EY MÜSLÜMAN TÜRK GENCİ

Abone Ol

Yaklaşık yirmi gün önce, mezunu olduğu okulundan konuşma yapması için konferans teklifi gelmişti. Eli ayağına dolanmış, heyecan içinde onurlu teklifi kabul etmişti. İlk başta okul müdürüne:

– Hocam, utanırım, konuşamam, dedi.

Okul müdürü:

– Yıllardır konuşuyorsun, kafamızı ağrıtıyorsun. Elimizde büyüdün; şimdi bilgilerini yerinde kullanma vakti. Okulumuzun öğrencilerine, senin gibi Sedat’lara umut olma vakti. Uzun süredir seni takip ediyoruz. Yaptığın tüm çalışmaları hocalarımızla istişare ettik. Özellikle Ali Hocan çok ısrarcı. Gel, mahcup etme bizleri, dedi.
Üzerinde emeği olan, bir çiçek misali açmasına vesile olan Ali Hocasının adını duyunca edeple teşekkür ederek kabul etti.
19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları için düzenlenen program takvimi kendisine iletildi. Tüm hazırlıklarını yapıp eşi ve oğluyla yola çıktı. Aydın'ın şirin ilçesine giriş yapınca aracından indi. Başını gökyüzüne kaldırıp derince nefes aldı. Kalbi küt küt atıyor, büyüdüğü sokakları adım adım hüzünle dolaşıyordu.

Yıllar önce Anadolu'nun küçük Alamanyası olarak bilinen Narlı Köyü'nden, eski adıyla Sarıyar Köyü'nden liseyi okumak için ailesiyle ilk defa geldiğinde on iki, on üç yaşlarındaydı. Dayıları da uzun yıllar gurbette dirsek çürüttüğü için o yıllar anasına çok zor gelmişti. Öyle ya, kendinden başka kimseyi tanımadığı memlekette kimler kol kanat gerecekti gara yağız pehlivan oğluna.

Sedat ve arkadaşlarının ülke yönetmeyi hayal ettiği zamanlardan bugüne ne günler geçmişti. O vakitler Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehadeti sonrasında hakkında uzun araştırmalar yapmıştı. Türk islam davasına metfun olmuş bir can Türk gençliğine kutlu bir yol bırakmıştı. "Bir elinde Kur'an bir elinde bilgisayar olan Alperen bir gençlik hayal ediyorum" derken neler ifade etmişti. Arkadaşları başta Şevki, Şenol, Oğuz, Selman, İbrahim, Mehmet olmak üzere sürekli fikir teatilerinde bulunur boyundan büyük hayaller kurarlardı. Bugün cumhurbaşkanı olsam diye başlayan hayaller Adriyatik'ten Çin seddine kadar uzanıyordu. Yalnız önce Yunan adalarını ve Kıbrıs'ı tamamen Türk yurdu haline getireceklerdi. Hayalleri için sağlam bir irade ve arkadaş kadrosu gerekti. Çocukluk işte...
Bugün çiçek açtığı meslek lisesine destek olabilmek için gelmişti. Sahi, ne anlatacaktı genç kardeşlerine? Oğluyla göz göze geldi. Bismillah diyerek okuluna yöneldi. Bahçe kapısından içeri ağlayarak girdi. Zira bildiği, âşık olduğu, çiçek açtığı okulundan eser kalmamıştı. Bina yıkılmış, yerine çağın şartlarına uygun, donanımlı bir okul inşa edilmişti. Sosyal medya üzerinden süreci takip ettiği için biliyordu. Lakin yurdu yerinde bulamamak, bir dönemi maziye gömmüştü. Hey gidi liseli yıllar...

Hatırda ve hatırada kalanlara selam olsun.

Konferans saatinden önce geldiği için tüm okul dersteydi. İlgili yerler konferansın afişleriyle donatılmış, gerekli hazırlıklar yapılmıştı. Nöbetçi öğrenciyle selamlaşıp edebiyat öğretmeni Ali Hocasının sınıfına yöneldi. Kapıya yaklaştığında kıpkırmızı kesilmişti. Bir müddet kapı önünde dersi dinledi. Konu şiir türleriydi. Didaktik, epik, satirik, lirik, pastoral şiirlere örnek veriyordu. Kapıyı usulca çalarak müsaade istedi. Hocasıyla göz göze gelince, hocası hemen “Bir tane örnek şiir oku.” dedi.
Liseye başladığı yıllarda yazdığı Gurbet şiirini okudu.

