Bahar gelince her alanda hareketlilik başlar. Toprak uyanır, düğün bayram ardı ardına gelir. Günler bile daha uzun, geceler kısa olur. Nitekim 2026 yılının baharı güzelliklere gebeydi.
Nicedir düğün haberini beklediğim üniversiteden arkadaşım, kardeşim gazeteci Hüseyin Kuyucaklıoğlu'nun, "Hoca ananı, buvanı, sülaleni al gel, düğünüm var" mesajını alınca Kurban Bayramı sonrasına plan yaptım.
Zira eskiler, "Harman yel ile, düğün bayram el ile" demişler. İnsan hayatta imkânı ve zamanı ölçüsünde hareket eder. Yetebildiğin yerlere gitmek gerek, yetemeyenlerden af dilemek gerek.
Cumartesi sabahı mesaiden çıkıp Nazilli'ye gitmek üzere yola çıktım. Yolda Buharkentli şoför abimle memleket meseleleri; Denizli, Aydın ve birçok şehrimizde hizmet veren şehit valimiz Recep Yazıcıoğlu üzerine sohbet ettik. Sohbet esnasında ön koltukta etrafı hayran hayran izleyerek gitmeyi özlemişim.
Nazilli...
Otogarda vedalaşıp daha sonra öğrencilik yıllarımda veciz hatıralara sahip şehri gezmek için kaldırımları arşınladım. Staj yaptığım beyaz eşya dükkânına gittim. Karşısındaki cami yenilenmiş, dükkân kapanmış, başkaları gelmiş, otoparka devasa bir bina yapılmış. Tanıdık kimseler kalmamış...
Namaz kıldığım camiler, sinemaya gittiğim belediye binası, Volkan Demirel'in Cristiano Ronaldo'nun penaltısını kurtardığı Türkiye - Portekiz maçı akşamı, kaldığım yurt, gittiğim dershane, kitaplarımı aldığım Uzun Çarşı, tren garı alt geçidinde aklımda kalan öğrencilik hatıraları, hayalini kurup alamadığımız telefonlar ve nicesi... Hatırda ve hatırada kalanlara selam olsun.
Değerli kardeşim, çocukluk arkadaşım İbrahim Çak ile kahvaltı yapıp hasret giderdikten sonra Yenipazar'a doğru yola çıktık. Peltek "z" ile "Bozdoğan Bozdoğan" demeden veya Bozdoğan dönüşü peltek "z" ile "Nazilli Nazilli yolcusu kalmasın" demeden olmaz tabii. İbrahim ile memleket sohbetleri başlasın. Özleşmişiz...
Akçay Köprüsü'nü geçince Yenipazar yoluna giriyoruz. Yıllarca bu sapaktan geçtim, hiç yolum düşmedi.
Haydi bismillah...
Bu tarafa ömrümde ilk defa yolum düştü. Demek Anadolu evladı Hüseyin buralarda çiçek açmıştı. Memleket heyecanı ile buralarda koşturmuştu. Efeliği ve efendiliği buralardan geliyordu.
Her Anadolu evladının farklı bir hikâyesi vardı.
Leyleklerin elektrik direklerine sıra sıra yuva yaptığı köyleri geçince ilçeye ulaşıyoruz. Yol boyunca tarlalardaki ürün çeşitliliği dikkatimi çekiyor. Bizim oralarda ise bu mevsimde tarlalar; gelinlik kızın çeyizi gibi nakış nakış çizilmiş, eşsiz sanat görüntüsü veren tütün arıklarıyla göze hitap eder. Otobanın içinden geçtiği, verimli toprakları ve samimi insanların yaşadığı küçük ilçe, Anadolu'nun kendine has resmi gibiydi.
Siyasi kaosun gölgesinde unutulmuş bu şirin ilçeyi, "Cumhurbaşkanı olursam..." diye başlayan hayallerime dahil ediyorum. Zira yollar başta olmak üzere yatırıma ihtiyacı var. Otoban geçen bir ilçe çok farklı olmalı.
Sora soruştura evlerine ulaşıyoruz. Kadim Anadolu irfanıyla yoğrulmuş Yenipazar insanı içtenlikle yardımcı oluyor. Denizli'nin Kale ilçesine bağlı Narlı köyünden gelen gençler olarak gururla memleketimizden bahsedip hasbihal ediyoruz. Bu arada kuaföre giden damat geldiğimizi öğrenince mutlulukla evine dönüyor. Ailesi nezaket çerçevesinde, protokol ağırlar gibi misafir ettiler. Ellerinden öperiz, haklarını helal etsinler. Bekâr adamlara böylesi ikramlar şımartır.
Bir taraftan, ilk kez geldiğim ilçede Türk halk bilimi araştırmacısı olarak ilçeler arasındaki kültürel değerleri mukayese ediyorum. Örneğin; aynı ilçede kız ve erkek evi olmasına rağmen ayrıca düzen tutulup hazırlıklar yapılması farklı gelmişti. Düğün sonrasında sosyal medya paylaşımlarında gördüklerim de katkı sağladı; damada yapılan eziyetler için özel hazırlık yapılmış. Yanı sıra Kale ve Yenipazar arasındaki ekonomik ve sosyolojik alanlarda benzerlik ve farklılıkları gözlemliyorum.
Çaylardan sonra müsaade isteyince Hüseyin, "Sizi kolay kolay bırakmam Hoca" deyince kapalı peynirli, yumurtalı peynirli, kıymalı yuvarlak, tahinli pide, üzüm hoşafı ve kar helvasını tattırırken aynı zamanda tanıtımını yaptı. Kültürel değerlerin aktarımı noktasında reklamını yapmak elzem. Üniversite yıllarından, dostlardan sohbet ettik.
Hatırda ve hatırada kalanlara selam olsun.
Son olarak Yörük Ali Efe'nin huzurunda hatıra resmi çekilip mutluluklar dileyerek ayrıldık. Zira zaman kısa, program yoğundu. İstikamette Bozdoğan var. Öyle özledim ki... Yıllar yılı bağımı koparmadım ama keyfî olarak gelip gezemedim, sıla-i rahim yapamadım. Bu sefer bir nebze olsun ağlaya ağlaya gezecektim.
Yolda liseden gardaşım, rahmetli Murtaza amcamın emaneti Umut Balcı'yı aradım:
— Nedipdurun bizim oğlan, agideşim? dedim.
— Sesin anleşilmeyo, oynepdurun bazar yerinde, dedi.
— Üleee biz gelipbaz, müsaait miin? dedim.
— Ge la ge, bulladeyiz biz. Konum atıyon, dedi.
— Yarım saat, kırk dakke gelirin ben, dedim.
Telefonu kapatıp:
— Hadı gari İbram, dedim.
Haydi bismillah...
Güzel bir vesile ile Nazilli tarafından Aydın Bozdoğan'a giriş yapıyoruz. Geciken öğle namazını kılmak için yurduma uğramak istiyorum.
Rahlede uykumuz, halılarda çorap kokumuz, salonlardan taşan Kur'an aşkımız, hocalarımız, aşçılarımız, talebe kardeşlerimiz... Hepsinin özlemiyle yanıyor garip yüreğim. Köylerden bizler için teberruh yapan transit seni de özledim. Kim bilir, belki yürüyerek girerim sürgülü kapıdan içeri.
Yol boyunca sağlı sollu ne gördüysem geçmişle hatıra paralelinde gidiyorum. Canım memleket yazın gelmesiyle birlikte cennete dönmüş. Zira geçmiş yıllar Anadolu evladı için kıymetli zamanlardı.
Can gardaşım İbrahim ile 13 yıl sonra hasretle döndüm ana yoldan sağa giren ara sokağa. Marangoz atölyesinin önündeki ara sokakta top oynardık. Her taraf değişmiş sanki, unutulmuş... Sürgülü kapı kapalı, yurdum yok. Oysa sürgülü kapı açık olur, yukarı doğru parke taşlı yolu çıkar, balkonu ıhlamur ağacının gölgesindeki yurdumuzun kapısı karşılardı. Şimdi ise yurdun önüne doğru çıkan parke taşlı uzun yolda otlar çıkmış. Yurdum, kursum yıkılmış...
Talebelik zamanımda yurdun hemen önüne yapılan lojmanın etrafını dolaştım. Hey gidi Madran Talebe Yurdu artık yoktu. Koskoca binanın yerinde yeller esiyordu. Önündeki ıhlamur ağaçları, cennet hurması, selviler, güller... Hepsi yok olmuştu. Yan tarafındaki kesimhanesi, kalorifer dairesi ve yurdun arka tarafındaki üzerinden atlayıp geçtiğimiz dikenli tel, siyah demir kapı, bahçedeki zeytinler, portakal, mandalina, limon, turunç ağaçları kalakalmıştı.
Ah, zaman yine yetersizdi. Ortalığı velveleye verecek kadar bağırdım çağırdım, kimseler yoktu.
Yıkıldığını duymuştum, yurdumun yerini uydudan bakardım. Kabullenemediğim için bizatihi görmek için geldim. Namaz kılmak, anıları yâd etmek istedim.
