Bir ülkenin büyüklüğü ekonomisi ile mi yoksa demokrasisi ile mi ölçülür veya ölçülmeli. Dünyaya bakıldığında,büyük ülkeler incelendiğinde ekonominin öncelikli olduğu görülüyor. Ama ekonomik büyüklüğe ulaşmış ülkelerin de genelde demokratik ülkeler olduğu anlaşılıyor.
Açıktır ki,para daha doğrusu ekonomik gerçekler her zaman halkları daha çok ilgilendirmektedir.Halk tabakaları veya güncel tabirle sokaktaki adam önce karnını ve cebini düşünmektedir.Onun bakmak zorunda olduğu bir karısı ve çocukları vb. bir ailesi vardır. Her kişi öncelikle yakın çevresi ile ilgilidir ve onlardan sorumludur. Bu sebeple iş ve aş imkanı sağlayan,ekonomik olarak halka tatmin olma duygusunu yaşatan ülkeler-devletler veya rejimler ayakta kalmaya devam etmektedir. Halklar için demokrasi rahat yaşam koşulları demektir. Rahat yaşamak tabiî ki birazda ekonomi ile ilgilidir.Libya sahip olduğu petrol sayesinde ve borçsuz olması nedeniyle halkının yıllardır huzurla yaşadığı varsayılıyordu.Ta ki iletişim imkanları sayesinde insanların gözünün açılması ile paranın yeterli bir meta olmadığı anlaşılmış oldu. Ve o rahat halk tabakaları birden çok da rahat olmadıklarını farketmiş oldular. Eski SSCB ise zamanında halkına her türlü refah imkan larını sunabilen bir güce sahip idi. Ama farklı başka nedenlerinde etkisi ile dağıldı. (SSCB ayrı bir yazı konusu olacak kadar faklı bir mevzu)
Kısaca ekonomik güç, para gerekli ama yeterli değil… Bu yazıyı yazarken tanıştığım ve konuştuğum bir belediye temizlik işçisi şöyle diyordu:’’Ben belediye başkanını seviyorum hizmetler çok güzel ama AKP‘ye oy vermem, çünkü asgari ücret yetersiz CHP asgari ücreti artıracağım dediği için bana cazip geliyor.’’
Görüldüğü üzere halk kitleleri için öncelik cebine giren para miktarıdır. CHP’de bunu iyi kullanarak oy devşirmeyi beceriyor. Ama sadece cebe giren para yeterli değildir, o paranın satın alma gücü Ve hayat standartları da önemli bir etkendir.Ve AK parti yaptığı pek çok icraatla ülkenin standartlarını bayağı bir yükseltti. Sağlık, iletişim ve ulaşım hizmetlerindeki kalite çıtasının durumunu kimse inkar edemez.
Konumuza dönecek olursak bir iki mevzuyu tespitte yarar var. Öncelikle BÜYÜK olmaktan neyi anlamalıyız onu belirleyelim. Büyük olmak herhalde iri olmak demek değildir. Kabaca toprak veya nüfus büyüklüğü hiç değildir.Dünya devletleri içinde söz sahibi olmak sözü dinlenir olmak herhalde kısaca en uygun tanımlama olacaktır. Burada şimdi süper devlet diye tanımlanan ABD ve üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak tanımlanan İngiltere bu tanımın somut örnekleri olarak karşımıza çıkar.Bu arada büyüklüğün sadece sözü dinlenir olmaktan öte sözünü dinletir olmak anlamını da taşıdığını belirtelim.Olayları doğru takip etmekten ziyade olmadan önce tahmin ederek ona göre pozisyon almak ve sonra da olanları doğru yönlendirebilmek ve takip eden değil takip edilen olmakta büyüklüğün en bariz vasfıdır.İşte bu noktada yönetim tarzı ve ÇAĞINI doğru okuyabilen kadrolara veya halklara sahip ülkeler büyük veya büyümeye aday ülkelerdir. 300 küsur yıllık gibi kısa bir geçmişi olduğu halde şu anda dünya hakimi olan ABD bu günlere ulaşırken teknik ve ilmi gelişmelerin yanında HOOLYWOOD gibi kültürel imkanları da iyi kullanması sayesinde yıllardır gözünün içine bakılan bir ülke konumundadır.
Özellikle batılı ülkelerde demokrasiyle beraber ekonomi kültür-sanat ve üniversiteler birlikte ele alınmakta ve bu durum gelişmeyi tetiklemektedir. Günümüzde özellikle kültürel ağırlık sahibi olmak dünya çapında söz sahibi olmakla eşdeğer bir anlam taşımaktadır. Eğer sadece ekonomi olsa Singapur veya Kore,sadece nüfus ve toprak olsa ÇİN büyük sayılırdı.Gerçi bu ülkeler gelişmiş sayılıyor, ama büyük sayılmaları için daha 10 fırın ekmek yemeleri lazım. Ve bu saydığımız ülkelerin demokrasi ile alakalarının olmadığını da hatırlatalım. Günümüzün gelişmiş ülkeler standardını yakalamak için kalkınmış olmak,ekonomik alanda yetkin olmak ve kültürel boyutta uluslar arası arenada söz sahibi olmak gereklidir.Bunun içinde halkın her alanda gelişmeleri izleme imkanının olması, olmazsa olmaz bir şarttır. Ve bu da her türlü gericiliğe hayır diyebilen teknik ve teknolojiye evet diyebilen ülkelerin harcı olacaktır.Bunun yolu da açık ve şeffaf bir toplum olmaktan kısaca demokrasiyi özümsemiş olmaktan geçmektedir.