​"Gurbetin suyu soğuktur içilmez
Yoktur köprüsü çayından geçilmez
Bizim memleket uzaktır bilinmez
Düğünde bayramda gidilip gelinmez"
​Uzun uzun, gözyaşları içinde iki can birbirlerine sarıldılar.

Hocası:

– Çocuklar, Sedat Hocanızı tanıyorsunuz değil mi? dedi.

​Öğrenciler:

– Hocam, ezbere biliyoruz, diyerek gülüştüler.

​Yaklaşık iki haftadır tüm okul Sedat Hoca'yı bekliyordu. Kısa bir hasbihalden sonra zilin çalmasıyla yemeğe çıktılar.

Öğleden sonra saat 14.00'te tüm idareciler ve öğrenciler konferans salonunu doldurmuştu. Hanımı ve oğluyla yerlerini aldılar. Sunucu öğrenci takdimde; "Heybe Edebiyat müdavimlerinden, okulumuzun Elektrik ve Elektronik Ev Aletleri Teknolojisi eski mezunlarından, ilçe gazetemizin köşe yazarlarından değerli Ali Hocamızın mahdumu Sedat Hocamızı 'EY MÜSLÜMAN TÜRK GENCİ' adlı konferansı için kürsüye davet ediyorum." ifadelerini kullanınca bu sözler onu utandırmıştı.

Bir yudum su içerek mikrofonu ayarladı. Aralarda tanıdık hocalar ve liseden arkadaşları vardı. İlçenin yerlisi dönem arkadaşları sürpriz yapmışlardı. Heyecanına ortak olmak, destek olmak istiyorlardı. Hepsi alanında yetkin, tertemiz Anadolu evlatlarıydı. Derince bir nefes alarak konuşmaya başladı.

– Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, Allah'ın selamı ve Resulünün muhabbeti üzerinize olsun.
​Güzel ülkemin aydınlık geleceği, aydınlık yarınların çıkarsız fedaileri sevgili öğrenci kardeşlerim ve ışığımız, önderlerimiz değerli hocalarım; hoş geldiniz. Bu garibi dinlemek için zaman ayırdınız, nezaket gösterdiniz, emek verdiniz. İnşallah hep birlikte öğrenerek keyifli bir konferans geçirmeyi temenni ediyorum. Rivayet odur ki geçmişte bir siyasetçi topluluk önüne çıkmış, demiş ki: "Kürsüye çıkıncaya kadar konuşacaklarımı sadece Allah ve ben biliyordum. Şimdi sadece Allah biliyor." demiş.

(Tüm salonda gülüşmeler) Şu an ben de öyleyim.

​Bugün sizlere 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nın tarihinden bahsetmeyeceğim. İşin tarihi yönü tarihçilerin işi. Ben sizlere Atatürk'ten, gençlikten, değerlerimizden, spordan bahsedeceğim. Sevgili gençler; her yıl çeşitli etkinliklerle kutladığımız bu anlamlı günde eğleniyoruz, etkinlikler düzenliyoruz ama gençlere, yani sizlere kulak vermiyoruz. Atatürk'ün armağan ettiği bayramın gençleri bugün ne durumda?

Ekonomik, sosyolojik, siyasi, eğitim, aklınıza ne gelirse her alanda muzdarip olduğunuz konular var. Merak etmeyin, özet geçeceğim. Liseli gençler olarak sizlere sorumluluklarımızdan bahsedeceğim. Öncesinde bilmemiz gerekenler var. Değerli gençler, sizlerden gençliğimizin sorunları üzerine çalışma yapmanızı, düşünmenizi istiyorum.