Liseyi okumak için ilk geldiğimde canım anam, buvam gözyaşları içinde teslim ettiler. Boyu küçük, hayalleri büyük gara yağız pehlivan oğulları yeni bir hayatın eşiğindeydi. Ömrü okuyan kardeşlerini gurbete göndermekle geçen canım anam çok ağlamıştı. Canım buvam içine ağlar; bilirdi, çiğ ekmek olmadığımı. Daha sonraları öğrendim beni kimlere takip ettirdiğini, bilgiler aldığını. Demek gurbette bile evlat böyle yetiştiriliyormuş.
Ben mi? Yok canım, erkek adam ağlar mı? Yorganıma ve yastığıma sorun duygularımı.
Şiirlerimde arayın acılarımı, özlemlerimi.
Bayramlarda ve sadece on beş tatilinde giderdim köyüme. Yaz geldiğinde istikamet tütün tarlası.
"Yörük ne bilir düğünü bayramı, lörk lörk içer ayranı" demişler; ben de "Köy çocuğu ne bilir Bodrum'u Atça'yı? Yaz geldi mi tütünle doldurur serayı" veya "Kışın okul baçası, yazın tütün tarlası" derdim. Bunlardan mütevellit yazları tütün kırmak için köye gittiğimden dolayı veya farklı sebeplerden kendini bilmezler kursta akran zorbalığı yaparlardı; "Durmuş köye gidiyor, biz niye gitmiyoruz?" diye. Velhasılkelam, şiirler yazdım mahzun gönlümden:
Gurbetin suyu soğuktur içilmez
Yoktur köprüsü çayından geçilmez
Bizim memleket uzaktır bilinmez
Düğünde bayramda gidilip gelinmez
DT/dkn
Şiirimdeki hissiyatım ömrümce gurbete karşı yaram olmuştur. Bunlardan mütevellit anamgile ağlamayı yasakladım. Bu yüzden kadınların gözyaşını asla sevmem.
Alkol ve kumar yüzünden şiddet gören aileleri hatırlatayım. "Ağzıyla içen, g.tüyle içen aynı değil" vs. uydurmayın arkadaş. Kötünün albenisi olmaz. Alkol pistir, pis kalacaktır. Alkolün eş anlamlısı YUVA YIKANDIR.
Neyse, gelelim konumuza.
Okulum ile yurdumun arasındaki yolu dahi bilmiyordum. Hatta yurdumda ve ilçede kendimden başka hiç kimseyi tanımıyordum. Tabiri caizse ağıla yeni girmiş oğlak gibiydim. Damarımda köyümün şifalı, böbrek taşı döken Gerenci suyu varsa muhakkak yolumu bulmam gerekirdi.
Elhamdülillah ömrümce buldum.
Kendisini ilk başta Japonlara benzettiğim, mesleğinin ilk yıllarındaki Sezer Eldemir Hocam öncü olmuştu. Eşyalar, yurt düzeni vs. bilindik süreçler... Allah razı olsun; Yüksel Kef, Mustafa Çamtepe, Mehmet Dayan, Salih Özçelik, Rahim Dinçsoy, Hüseyin Koyuncu Hocalarımdan çok şey öğrendim. Haklarını helal etsinler.
Salih Hocamın bitmez tükenmez nasihatleri nasıl tezahür ettiyse artık, yıllar sonra belletmenlik yaptığım Akköy Kur'an Kursu'nda, öğretmenliğimde ve hâlâ misliyle devam etmektedir. Hemşehrimiz Yüksel Kef Hocamın samimiyeti, güler yüzü, Mustafa Hocamın nezaketi, konuşması, Mehmet Dayan Hocamın babacanlığı, Rahim abimizin çalışkanlığı, Hüseyin abimizin yemekleri, Sezer Hocamın teknolojideki ufku payıma düşenler oldu.
Denizlili olduğunu öğrendiğim sınıf arkadaşım Osman Öz'ü görünce ayrıca aidiyet hissetmiştim. Üzerinde geniş kareli, renkli, güzel bir gömleği vardı. Gözlükleri ve güler yüzlü tavrını unutmadım. İnsan tutunacak dal arıyor. Unuttuğum nice hallerim...
Okula servisle gidilip geliniyormuş yahut öğle araları yürüyerek adımlanırmış. Şimdilerde düşünüyorum; okulum İsmet Sezgin METEM ATL ile Akçay Mahallesi'ndeki Madran Talebe Yurdu arasında gider gelir miydim?
