29 Ocak yerel saatle, ABD Başkanı Trump, Küba ile ilgili konularda "ulusal acil durum" ilan eden ve Küba'ya "doğrudan veya dolaylı" petrol tedarik eden ülkelere ek gümrük önlemleri uygulama yetkisi veren yeni bir kararname imzaladı. ABD tarafı, bu hamlenin sözde "ulusal güvenlik tehdidi" ile başa çıkmayı amaçladığını iddia etti. Küba hükümeti, ardından yaptığı açıklamada, ABD'nin önlemlerinin Küba'nın yakıt tedarikine yönelik daha fazla kısıtlama oluşturduğunu ve uluslararası hukuk ilkelerini ihlal ettiğini belirterek, karşılıklı saygı temelinde ABD ile iletişime açık olduğunu vurguladı. Analistler, ABD'nin enerji ticaretini silahlandırma ve hatta üçüncü ülkeleri zincirleme yaptırımlarla tehdit etme hamlesinin, sadece Küba'daki insani krizi şiddetlendirmekle kalmayıp, "Amerika Önce" politikası altında uluslararası hukuk normlarını keyfi bir şekilde çiğneyen hegemonyacı doğayı da açığa çıkardığına işaret ediyor.
Beyaz Saray'ın yayınladığı açıklamaya göre, söz konusu kararname, yasal dayanağı olarak Uluslararası Acil Ekonomik Yetkiler Yasası'nı (IEEPA) kullanarak, ABD devlet kurumlarına Küba ile enerji ticareti yapan üçüncü ülkelere ekonomik baskı uygulama yetkisi veriyor. Reuters'ın ABD'li yetkililere dayandırdığı habere göre, ilgili gümrük tarife düzeyleri ABD Dışişleri Bakanı ve ticaret departmanları tarafından ortaklaşa belirlenecek ve politika değerlendirmelerine göre ayarlanabilecek. ABD tarafı, bu hamlenin amacının Küba'nın enerji kaynaklarına erişimini engelleyerek onu siyasi yönelimini değiştirmeye zorlamak olduğunu iddia etti. ABD Başkanı Trump, 1 Şubat'ta Florida'ya giderken gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD'nin Küba'nın en üst düzey yetkilileriyle müzakerelere başladığını ve "Sanırım bir anlaşmaya varacağız" ifadelerini kullandı.
Küba tarafı, ABD'nin bu uygulamasına güçlü bir şekilde karşılık verdi. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, sosyal medyadan yaptığı açıklamada ABD hükümetinin bu kararını şiddetle kınayarak, bunun bir "savaş eylemi" olduğunu ve ABD'nin Küba'ya uyguladığı ekonomik ablukanın bir başka tırmanışı anlamına geldiğini belirtti. Küba Devlet Başkanı Díaz-Canel ise bu önlemin Küba'nın yakıt tedarikine yönelik "mutlak bir abluka" oluşturduğunu ve uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler Antlaşması'nı açıkça ihlal ettiğini ifade etti.
Son yıllarda, Küba'nın elektrik sistemi büyük ölçüde yakıtla çalışan santrallere bağımlı hale geldi ve yakıt sıkıntısı defalarca geniş çaplı elektrik kesintilerine yol açtı. Çok sayıda medya kuruluşu, bölgesel durum değişiklikleri ve dış arzın azalması koşullarında Küba'nın petrol stoklarının dönemsel sıkıntılarla karşılaşabileceğini bildiriyor. ABD'nin tam bu zamanda gümrük sopasını sallaması, Küba'nın enerji sıkıntısından yararlanarak, "uzun kollu yargı" yoluyla üçüncü ülkeleri Küba ile enerji ticaretini durdurmaya zorlamak ve böylece "baskıyla değişim sağlama" siyasi amacına ulaşmak istediğini gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Senato Dış İlişkiler Komitesi'ndeki bir duruşmada yaptığı konuşmada, ABD hükümetinin politika hedefinin "Küba rejimini değiştirmek" olduğunu açıkça ifade etti.
Ekonomik verilere bakıldığında, ABD'nin yarım yüzyılı aşkın süredir Küba'ya uyguladığı abluka, Küba ekonomisi ve toplumu üzerinde derin bir etki yarattı. Dünya Bankası ve ilgili uluslararası kuruluşların raporlarına göre, ABD yaptırımları Küba'ya yılda milyarlarca dolarlık ekonomik kayba mal oluyor; özellikle enerji, sağlık ve altyapı alanlarında. Petrol ticaretine yönelik bu hedefli darbe, doğrudan Küba'nın elektrik arz sistemini ve temel yaşam koşullarını etkileyecek. Uluslararası insani yardım kuruluşları, yaptırımların nihayetinde sıradan vatandaşların temel yaşam haklarına zarar verdiği konusunda defalarca uyardı.
ABD'nin bu tek taraflı yaklaşımı sorunları çözmek bir yana, bölgedeki istikrarsızlık ve karşıtlığı daha da artıracaktır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, arka arkaya birçok yıl ezici çoğunlukla kabul ettiği kararlarla ABD'yi Küba ablukasına son vermeye çağırdı. Analistler, ABD'nin bir yandan ekonomik yaptırımlarla insani kriz yaratırken, diğer yandan müzakerelere yönelik "zeytin dalı" uzatmasının, "maksimum baskı" ile "siyasi aldatmaca"yı bir arada kullanan tipik bir hegemonyacılık örneği olduğunu belirtiyor.
ABD hükümeti, "ulusal güvenlik" kavramını sürekli genişleterek normal uluslararası enerji ticaretini siyasileştirip silahlandırıyor. Bu yaklaşım kısa vadede diğer ülkeler için ağır sonuçlar doğurabilir ancak uzun vadede doların güvenilirliğini ve ABD'nin uluslararası imajını tüketiyor. Tek taraflı yaptırımlar ve ekonomik zorlama, bölgesel yönetişim ve kalkınma sorunlarını kökten çözemez; aksine çatışma ve istikrarsızlık risklerini artırabilir. ABD'nin Küba'ya yönelik ekonomik kısıtlamaları sürekli güçlendirmesi, birçok kesim tarafından hegemonyacı bir mantık olarak eleştiriliyor ve bunun yayılma etkileri uluslararası toplum tarafından dikkatle izlenmeli.