendilerinden oluşan pek çoğu akademisyen, ilim adamları “Âlimler Birliği” adında bir birliğe imza attılar.
Diyanet de bu birliğe destek vermiş, bazı Diyanet mensubu hoca efendilerin de bu birlik içinde yer aldığını görmüştük.
Allah var ben de şahsen bunun iyi niyetle atılmış güzel bir adım olduğunu düşünmüş, bunlardan vatandaş olarak beklentilerimizi yazı konusu yapmıştım.
Uzun süre ses çıkmadı bu birlikten.
Şimdi sitelerine girip bakıyorum ne gibi çalışma içerisinde olmuşlar, neler yapmışlar diye?
Bilmem kaç defa istişare toplantısı yapılmış, bu toplantıların fotoğrafları yayımlanmış, paylaşılmış.
Ben de sitem ettim bu paylaşımların altına…
“Hocam resimleri değil de fikirlerinizi paylaşsaydınız da vatandaş olarak istifade etseydik” diye yazdım.
İnsanlık bunalım geçiriyor, sıkıntılar tonlar ağırlığındaki kaya kütleleri gibi bizleri ezip geçiyor, pestile döndürüyor.
Ana baba evladına söz geçiremiyor.
Kadın kocasına, kocası karısına laf anlatamıyor.
Evlat anaya babaya bakmıyor, baba ana küçücük yavrularını terk edip bir heves uğruna evliliklerini sonlandırıyor, boşanmalar tavan yapıyor.
Komşunun komşudan haberi yok.
Manevi sıkıntılar çığ gibi büyüyüp gidiyor velhasıl.
Ben Âlimler Birliğinde toplanan hoca efendilerden tüm İslam âleminin manevi sıkıntılarına çözümler üretmesini, manevi destek sunmalarını bekliyordum şahsen.
***
Hoca efendi hutbenin sonunda Bosna Hersek’te yaşanan sel felaketi için Diyanetin kampanya açtığını duyurup, yardım talebinde bulundu.
Diyanet de STK olarak çalışan diğer sosyal yardım kuruluşları da maşallah bu tabi afetleri iyi takip ediyorlar.(!)
Hemen akabinde yardım kampanyaları açılıp toplanan yardımlar medya şovu eşliğinde mağdurlara iletiliyor.
Bütün bu gayretler iyi güzel de, bir kısım vatandaşın kafasında da soru işaretleri de var.
Gerçekten toplanan bu yardımların hepsi oralara götürülüyor mu?
Yoksa geçmişte kötü örnekleri yaşandığı şekliyle suiistimal de oluyor mu?
Bu tür organizeler şeffaf yapılamaz mı?
Mesela hangi camiden ne kadar, hangi köyden, ilçeden, ilden ne kadar toplanmış?
Toplam ne kadar olmuş?
Bu hangi makama nasıl teslim edilmiş?
Bu yardımı alanlar gerçekten mağdurlara mı ulaştırmışlar yoksa geçmişte bizde olduğu gibi deprem için toplanan paralar devletin iç harcamalarına mı sarf edilmiş?
Bütün bu toplanan yardımlar açık açık Diyanetin sitesinde aylık olarak yayımlansa, paylaşılsa, vatandaş da gönül huzuru ile Allah rızası için yaptığı hayır yardımının nereye nasıl ulaştığını görse nasıl olur?
Yine sağır kulaklara, görmeyen gözlere söylüyorum değil mi?
Aynı hamam aynı tas olacaksa Miraç bizi nasıl yükseltecek?
Kâğıttan okumayla maalesef Miraç bizi yükseltmiyor hocam!
***
Biz yine de olanca olumsuzluklara rağmen ümit var olalım.
Rabbim bizi kendi yolundan ayırmasın.
Müslümanım deyip de insanları dinden soğutan Müslüman görüntüsünde olanlardan ırak, şerlerinden emin eylesin.
Tüm insanlık âlemini, ülkemizi, acılardan, bela ve kazalardan, felaket ve musibetlerden muhafaza eylesin.
Geçirdiğimiz Miraç Kandilinin, milletçe uyanmamıza, yükselmemize ve yücelmemize vesile olmasını temenni ediyorum.