Bir Sivil Gönüllü Kadının Kent Güncesi.

Bak buraya yazıyorum,,,

Lamı cimi yok artık bu işin!..

Kadınlar;  yaratılış gereği mi desem, varoluşsal mı mesele mi desem, ana oluyor o yüzden mi desem, toplayıcı yaşam geleneğinden, göçebe olmamızdan mütevellit mi desem, kurdu kuşa yem etmeden, olanı yaşatır, olmayana oldurur,  eli şifacıdır, uğurludur mu desem, doğanın dilinde en  iyi onlar anlar, maazallah ani bi şey olmaya görsün yavrusunun başına bi iş gelsin, alimallah  öyle bir sarılır sarmalar, sakınır o sebepten mi desem, konu ailesi olsun, bahçesi, bağı olsun yeter ki, parayı pul bilir,  yaşamı kutsal beller onun için mi desem, Adem’in köprücük kemiği mitini hala sahi sananlara inat, hayatın omurgasını yaratmaya, elinde olanı  yaşatmaya müsait ondan mı ki desem bilmem,,,  

Allah kadını bi başka güzel yaratmış yaaa, özüne de otacılık katmış, o önce doğayı düşünür mü desem şimdi,  Anadolu topraklarının “Gerçek Çevreciler Kadınlardır”…,

Ben bunu bilir bunu söylerim,,

Son günlerde kentin düşünce atmosferini etkileyen, şöyylee bir çalkalayan çevre tartışmalarına, ranta, güce, ihtirasa  yanıt olsun diye çoook eskilerden bir özel yazıyı alıntı olarak aşağıya ekledim..

Kars’ta ekolojik yaşamı korumak adına kentinde mucizeler yaratan Zümran Ana’yı bilhassa hatırlatırken, maksatlı maksatsız tüm çevrecilere buradan selam yollamayı bir borç bilirim.

Şimdi sizi kentli çevreci bir kadının günlüğü ile baş başa bırakıyorum. ..

   

Bir Sivil Gönüllü Kadının Kent Güncesi.

Projesiz olmaz ama “Bir Dostta Sözüm Olsun”

Projesiz olmaz öyle değil mi? Hele birde sivil gönüllü isen bu mutlaklığı baştan kabul etmek durumdasın. Bunu bir dayatma değil tutkulu bir çaba olarak görürseniz eğer,

halk buna değer verirse eğer, işte o an eylemin adı değişiveriyor. Bir keyif, bir heyecan, farklı bir mutluluğa dönüşüyor. Doğrular değişiyor, renklere bezeniyor.

Bizim bir sözüm var. Kentte yaşayan insanlara, buna kararalı görünenlere, bunun gereğini yerine getirmeye söz vermiş olanlara bir deyişimiz var.

“Doğa kendisine geri döneni sever”

Doğa anaç duygularla canlılığı korur, kendi döngüsünde yer açar, yaşam sunar. Bizler ise  medeniyetin son dönem beşiklerinde hızla tüketiriz. Olanı yok ederiz.

Bu sloganı yenilediğim son dönem programların birinde çekinerek,

-Bu programda bir çizgimiz, bir rengimiz yok belki ama, bir sözüm var”  dediğim an, program yapımcısının öyle güzel bir anımsatma yaptı ki, birden kentli bedenin onura kesildi.

“Her sözün bir rengi de vardır”

Evet bizim sözümüz, ve bir rengimiz var.

Sözümüz aynı zamanda projenin adı: “Doğa kendisine geri döneni sever”

Rengimiz: Yeşil olsun…..

Sevgili Günlük;

Birinci Gün( 20.03.2010): Proje başlıyor.

Standın önündeyim. Standın masa ve arka panel görüntüsünün önünde çocuk gibi heyecanlıyım. Azıcık da titriyor muyum ne?.Tüm hazırlık tamam ama içimde eksik olan bir şeylerin gezindiğini ve bende eksik aradığını hissediyorum. Özgüvenin ne olur beni yalnız bırakma. Bir başım koma beni..Bugün şu çabayı sırtlayan çokça çocuksu kadına sırtına dönme ne olursun…Ne olursun elma ağacının tepesindeki şu küçük kızından ayrılma.

Neyse canım neler oluyor bana. Kendine gel.Garip birden bir emir kadar sert ve kararlı olmayı başarıyorum. Bir “amok koşucusu” kadar sağlam oluveriyorum. Sağlığın soğuk duvarlar arasında tedaviden ibaret halini reddedeli epey oldu. Sağlık halkın yaşadığı her alana süzülebilmelidir. Sağlık dört duvar arasına hapis olmamalı, halkla buluşmalı.Eğer halka uzanırsa elin, o zaman şifanın sıcak yüzüne kavuşur bedenin. Sağlık olmadan ne politika ne de siyasetin yaşam şansı yoktur. O yüzden sağlığın diyalektik tartışmasından tutunda,hem  libaral akım tartışması yapanlara, hem de her şeyde kapitalist düzenle sığınanlara bir çift sözüm var.

“Yaşam olmadan sağlık, çevre olmadan yaşam hep kayıptır”

Eee ayıp oluyor ama diyor Sivil Kadın yanım. Sivil dostluk ile sağlığın 21. yüzyıl hedefleri birleşmeden ne kadar yol olabilirsin.Birlik olmadan, çokluk etkisi yaratılabilmek zordur.

