“BOZKIRIN TEZENESİ NEREDESİN SEN? ”

Abone Ol
Başka olur bozkırın düğünleri… Toz toprağın bol, yeşilin az olduğu köy düğünlerin geleneği , eğlenceler de bir başka olur. Egenin yumuşak iklimi, çoşkun doğası, otunun çöpün  bolluğunu düşünülünce, bozkır adına münhasır bir  hal alır, insanın gözünde.  Soğuk kış gecelerini takip eden sabah ayazları vardır ya, o yeli, suya hasret tepeleri, toprağın kıraçlığı vardı ya,  anam, anam, anam,  insan olanı yer bitirir. Bire on,  bire yirmi veren Adana ovası nereeeee….bozkır nereeeee….Pek tabi  halkta da  nasibi alırdı bu durumdan. Kıt kanaat geçinmeyi, yüce rabbin rahmetini böle böle yaşamayı, kendi payını düşeni  verirken düşünmeyi, gözünü hep daha fazlaya  dikmeyi  taaaa küçüklükten öğrenir. Ne yapasın her şey az, hayat kıt kanaat, bir ayağı çukurda, bulduğu kadarı ile idare etmeyi  daha doğmadan öğrenirdik …   
    Ben en çok düğünlerini severdin bozkırdan geçen çocukluk yıllarımın…Allı morlu, gelin telli, bebek arabası ile süslenen, teneke paraların  etrafa saçıldığı, çil yavrusu gibi dağılıp, buğday taneleri gibi toplaştığımız  çocuk kalabalığı içinde, kapa bildiklerimle mutlu olduğum bozkır düğünlerini,   var ya  çok sevdim..Çalgılı çengili, parasız olanın tek zurna, paralı olanın bayram havasında geçen düğünlerinde, hep sen çalınırdın büyük ustam Neşat Ertaş….
    Sabahın erkenin de bir başlarlardı, dünya ahir -fakir çalgıcı takımı, gece zifafa kadar çalarlardı, hay maşallah. Bizlere sadece teşrif  etmesi  kalır. Bir kısım insana davetiye bile gitmezdi. Sesi duyan, havadaki  dumanı koklayan, köy kahvesine uğrayan, soluğu düğün alayında alırdı.  Düğün alayı başka bir alem… Günler öncesinde başlar hazırlık, gelinin emanet gelinliği, damadın eğreti damatlığı, bacıların dallı basması, oyalı yazması,  kaynananın asık suratı, kayın babanın çakası, derken alay kurulur, oyun havası başlardı. İşte o günlerde hep seni söylerlerdi  büyük ustam Neşet Ertaş……. 
    Coşa gelip kalkıverdi bozkırın bağrı yanık insanı, şaka da  şaka da oyun oynardı. Zaten az olan yiyeceklerden bir sokum alıverirdi, etli yemekten bir kaşık nasiplenirdi, ağzına bir güllü lokumu zor atardı, o da piskevitin arasında denk gelir, tepside kalırsa. …. Bazen şekerli leblebi veren olurdu çocuklara, mendil arasında kapış kapış alır, bir köşede sessizce yerdik. Çocuklar arasında kıymetli olurdu, yemesi de ayrı bir güzeldir benden söylemesi…O sessiz çocuk köşelerimde hep  seni dinlerdim  büyük ustam  Neşat Ertaş……
    Klarnet bir üflerdi üf üf üf, karşı dağlar düşerdi sanki, sonra davul yüreğimizi yerinde zıplatır, şakalarımıza kadar zonklatırdı bizi, sazın ince namesi elektriğe bağlı nazlı nazlı dağılırken tozun toprağın içinde,  bir tek  sen olurdun  bizlerle “Bozkırın Tezenesi” Neşat Ertaş….
    Hiç bişeyimiz  tam olmazdı, bozkırın adamıyız,  birini bulursak birini bulamazdık.  Ama o yoksul günlerden  bu güne en büyük varlığımız;  düğün dernekte, eğlencede, hüzünde  SENSİN HALA ..   
    “Bozkırın Tezenesi Neredesin sen”?            
{ "vars": { "account": "G-2QLCV0JSK8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }