20.03.2021, 09:10

EĞİTİMDE FİNLANDİYA FARKI

Eğitim, bireyin doğumundan ölümüne kadar yer alan bir olgudur. Bireyin ilk olarak kendini tanımasıyla başlayan bu süreç; inançlarımızın, toplum değerlerimizin en küçük yapı taşını oluşturur.

Eğitim dediğimizde tüm dünyayı ele alacak olursak Türkiye’nin eğitime bakış açısı çoğu ülkeden oldukça farklı durumda. Örneğin Türkiye’de çocuklar okulları evlerinin iki sokak üzerinde dahi olsa mutlaka servisle gidiyor. Finlandiya’da ise birinci sınıftan itibaren okula yürüyerek veya bisikletle gidiyorlar. Özel durum haricinde hiçbir çocuk okula aileleri tarafından götürülmüyor.

Türkiye’de ilk kademeden itibaren not verme sistemi devreye girerken Finli çocuklarımıza okulun ilk altı yılında asla not verilmemektedir. Finlandiya’da okuyan öğrenciler 16 yaşına geldiklerinde ülke genelinde bir sınava tabi tutuluyorlar ve bu onların ilk sınavıdır. Bunun sebebi çocukların pohpohlanmadan uzak kendiliğinden başarıya uzanma heveslerinin arttırılma isteğinden dolayı olduğu düşünülmekte. Bir farklı özellik ise; Türkiye'de bilindiği takdirde tüm eğitim kurumlarında hizmetli kadrosuna yer verilirken Fin okullarında hizmetli yok, işler öğrenciler tarafından nöbetleşme sistemi ile yapılıyor. Böylece sorumluluk kavramı gelişiyor. 

Ülkemizde ne yazık ki öğretmenlik mesleği oldukça basite indirgenmiş eski değerini görmemeye başlamıştır. Orada öğretmenlik mesleği toplumun en gözde mesleklerinden bir tanesi! Bireyin öğretmen olması için master derecesinde olması gerekmektedir. Kreş döneminden lise eğitiminin son sınıfına kadar eğitim de velilerin rolü oldukça yüksektir. Resim ödevini çocuktan önce yapan ebeveynler farkında değillerdir ki çocuğun alacağı yüksek puan özgüvenini düşürüyor. Şuan ki eğitim sistemimiz de ne yazık ki matematiğe verilen değer ile müzik dersine gösterilen ilgi eşit gitmemektedir. Çocuklar eğitimi ilk aile içinde tanırlarken ebeveynlere çok fazla iş düşmekte. 5 yaşından itibaren genel olarak çocukların motor kasları gelişmiş yeteneklerini keşfetmeye başlamıştır. 

‘Ses çıkarma da çocuk uyanmasın’ telaşının yerini ‘eline bir tencere kaşık vereyim sesleri öğrensin’ düşüncesi aldığı an çocuklarımızı eğitim sistemine bir tık daha iyi hazırlamış oluruz. Her çocuğun ilk öğretmenleri anne ve babasıdır. Her şey bir ‘yapabilirsin’ ile başlıyor. Fizik dersinin karnede 3 olması çocuğun başarısız değil ilgi alanının başka bir alanda daha etkili olduğu çocuğa yansıtıldığın da öğrencilik kavramı onun gözünde çok farklı bir yere gelecektir. Öğrenci olmak sadece sayısal ve sözel dersleri almak değil sanata, müziğe ve evrene karşı olan merakını geliştirerek istediği alanda iyi bir eğitim görmektir, anlayışını ilk ebeveynler kavrarsa bizim ülkemizde de ilk önceliğimiz her zaman eğitim olarak kalacaktır.

Unutmayalım eğitim bireyin anasıdır, annemiz bizi nasıl sütü ile yaşama bağladı ise eğitim olmadan bir gelişimden hayatı kaliteli yaşamaktan bahsetmemiz mümkün olmayacaktır.
 

Yorumlar (3)
N. Avcı 2 ay önce
Yazınız, önemli bir konuyu başka bir ülkenin eğitim modeliyle karşılaştırmak adına beğendim. Ancak, eğitim ve öğretim toplumların en temel değerler, kültürleri, sosyal yapısı, kurumları v.s. süreç, içerik ve pek çok yönden farklılıklar gösterebilir. Elbette örnek modeller önemlidir. Lakin tüm toplumu aynı kültür ve niteliklerde nasıl yükseltebiliriz? Örneklerden öteye özgünlük önemlidir diye düşünüyorum... Bugünkü gibi olmaması adına.... Yeni yazılarınızı da takip etmek ve okumak isterim...
Mehmet 2 ay önce
Harikasiniz daha güzel anlatilamazdi
Emine yaman 2 ay önce
Çok güzel ve farkındalıklı bir yazı olmuş elinize yüreğinize sağlık