BÜYÜKLERE MASALLAR  “GÖKTEN DÜŞTÜ DÜŞTÜ NE DÜŞTÜ?”

Bir varmış bir yokmuş,,Şiddeti bol, “cık cık cık” edeni çok olanların ülkesi varmış. Masal bu ya; O ülkede  gün sabah olmazmış. Çorak diyarların , rüzgarını savurduğu  kel tepelerin gölgesinde  geçim eder duran insanları;  yağız elemanmış, mertlik timsali imiş, dürüstlük abidesi imişler. En yaman özellikleri susmakmış….
SUUUUUUSSSS ki kimseler duymasını erdem?, dilsizliği ödül?, haksızlığa katlanmayı adetten?, çevir kafayı biraderi edep?,  acıyı kader?,  ızdırabı kutsal sunak???? bellerlermiş. 
Masal böyle  başlamış…
Gel zaman git zaman sussa susa, konuşmayı, düşünmeyi, anlatmayı o kadar unutmuş olmalılar ki; şeytanlığının önünde durulmaz olmuş….
Kara kara bulutlar kaplamış gök kubbelerini; cık ,c ık ,cık   etmişler
Meralarını çekirge sürüleri talan etmiş ; cık,c ık, cık, cık etmişler
Sel yürümüş, yel üfürmüş, mübareğin insanlarında tıkkkkk yokmuş…
Kocaaaa “Yaşar  Kemal”  yattığı yerden kalksa gelse; eşşizzzz bereketiyle ile “bir on biri yirmi veren bereketli Cukuorvayı anlatırken, hakka sırt çeviren “cık cık” Osmanların  çokluğuna inanamaz,  ne haliniz varsa görün, yazdık çizdik olmadı der, gerisin geri gidermiş…
Tekrar yazsa tekrar çizse , yeniden anlatsa da bile kar etmezmiş,, 
O derece yani….
Uzatmayalım….
Ülke karanlığa tutsakmış, kötü haberlerin ardı arkası kesilmiyormuş.
Nasıl mı, şöyle; hekime saldırının olmadığı gün parmakla sayılıyormuş, bir değilse öteki, beriki değse  sonraki şiddet görüyor, dayak yiyor, hakaret işitiyor, bazen yerlerde sürükleniyor hatta yaralanıyormuş. Asıl üzeni, hastası için canını dişine takan, okumaktan gözünün nuru inen, ömrünü can kurtarmaya, hayat vermeye, hastalıklara çare olmaya adamış hekimlerin görevi başında şehit edildiğinde yaşanıyormuş ki,  yürek dayanmazmış… 
Masal ülkemizde havadisler ardı sıra dizilmekteymiş; 
1988 yılından Dr. Edip Can Kürklü tedavi ettiği bir hastasının yakını tarafından öldürülürken, 2005’te Dr. Necip Göksel Kalaycı  tedavi ettiği bir hastasının yakını tarafından öldürülür, 2008 yılında Dr. Ali Menekşe  bir hastası tarafından öldürülürken. 
2012 yılında Dr. Ersin Arslan tedavi ettiği bir hastasının yakını tarafından  öldürülürken, 
Aynı yıl Dr. Melike Erdem  SABİM üzerinden oluşturulan psikolojik baskı yüzünden yaşamına son verirken, 
2015 yılında Dr. Kamil Furtun  tedavi ettiği bir hastasının yakını tarafından  öldürülürken, 
2015 yılında Dr. Aynur Dağdemir  yanında çalışan eski eşi  nişanlısı tarafından öldürülürken, 
2016 yılında Dr. Abdullah Biroğul  ter ör örgütü tarafından öldürülürken, 
2017 yılında Dr. Metin Güneş eskiden yanında çalışan personelin eşi tarafından öldürülürken, , 2017 yılında Dr. Hüseyin Ağır eskiden yanında çalışan hemşirenin eşi tarafından öldürülürken , 2017 yılında  Dr. Muhammed Said Berilgen bir medikalci tarafından silahla makamında öldürülürken,  2017 yılında Kasım ayında üç doktor birden intihar ederken, 
2018 yılında Dr. Bahattin Ahmet Yalçın’a hastanın babası kaldırım taşıyla saldırır, doktoru ağır yaralarken kimsenin gıkı çıkmamış… Bi rde bakarlar ki yıl bitmeden daha;   4 bin 706 sözel şiddet, bin 605 fiziksel şiddet,  toplamda 6 bin 311 şiddet başvurusu yapılmış, Dr.Fikret Hacıosman  öldürülmesi ise her şeyin son noktası olmuş.*( https://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-bir-hekimin-gozunden-saglikta-vahset-analizi-2-12-78630.html 2018)
Şiddetten elbette sadece hekimler nasibini almıyormuş . Denilen o ki; 409 kadın,  çok uzak değil bir yıl önce, allah yarattı denilmemiş  öldürülmüş, 332 si masum kadının kanına girilmiş kuytuya çekilmiş ırzına geçilmiş, 20 sabi  bi daha gün yüzü görememişler (https://www.cnnturk.com/video/turkiye/kadina-siddetin-2017-bilancosu-409-kadin-olduruldu)
Çok kötü…
Susmayı çare edinenler, dilsiz şeytanı oynamayı maharet bilenler bir olmuşlar, rezillikler, çirkinlikler her geçen gün artıkça çoşa gelmişler, kaba kuvvetin vandallığının keyfini sürerken, aaaaa bi de bakmışlar, çok tanıdık bildik biri, kentin en sevileni, en sayılanı, marka değerinde  SILA adında kadın çıkmış mertçe, yiğitçe, yüreklice “baş kaldırıyorum  sizin  ve sahte dünyanıza” diye haykırmış.
KADIN SUSMAMIŞ….
Sesi öyle gür çıkmış ki, vicdanı sağır olmaya yüz tutmuş, arsız kılıklı,  canebet suratlı iki yüzlüler dışında, nerdeyse cümle alem duymuş…
Güzel SILA’M, gözüm SILA’M
Annen kıyamadı seni öpmeye, ama gel gelelim adına ADAM? denilen biri sana el kaldırdı öyle mi?
Al gözüm seyrele demiş Balkız,,
Mevlam ne eylerse güzel eyler diye eklemeyi de ihmal etmemiş…
Dostlarım, olanı biteni size diyivereyim hemen,,,,
 SILA’YI ,  malafatı ile doğduğu için  ADAM sanılanlardan biri bir gece vakti evire-çevire dövmüş,,,
Tas tamına 45 dakika, egosu tarumar olsun diye yerde sürüklemiş  aklı karışsın da suçu kendinde bulsun diye kafasına vurmuş ,  bi daha kendinden güçlü görmesin diye kolunu morartmış , böğrüne böğürüne çalışmış ki kadınlığını kalmasın, yavrusu olmasın diye,  bi tek o muhteşem sesini çekip alamamış…
SUSMA SILA, SUSMA DÜNYA GÜZELİMİZ,,,
YÜREKLER SENİNLE…
BİL Kİ sana bi şey olursa,,,
BİL Kİ biz kadınlara bi şey olursa,,,
BİL Kİ masum çocuklar şeker BİLE  yiyemezlerse,,, 
BİL Kİ, mazlum hekime EL KALKARSA,,,
BİZ DAHA GÜÇLÜ BAĞIRIRIZ,,,
Evet masalımız  bur da bitmiş ,,,
Gökten ÜÇ KAZIK düşmüş….
İlki:  Şiddete tapan, SUSMAYI MARİFET sanan, kol kırılır yen içinde kalır diyebilen cahiliye dönemi insanlarına,,,
İkincisi;  Şiddeti körükleyenlere kol kanat geren, yayın organlarında kalemşörlük (Nil Kuyumcu) yapan yada  demeç veren batıl insanlara,,,
Üçüncüsü: Olan bitene şahit olduğu halde, sessizce yerinden izlemeyi seçen, nazlı ülkemin vicdan abidesi sözüm ona insanlarına, gelsin diyorum ve soruyorum?
Aramızda yabancı yok, söyleyin  hadi siz hangi sıradasınız?…

YORUM EKLE