Bir an yanımda bir çocuk beliriyor. Bir bez torba uzatıveriyorum, doktor beyin küçük kızı elife. Oyuncaklarını koy emi diyorum..

İkinci gün( 21. Mart. 2010). Yorgunluk başlıyor.

Standta ayakta geçen 5.5 saate karşın ne kadar keyifli olduğumu anlatamam. Tok değilim. Hımmm..demek uzun ve yorucu geçen nöbet akşamlarımı bana iyi bir deneyim olmuş.Onca hart hurt, bazen küfür, sille tokat gibi eril şiddet, çığlık, bağırış, haykırış, koşuşturma gibi günlük devinim ve uykusuzluk hallerim arasında bana kalan çelik gibi irade olmuş. Bu iyi…

Birde ücretsiz uzatılan hediye bez torbalarımzı red eden genç erkekleri bir kenara koyabilsem ruh dünyam iki cihanda hidayete erecek gibi görünüyor. Tanrım toplumsal cinsiyet özelliklerini her yerde görmek zorunda mıyım ben.Yazı dilinde sıklıkla irdelediğim, notlar düştüğüm, yaşamda dikkat çekmeye çalıştığım, bilimsel ortamlarda savunuculuk yaptığım bu kavram burada da karşıma çıktı. Ne bekliyordun. Çevre yaşamı kuşatan her şey ise, toplumsal cinsiyet( gender) her ortamda vardır. Birden gülmeye başlıyorum. Tamam o zaman…File istermisin küçük bey. Hani bey babanız gibi içine saçaklı pırasa koyarsın iyi olur. Kadınlar gibi bez torba taşımak zorunda değilsin.  Hele hele sahi… örümcek belki de eril bir varlık yaratıyor size. Çocukluğunda bolca oynadığın spider man ile özdeşim kurabilirsin beki,,, şey aslında o zaman erkek olursun…Bazı ecnebi dillerin cisimleri eril, dişil karakterler yüklediğini biliyorum. Aklıma gelen ilk güzel örnek Amerikalı gemicilerin gemileri için “she” kız dedikleri oluyor. Düşünce gücümü sunan güzel Türkçemde bu yok ama halk arasında sert bir gender yaklaşımı var.

Üçüncü gün( 22.Mart 2010) İşler Kızışıyor..

Standın başındayım. Projede görevli çevre gönüllüsü stand ekibini bekliyorum. Yaşamdam kopmak zor. Görevli gönülleri benzer saatte özel işler nedeni gelemiyeceklerini bildiriyorlar. Telefonum susmuyor. Arka çebeminden durmadan çalan mobil teflonunun titreşiminde oturamıyorum.Beni kırmayacağını düşündüğüm kişilere ince ricalarda bulunuyor, yardım diliyorum. Olmuyor. Ricalarım boşluğa doğru açılıyor. Umutlarım sönmeye yüz tutarken boş bulunup kendime sitemler savuruyorum. Eyvah başaramayacağım. Hayır hayır henüz pes etmedim. Bir çaresi olmalı derken, yardım çığlıklarımı duyanlardan birkaç olumlu mesaj alıyorum. Bu sırada standa ilgi duyan genç yaşlı, orta yaşlı, delikanlı kız, olan grubuna projenin anlamını anlatmayı başarıyorum. “Ambalaj atıklar( cam, karton, plastik, teneke kutu, kopozit) çok çeşitlidir. Doğadan yok olması en zor ve en sorunlu olanlar naylon atıklar olarak biliniyor. Bunların doğadan uzaklaştırılması yani yerinde ayrıştırılması atık yönetiminin biricik görevidir. Ancak bunu başaramadığımız ortada. Sizler günlük alışverişlerinizde naylon poşet yerine doğaya özdeş ürünler( file, kese kağıdı, bez torba vb..) kullanırsanız ancak çevre derin bir soluk alabilecektir. Sadece çevre değil tabi ki Küresel ısınma, petrole dayalı ekonomik borçlanma konularını da bertaraf etmeniz olasılıklıdır. Yeter ki ambalaj atıklarınız ayırın geleceğinizi geri kazanın.

“Unutmayın doğa kendisine geri döneni sever”.

Tam bu sırada elinde 60 yakın naylon atık ile bana doğru yaklaşan bir kadını seçebiliyorum. Naylona savaş ediyorsun demek ki” der demez yanıt veriyorum.

Hayır bez torba ile doğaya dost kazandırıyorum”

Dostum hallerimi böyle yaz. Sekiz Mart etkinliklerinde yazdığın misali;

Beklemesinler, bekletmesinler, en önemlisi artık sekiz mart yazılarını kadınlar yazsın, sergilerini kadınlar yapsın, dinletilere kadınlar katılsın, programları kadınlar üretsin.

  1. kentte kadın eliyle çevreci bir hareket şekilleniyor. Belki istediğin ve anlatmak istediğin budur.

Sana sözüm olsun her zaman emeğin arkasında durabileyim…Yarın için umutluyum.

AMA bana biraz izin ver sevgili günlük. Küçük kızım beni bekliyor.

YORUM EKLE