Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların, ne ekonomi de ne de siyasi vb hiçbir yerde sahip oldukları sayısal değere uygun olarak temsil edilmedikleri herkesin malumudur. Denizli gibi tekstil ağırlıklı bir sanayiye sahip olan ve tekstilde de çalışan kadınların sayıca erkeklere yakın belki de fazla olduğu bir düzende, kadın istihdamının hem nicelik hem de nitelik olarak artırılmasının önemi inkâr edilemez bir gerçektir. Bu bakımdan kadının çalışarak hem ekonomik bir üretici olmasının ülkeye katkısı olacağı gibi, ailesine de hem maddi hem de kültürel manada etkileri olacaktır. Zira çalışan bir birey, piyasa içinde demektir. Piyasayı, hayatı takip eden bireylerin kendilerine olduğu gibi yetiştirecekleri çocuklarına kadar pek çok noktada etkili olacaklarına şüphe yoktur. Çalışan bir kadının, çalışması yanında bir anne ve bir eş olduğunu da unutmadan konuşmak, olayları böyle değerlendirmekte fayda vardır. Hem çalışmak hem de ev işleri ve çocuk bakımı gibi işlerle uğraşmak iki kişilik iş yapmak demektir. Bu açıdan bakınca kadınlarımızın omuzlarında ne kadar ağır bir yük olduğunu görmek gerekiyor. Ekonomik açıdan ucuz iş gücü olarak görülen kadın emeğinin hak ettiği değere kavuşması, sadece o kadın için değil yetiştireceği çocukları içinde bir mana ifade etmesi bakımından ülkenin geleceği ile de ilgilidir denebilir. Sanayi devrimi sonrası iş hayatının içine sokulan kadın ilk başlarda ucuz iş gücü olarak görülmüştür ve maalesef günümüzde de hala bu uygulama nispeten de olsa devam etmektedir. Hâlbuki yapılan iş icabı erkeklerle aynı seviyede çaba ve emek harcayan, ilaveten ev işleri ile de uğraşmak zorunda kalan bir kadın için, iş hayatı çekilmez bir hal alabilmektedir. Belki de bu yüzden olsa gerektir ki, sanayileşme ve küreselleşme ile birlikte şehirlere göç eden ailelerde kadın çalışmamayı tercih etmektedir. Aslında geldiği kırsal bölgede tarlada veya başka yerde de olsa iş hayatının içinde olan kadın, şehre göçle birlikte evine kapanmıştır. Bu durumun iyice tahlil edilerek sebep ve sonuçları ile ortaya çıkarılması gerekmektedir. Kadına karşı pozitif ayrımcılık denerek bazı ilave kolaylık sağlanmaya çalışılmakta olsa da istenen seviyenin yakalanabildiğini söylemek mümkün değildir. Sadece işyerlerinde olanlar değil kendi evinde çalışan veya başka bir yere temizlik, çocuk bakmak gibi işlere giden kadınları da göz önüne alarak yeni düzenlemelerin yapılması zorunluluktur.
Çalışan kadın sayısının artırılması önem arz ettiği gibi kalite ve verimlilik artışının da önemli olduğu unutulmamalıdır. Eğitimli olan kadın sayısının artması için kız meslek lisesi tarzı mesleki eğitim veren yerlere çok iş düşmektedir. Ayrıca yüksek öğretimli kadın mevcudunun da artması için üniversitelerde okumak isteyen kızlarımıza farklı teşvikler getirilebilir. Çalışmayacak bile olsa yüksek eğitim almış kadının, ev hanımı olarak da olsa yetiştireceği çocukların geleceğimiz açısından çok farklı olacağı aşikârdır.
Tüm bu girişten sonra ister çalışan olsun isterse ev hanımı olsun kadınlarımızın hem yaşam kalitelerinin artırılması hem de daha verimli hale getirilmeleri için neler yapılması gerektiği üzerine kafa yormak gerekmektedir. Yukarıda geçtiği üzere tekstil gibi veya tarım gibi kadın emeğinin yoğun olarak kullanıldığı sektörlerin başını çektiği bir ekonomiye sahip olan ülkemizde kadınlarımıza gerekli hassasiyeti göstermek, onları hak ettikleri yere çıkarmak boynumuzun borcudur. Bu hem kadınlarımızın bir hakkı hem de ülkemizin bir hakkıdır.
Çalışan biri olarak kabul ettiğimiz kadının üretkenliğini artırırken verimlilik konusunu da beraber düşünmek gerekmektedir. Yaptığı işteki verimlilik artışını kastederken, şahsi-bireysel verimliğini de nazara almak gerekmektedir.
Verimlilik hesaplamalarında genelde uluslararası kabule göre çalışan başına düşen GSYİH oranları ile ülkenin verimlilik katsayısı ölçülmek istenir. Kişi başına düşen GSYİH oranı ile ülkenin refah düzeyi ölçülürken, çalışan başına GSYİH ile ulusal verimlilik veya sektörel verimlilik hesaplamaları yapılmaktadır. Bu şekilde tanımlanarak yapılan verimlilik hesaplamalarında işgücü başına ülkenin veya incelenen sektörün kısmi verimlilikleri hesaplanabilmektedir. Fakat en önemli üretim faktörü olan emek-işgücü verimliliği
bu verileri elde ederkenki, yani bu çıktıyı elde ederkenki verimliliği ölçememektedir. Zira bu tarz bir yaklaşım için elimizdeki veriler bize yeteri kadar bilgi vermemektedir. Çalışanın işgücü verimliliğini ölçmek için daha başka ve daha fazla bilgilere sahip olmalıyız. Bu noktada tekstil gibi kadın emeğinin yoğun olarak kullanıldığı bir sektörün lokomotif olduğu ilimiz Denizli sınırları içindeki tekstil işletmelerinde hem sektörel hem de işletme bazında rekabete yardımcı olması hem de ülke milli gelirine katkı sağlaması için kadın işgücü verimliliğinin artırılması imkânları araştırılmalıdır. Bu konuda yapılacak çalışmaların verimlilik literatürüne ve ülke kalkınmasına yapacağı katkılar inkâr edilemez derece önemlidir.