Dünyanın baş döndürücü bir şekilde gelişip değişmesi bizleri de oldukça etkilemektedir. O kadar ki, çevremizdeki insanlarla olan iletişimimiz asgari düzeye inmiş durumda. Hatta, asgari iletişimimizde olması gerekenleri bile çoğu zaman yapmıyoruz, yapamıyoruz. Yani çevremizdekilerden bi haber yaşıyoruz. Bu durum insan fıtratına uyan bir özellik değil. Çünkü insan sosyal hayatın içinde varlığını sürdüren bir canlı.
Bir takım insanlar da vardır ki, çevrelerinde iletişim içerisinde bulunduğu kişileri nasıl yapsam da bir araya getirsem düşüncesi içerisindedirler. Okulda meslektaşlarıyla, evde komşularıyla beraber olabilecekleri ortamları arar dururlar. Birlikte olmanın, muhabbeti artırmanın meydana getireceği sinerjiye önem veren bu insanların derdi ve ızdırabı hep insanlar arasındaki sevgiyi hoşgörüyü ve diyaloğu artırmaktır.
Onların dertleri sadece bunlarla sınırlı değildir. Başarılı ama maddi yetersizliği olan öğrencilere yardım elini uzatmakta onlar için bir vazifedir. Bir takım öğrenciler dershaneye, hatta birkaç dershaneye giderken hiçbir kaynak kitabı dahi alamamış öğrencilerin en büyük yardımcısı da yine bu insanlardır. Öğretmen arkadaşlarımızın okullarda daha faydalı olmaları için her türlü kurs ve seminerleri de düzenlemek bizim vazifemizdir derler bu arkadaşlar. Toplumda bir yara haline gelmiş hastalıklara da el atıp, o yarayı sarabildiği kadar iyileştirmeye çalışanlar yine bu arkadaşlardır. Öğrencilerimizin kendi konularıyla ilgili olarak birbirleriyle yarışmalarını sağlayarak eğitimimizin seviyesini yükseltmeyi amaçlayan yine bu dertli insanlardır. Milli değerlerimizi ve kültürümüzden gelen zenginliklerimizi korumak ve yüceltmek, yükseltmek isteyenlerde aynı arkadaşlardır. Bu kadar derdi, sıkıntıyı, zorlukları çektikten sonra bir ödül, taltif ve makam istemeyip biz bu yaptıklarımızı dünyalık bir ücret için değil, ancak yaratıcımızı razı etmek için tüm benliğimizle gayret gösteriyoruz, çünkü o’nun razı olması her şeyden üstündür diyen yine bu arkadaşlardır.
Bu derdi ve ızdırabı çeken insanlara, kısacası insanlığın derdini, omuzlarına almış, bu yolda canhiraş çalışan, “Hz İbrahimin ateşe atıldığı sırada ağzına bir damla su alıp da;
- Sen mi söndüreceksin bu büyük ateşi diyenlere…
- Ateşi söndüremesem de o uğurda ölemez miyim diyen karınca misali bu
ideale hayatını adamış insanlara ne yaparak yardımcı olabiliriz?
Bir tatlı hayale bağlanmış bu güzel insanlar için yapılacak en güzel şey herhalde dert ortağı olmaktır. Onların derdini derdimiz saymak, sırtlarındaki bu ağır yükün birazını olsun kendi omzumuza yerleştirmektir. Allah bizi insanlığın derdiyle dertlenen ve gece gündüz demeden bu ideale bağlı olarak çalışan insanlardan eylesin.