Düşmüşüz yola gidiyoruz. Yaşımız on, on yedi ya da altmışa girdi. Sesler var dışarıda, sesler geliyor kulağıma. Horoz sesi, su sesi, kuş sesi. Bu ses, okulun zil sesi, kulağımı okşayan şu ezan sesi. Hayata son noktayı koyan, her şeyi susturan salâ sesi.
Düşmüşüz yola gidiyoruz. Yolumuzda gözyaşı, sevinçten, üzüntüden. Oğlunu askere gönderen annenin sevinci, kızını uyuşturucuya kurban veren babanın kederi. Her gece seherleri iple çeken, affet Allah’ım! diye seccadeyi ıslatanların hali. Eşine, şehidine, karnesine ağlayanlar, finalde kaybedip gözyaşı döken delikanlılar..!
Düşmüşüz yola gidiyoruz. Güneş doğuyor, gün batıyor; Pastalı doğum günleri, Yasinli ölüm günleri… Günler, günlerimiz; unutamadığım beyaz gelinlikli kış günleri, kızımın doğduğu gün, babamın öldüğü gün… Evet, günler, çocuklarımızın karne günleri.
Bir karne günü daha gelmişti. Babası çağırır dokuzuncu sınıfa giden oğlunu. Konuşur, yarı yumuşak yarı öfkeli:
- Evladım nedir bu karnenin hali,.. Çağlar, daha işin başındasın, Bu günden sonra küseceksin üç beş saatliğine de olsa televizyona, internete, arkadaşlarına. Küseceksin ve derslerinin başına geçecek ,sorumluluklarını yerine getireceksin. Böylece okulunla, öğretmenlerinle ve kitaplarınla da barışmış olacaksın. Anlaştık mı?
Düşmüşüz yola gidiyoruz. Şimdiye kadar “sus” sen çocuksun, dediğimiz çocuklar , şimdi onlar da konuşuyorlar. “Babacığım seni çok seviyorum” demişti ki Çağlar, babası hemen sözünü kesti.
- Sakın ha mazeret uydurma, öğretmenlere suçu atma. Bu kötü notları sen istedin, öğretmen de verdi. Dahası kim bilir ne kadar üzüldü. Kardeşin öğretmeni iyi de, seninkisi cadı mı?
Sorgulamak, hesaba çekmek büyüten küçüğe çok kolaydı. Çağlar’sa babasını ve ailesini çok seviyordu ve konuşmakta karalıydı.
- Babacığım, seni çok seviyorum, çok sevildiğimi de biliyorum. Şeyy ,diyecektim babacığım, karneni hiç beğenmiyorum da.! Senin karnen de annemin ki gibi olsa!
İnsan bu sorarken Azrail kesilir, sorulunca bir anda şaşırır kalır. Evet Deniz Bey bir anda şaşırmış aklı soruya basmamıştı. Çünkü kafasında bin bir türlü dünya hesabı vardı.
- Nerede, nereden buldunuz benim karnemi. Benden başka kimse bilmiyordu onun yerini!
- Babacığım, okul karnesi değil hayat karnenin iyi olmadığını söylüyorum sana. Hani, bizi yediren, içiren ve yaşamamız için en güzel ortamı yaratan Rabbimiz var ya …Şey babacığım küsmek demiştin az önce, küsmek. Hani söz vermiştin anneme ve bize. Küsecektin cebindeki sigaraya, alkole, yaramaz arkadaşlarına. Böylece barışmış olacaktın Allah’la, camiyle, namazla… Babacığım ne olur bundan sonra ikimiz de küsüleceklere küselim, küsülmeyeceklerle arkadaş olalım.
Yolculuk devam ediyordu. Küçükleri matematikten, Türkçeden hesaba çekmek çok kolaydı. İnsan bu, çocuğuna doğru yolu gösterirken, sorumluluklarını hatırlatırken kendini unutuyordu.
İnsan bu bazen yaşı büyüdükçe burnu da, büyüyor, yediriyorum, içiriyorum diye hemen evladına hesaba çekiyor asla mazeret istemiyordu. İnsanoğlu işte, asıl nimet vereni unutuyor, Allah’a karşı sorumluluk dedin mi bir sürü mazeret üretiyor. Bir de arkasından kaderim böyle yazılmış diye Allah’ı suçluyordu.
Yolculuk devam ediyor. Karne günleri, kışın beyaz gelinliği, yerin sallanması, uzaktaki sela sesi, torunumun “dedeciğim” diyerek yaşlandığımı ilan etmesi… Hepsi, hepside hatırlatır bana giyeceğim kefeni, kabrin karanlığını, sıratı mizanı.
Yolculuk devam ediyor. Üç ay sonra bir karne günü daha var ağlamayın, çocuklar, gençler. Ya ben ve benim gibi oyuna dalan yaşlılığa adım atanlar! Kıyamet çok yakın, yakında karne günü var.
Yorumlar