İnsanın düşünce dünyasında oluşturduğu senaryolardır hayaller. İnsanoğlu genellikle güzellikler hayal eder. Kendisinin sahip olamadığı şeylerin hayaliyle mutluluk arar. Hayalen bir şehre gitmek, uçağa binmek, at koşturmak, hız motoruyla dolaşmak vb. çocukluk hayallerimizdendir. Gerçekleşmedi ise hala hayallerimizi süslüyordur bunlar.
Hayal etmeden bir şeyin gerçekleşmesi mümkün müdür? Yeni bir icadın, yeni bir buluşun, yeni bir yaşantının önce hayali kurulmaz mı? Mutlaka hayalimizden geçtikten sonra gerçekleşme aşamasına gelir. Günlük yaşamımızda her gün yapacaklarımızın planını zihnimizden geçirirken gerçekleşmenin ön senaryosunu çizmiş olmaz mıyız?
Bir de kabus dediğimiz kötü hayaller vardır. Ruh dünyası dengede olmayan, ruhun tatmin olma noktasında yeterince çaba sarfetmeyen insanlarda olur. Esas mutluluğu ruh gıdasında değil de cismani bir takım arzularda arayan kişilerde. Bu durum ata mangalda köfte vermek gibidir. At otçul bir hayvandır. Mangalda pişirdiğimiz köftenin kokusu çok güzel olabilir. Bizim için vazgeçilmez bir lezzet olabilir. Ancak at ondan hiçbir lezzet ve gıda alamaz. bu durumda olan insanların ufukları çok dardır. Sadece gördükleri şeylerin var olduğuna ve insanların mutluluğuna yeteceğini zannederler. Sonunda tatmin olmayan ruh sürekli kendinden kaçmaya başlar. Gerçeklerle yüzleşmek istemez. Bazen daha da kötüsü olur, kendi hayatına son vermeye kalkar.
Bir takım insanlar da vardır ki; onların hayalleri ulaşılmazdır. Hayallerinden bahsetseler, siz gülüp geçesiniz veya “Ne kadar çok atıyor” dersiniz. Ama onların bakışları size aynen şunları söyler. “İnanırsan hayal değildir.” İşte bu söz o kadar önemlidir ki; tümden bütün her şeyi değiştirebilir. Mefkure insanı olmak, bir tatlı hayale bağlanıp o hayalle yatıp kalkmak, tüm ömrünü o hayalin çevresinde örüp örgülemek ne kadar muhteşem bir duygudur.
Bu peygamberi duygu insanı o kadar mutluluğa gark eder ki, ömrünüzün nasıl geçtiğinin bile farkına varamazsınız. Hayatınızdan o kadar zevk alırsınız ki, sizi hiçbir olumsuzluk etkileyemez. Artık sizin sürekli koşturmanız gereken bir hayaliniz vardır. O hayal sizin için o kadar önemlidir ki O’nun uğruna yaptığınız fedakarlıklardan ve zorluklardan bile zevk alırsınız. Çünkü onlar sizin için fedakarlık değil, yapılması gereken bir iştir.
Asrın minaresinin başında duran zat, bizim için hapis olan bir yeri Mederese-i Yusufiye yapınca talebeleri oraya girmek için kendilerini ihbar etmiyorlar mı?
Böyle bir hayal için fedakarlıklar da, çekilen zulümlerde, sıkıntılar da ne kadar tatlı olmuş onlar için bir anlayabilsek. Bir anlayabilsek mutluluğun maddiyatın üstünde bir yerlerde gizli olduğunu. Bir bilebilsek Halıkımızın bizi yaratmadaki mülahazasını. Bir kerecik olsun Efendimiz (sas) ‘in ruh dünyasına yaklaşabilsek, sahabe (radıyallahü anhüm’ün) hayallerine bir tutunabilsek, Ahmet Yesevîlerin, Mevlanaların mefkurelerini bir anlayabilsek. Mutluluk dolu bir Hacı Ata, bir Adem tatlılar olabilsek…