Küçük Alanyam Narlı'dan yıllar önce istikbal sevdasına okumak için giden büyüklerim gibi benim de payıma Bozdoğan düşmüştü. Duyardım ihtilal zamanlarında ne zorluklarda okuduklarını. Bizim o yıllarda derdimiz Galatasaray'ın akıbetiydi.
Bizler Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) "İlim Çin'de dahi olsa gidip alınız" hadisini bilmeden yaşıyormuşuz.
Üç yıllık pansiyon hayatımdan sonra, yaşça büyüklerimin arasında ve bilmediğim memlekette yeni bir hayat beni bekliyordu. Şimdilerde evlilik dahil ana buvasının yanından ayrılmayan bebelerin yanında bizler doğmadan büyümüş, büyümeden olgunlaşmışız. Tarih öğretmenim, hemşehrimiz Özlem Elgin'in "Oğlum, sen çok erken olgunlaşmıştın..." sözlerini şimdilerde daha iyi anlayabiliyorum.
Askerî düzende yatak nasıl toplanır, temizlik nasıl yapılır, yemek nasıl yenir, ütü nasıl yapılır, onlarca akranın arasında nasıl tok kalınır, dersler ödevler nasıl takip edilir, gurbetlik nedir, örnek Müslüman bir Türk genci nasıl yaşar ve daha fazlasını sindire sindire öğrenmiştik.
Ömrümün geri kalanında gurbetlik devam edecekti. Üniversite yıllarım, askerlik, iş hayatı derken çok sevdiğim canım ailemden, köyümden uzak kalacaktım. Büyüdüğümüzde kardeşlerimle ortak hatıralarımızı, tatil için geldiğimiz tütün tarlasındaki meşakkatli günler olarak hatırlayacaktık. Hepsine elhamdülillah...
Talebelik günlerime dair sözlerim ve özlemim lisan ile kelâma dökülemez. Eksik kalanlar için özür dilerim.
Bu noktada ifade etmem gerekir ki bizler gibi köylerden istikbal sevdasına gurbete gelen talebelere sahip çıkanlara, yetiştirenlere, Anadolu irfanıyla yoğrulmuş canlara kem söz etmeyin. Akrabanın, kardeşinin evine çay içmek için buluşma saati ayarladığımız modern çağda, her türlü imkânı sağlayanlara şükran borçluyuz.
— Akşam çaya geleceğim, müsait misin?
— Hayır tatlım müsait değilim, akşam dizim var.
(Çay yahuuu çay, yatıya kalmayacak!)
Zira neler gördük neler...
— Durmuş Hoca, Durmuş Hoca, hadi gari gardaşım gidelim gari, dedi İbrahim.
— Geliyon bizim olan, sen gidigo, dedim.
Hüzünle uyandığım hayal dünyamdan, 13 yıl sonra gelmenin utancı ve hüznüyle video ve fotoğraf çekip ayrıldım.
— Hindi nere gidiyoz agideş? dedi İbram.
— Sür gari İbram, yukarda yeni yurda gidelim, dedim.
Zamanımız kısıtlı olunca ayaküstü yurt idarecileriyle tanışıp hasbihal ediyoruz. Eskilerden, tanıdıklardan bahsediyoruz. Namazımızı ifa edip ayrıldık.
Bozdoğan'ın ara sokak ve caddelerinden devam ederek çiçek açtığım, çok sevdiğim, istikbalimin beşiği İsmet Sezgin ATL METEM'in yanından Eymir Mahallesi'ne geçiyoruz. Okulumla ilgili hissiyatımı Allah nasip ederse önümüzdeki haftalarda yazmak istiyorum.
"Ey Müslüman Türk Gençliği" yazımdan sonra okul müdürümüz Veysel Kasapoğlu Hocamdan okulumuzun kariyer günleri için davet aldım. Yeni yapılan binamızda inşallah verimli ve faydalı bir gün geçiririm. Müteşekkirim, var olasınız.
Gardaşım Umut ve ailesine selam vermek niyetiyle geldiğim Bozdoğan'da düğüne denk geldik. Belki bir çay içer kaçarız diyordum ki konvoya katıldık. Bu arada gardaşım veteriner hekim Süleyman Gültekin'e denk geldim. Ayaküstü hasret gideriyoruz. Yeter mi? Asla. (Yanı sıra garip gönlümde yeri baki olan sevdiklerim; sizleri ayrıca ziyaret edeceğim.)
Düğün konvoyu geliyor. Umut'un kardeşi Onurcan bayrakçı olmuş, Umut gençleri ağırlıyor. Yahu arkadaş, bir insan hiç değişmez mi?
Fırsatını bulabilirsem Murtaza amcamın kabrini ziyaret etmek, Yasin-i Şerif okumak istiyorum. Nasip olmuyor. Etrafa sordum, "Kendin bulamazsın kabrini" dediler. Umut Sivas'a askerlik için geldiğinde ağırlamak nasip olmuştu. Telefonda defalarca görüştüğümüz Murtaza amcama, "İnşallah bir gün evine misafir olacağım, geleceğim amca" demiştim. Ömür bu ya, yıllar geçti, ben gelemedim... Murtaza amcam dünya sürgününü tamamlayıp göçmüş. Çok üzüldüm. Onurcan'ın anlatımıyla Murtaza amcam, "Umut'un gardeşliği vardı, ne zaman gelcek?" dermiş. Nasip olmadı.
Denizli'deki düğüne yetişebilmek için erken ayrılmak zorunda kaldım. Onurcan bırakmak istemedi:
— Sözün var abe ben bilmem. Yicez işcez, ölee gitcen bırakmam, dedi.
Haklıydı ve mahcuptum. Umut'la hatıra fotoğrafı çekilip Onurcan'a haftaya geleceğimin sözünü vererek kaçtım. Artık dönüş yoluna girdik.
İbrahim:
— Yav gardaşım, senin buralarda hatırı sayılır çevren var. Bi gün arabaya bin gel; özel gel, git bullara. İhmal etme, dedi.
— Bilipdurun İbram. Buralara borcum çok. İnşallah telafi ederim, dedim.
Dönüş yolculuğunda Bozdoğan çarşı esnafına selam verip tanıdıklara uğradım. Ara sokaklar, caddeler ve hatıralar... Dört yılımın geçtiği küçücük ilçede ailem bildiğim insanlarla dolu. Onlar da beni kardeşleri, evlatları bildiler. Var olsunlar. İlk geldiğimde kimseyi tanımazdım. Şimdilerde belediye reisliğine aday olsam pişman olmam elhamdülillah.
Nazilli'de Kur'an Kursu Hocam Mehmet Dayan'a ziyarette bulunduk, duasını aldık. Hasretimizi ifade etmek lügate yük olur. Saçları ağarsa da muhabbeti baki. Evlilikten muhabbet hasıl oluyor.
"Hocam, evlenmek değil, yuva kurmak istiyoruz" dedik.
— Haklısınız gençler, dua edin ama gayret de gösterin, dedi.
Helalleşip ayrıldık. Son olarak Hüseyin Koyuncu abimizin yanına niyet ettik, yakalayamadık; düğüne gitmiş. Devamında can gardaşım İbram ile helalleşip Denizli'ye dönüyorum.
Yorgunluk mu? Daha dur, düğünümüz var! Can bacım Sebile Hocamla irtibata geçip akrabamız Gamze Mut'un düğününe geçiyoruz. Bereketli bir günün akşamında, saat 21.00 gibi düğün yerindeyiz. Bugün güzel sıla-i rahim yaptık. Ne demişti Sedat Ç. abim: "Bi adam bir günde üç yer geziyorsa o adamda iş vardır. Bir adam bir yeri üç günde geziyorsa o adam boş adamdır" demişti. Nasip edene şükürler olsun.
Köyümün insanının bir özelliğini çok seviyorum; elhamdülillah uzak yakın tüm düğün, dernek ve cemiyetlerde katılım sağlanıyor. Gönül ister ki insanımızın tüm düğün, dernek ve cemiyetleri köyümüzde olsun. Denizli, şeher sarmıyor beni...
Köylülerimi görünce keyfim yerine geldi. (Sarıyar) Narlı, Denizli'ye doluşmuş yahuuu! Küçük bir sıla-i rahim yaptım düğün meydanında. Gelip gidenlerle hasbihal ettik. İllâ ki insanlar benim yanıma gelsinler diye kompleksim, kendimi beğenme hallerim yoktur. Allah rızası için ve canım anam buvamın evladı olarak görevimi yaparım.
Merasim bitince Mustafa Mut amcamlarla eve geçiyoruz. Gelin ve damada, Peygamber Efendimiz'in sünnetine uygun bir ömür sürmelerini dua ediyoruz. İnşallah mesut olurlar.
Sosyal medya paylaşımı için iki satır yazmak niyetiyle başladığım kelamımı köşe yazısına çeviren Rabbim'e şükürler olsun.
Hatırda ve hatırada kalanlara selam olsun.
06.06.2026 tarihli gezimden.
Anadolu evladı DURMUŞ TINÇ.