​Ülkemizde kaç milyon "ev genci" var? Gençler neden evlenmiyor? Azalan nüfusta gençlerin payı nedir? Gençlerin değerlerimize yaklaşımı nasıl? Gençler iş mi beğenmiyor, yoksa iş mi bulamıyor? Tarımda azalan genç nüfusun sebepleri nelerdir? Gençler arasında artan kumar, fuhuş, alkol vb. sebepler nelerdir? Yurt dışına artan genç nüfus göçü nasıl önlenebilir? Gençler neden kitap okumuyor? Gençler elli yıl sonrasını nasıl öngörüyor?
​Değerli gençler; tüm bu sorular ve fazlasının cevapları, sizin bayramınızı anlamlı kılan değerler. Her yıl sıcakta, stadyumlarda etkinlik yapmanın kime ne faydası var? Önemli olan, geleceğimizin teminatı siz gençlere yardımcı olabilmek.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabe'sini okuyun, ezberleyin, anlayın, anlatın. Hitabenin sonunda ne diyor Atatürk: "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur." Sevgili gençler, damarlarımızdaki asil kanın içinde neler var? Değerlerimiz var. Nedir değerlerimiz? Kültürümüzü oluşturan inancımız, ahlakımız, çalışkanlığımız, gelenek göreneklerimiz, müziğimiz, giyim kuşamımız, sanatımız, mimarimiz, teknolojimiz; aklınıza güzel olan neler gelirse.
Konferansımızın adının "EY MÜSLÜMAN TÜRK GENCİ" olmasını; bu vatanın evladı olarak, Atatürk'ün hediye ettiği bayramda sizlere değerlerimizi anlatmak için istedim. Konuşmama besmele ve Allah'ın selamıyla giriş yaptım. Çünkü bizler bin yıllık Müslüman Türk gençliği olarak milliyetçi gençleriz. Vatan, millet, Peygamber Efendimiz'in (SAV) sevgisiyle yoğrulmuş gençleriz. Bizim milliyetçiliğimiz ırk milliyetçiliği, faşizm değildir. Bizim milliyetçiliğimiz, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu'nun ifadesiyle "İslam hassasiyeti olmayan milliyetçiliğin içi boştur." anlayışına dayalıdır. Dünya misafirliği bittiği gün "Hangi milliyettensiniz?" denilmeyecek; "Allah için neler yaptın?" diye sorulacak.

Bizler Müslüman Türk gençliği olarak okumak, çalışmak ve üretmek zorundayız. Milletimiz iki güzel şeye hayatında yer verdiği gün başarılı olacağız: Spor yaparak bedeni, kitap okuyarak beyni geliştirdiği gün başarılı olacağız; cehaletten kurtulacağız. Günümüzde değerlerimizi yok sayan, haşa Allah'ı, Peygamber'i, köyünü, toprağını yok sayan, utanan zalim güruhlar dolu.

​Sevgili gençler, bizler ağaç kovuğundan çıkmadık. Kadim Müslüman Türk kültürü sayesinde tarihte yerimizi alabildik. Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ifadesiyle "Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koymak" mesuliyetimizi gençliğin bayramında dile getirmeliyiz. Medeniyetin kalbi olarak değerler üretmeliyiz. Memleket sevdalısı gençler olarak yetkin olduğunuz alanlarda projeler üretmeli, eserler ortaya koymalısınız. Kuru kuruya lafla, vatan millet sevmekle mesafe alınmaz. Mademki Atatürk'ün umut bağladığı gençlik sizlersiniz, en çok çalışan ve üreten gençlik bizler olacağız. Doğu Türkistan'dan Filistin'e koşanlar olacağız. Mehter marşıyla coşturacağız gençliği. Bando mando Avrupa hikayesi. Neyse... İstikbalin gücünü köklerimizden alıp göklere çıkaracağız. Bu kutlu vazife borcumuzdur. Sizlerden ricam, hayatınızı Müslüman bir Türk gencine yakışır yaşayın. Allah'a emanet olun.

Öğrencilik yıllarında şiirler okuduğu, sunumlar yaptığı kürsüden; bugün ellerinde çiçekler açan hocalarının ve geleceğin teminatı olan gençliğin huzurundan alanında yetkin bir konuşmacı olarak saygıyla ayrıldı. Şükrettiği nimetlere bir yenisini daha eklemişti.

​Konferans salonundan çıkması bir hayli zaman aldı. Eşi alışkındı bu durumlara: Gitti mi gelmez, başladı mı susmaz, yemekte doymaz, geri vites atmaz. Bu hâliyle seviyordu kaynanasının gara yağız pehlivanını. Eşi ve oğluyla okulla vedalaşıp ayrıldılar. Arkada umutlu bir gençlik, mahzun bir gönül, gururlu bir okul bırakarak dönüş yoluna girdiler. Yol uzun, yük ağır, gelecek aydınlıktı.

​Var olsun Türk-İslam davası!

{ "vars": { "account": "G-2QLCV0JSK8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }