Çözüm süreci ülke gündeminin en önemli maddesi olmaya devam ediyor. Görünüşte herkes çözümden yana; sevgi, saygı ve huzur ortamı istiyor. Ancak bulanık suda balık avlamak isteyen ya da sisli havayı seven kurt misali çıkarını düşünen rantçı çevreler de var. 

Çözüm süreci sadece bugünün meselesi değil; tarihe baktığımızda nice çözümsüz görünen problemler bir kahve içme kolaylığında çözülmüş. İşte onlardan bir tanesi Evs ve Hazreç kabilelerinin yüz yirmi sene devam eden Buas savaşı… Efendimizin Medine’ye teşrifi ile çözümsüz görünen bu kanlı mücadele sona ermişti.
 
Tarihçiler hicreti anlatırken Mekke’yi Müslümanlar için yaşanmaz bir yer; Medine’yi  ise güllük gülistanlık bir belde gibi gösterirler. Halbuki Medine, o zamanki adıyla Yesrip, adı gibi fitne ve fesadın kaynadığı, iç savaşın yaşandığı, kardeş kanı dökülen nahoş bir yerdi. Yaklaşık yüz yirmi sene devam eden Buas savaşları yüzünden şehirde can, mal, ırz ve namus emniyeti diye bir şey kalmamıştı. Medineliler hem ekonomi hem de nüfus yönünden bitme noktasına geldiği bir anda Allah Rasulü Hızır gibi imdada yetişmiş; ateş çemberinin içine girmiş; yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan kanlı iki düşman kabileyi kardeş yapmıştı. Âl-i İmran suresi, 103. ayet bunu ne güzel anlatıyor:
 “Ey Medineliler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman milletler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirdi. O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken sizi oradan kurtardı."
Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicreti ilk bakışta şer gibi görünüyordu; fakat Evs ve Hazreç milletlerinin kurtuluşu için bu göç çok büyük hayırlara vesile olmuştu. Bilhassa kabilenin ileri gelenleri Müslüman olunca Medine’de barış ve kardeşlik kolayca sağlanmıştı. Fakat huzurdan rahatsız olanlar da vardı. Bunlar Yahudiler ve onlarla işbirliği yapan münafıklardı. Efendimiz önce onları ikaz etti; hatalarını düzeltmeleri için nasihat etti. Ancak Yahudiler savaş ortamından elde ettikleri ticaret ve hakimiyeti kaybedince baş kaldırdılar. Peygamber Efendimizi tehdit ettiler: “Sen bizi savaşmasını bilmeyen Kureyş gibi zannetme; bizimle savaşmış olsaydın kim olduğumuzu görürdün!” dediler. Hatta öldürmek için tuzak bile hazırladılar. 
Efendimiz çözüm peygamberi idi; çözümsüz görünen bu meseleyi Allah’ın yardımı ile kolayca çözdü. Gerçekten Yüce Allah Yahudilerin yıkılmaz kalelerini ve yenilmez zannedilen askerlerini perişan etmişti. Daha savaşa tutuşmadan bir kısım Yahudiler gelip Müslümanlara teslim olmuş; kaledeki ordunun sırlarını bir bir ifşa etmişlerdi. Efendimiz şöyle buyurmuştu: “Yüce Allah’ın bize en büyük ihsanlarından biri üzerine yürüdüğümüz düşmanın kalbine korku salmasıdır.” Allah’ın lutfu ihsanıyla Yahudiler Hayber’de perişan edilmiş; büyük bir servet ve ganimet Müslümanların eline geçmişti. Böylece Medine halkını sömüren; onları birbirine düşürüp bitme noktasına getiren Yahudiler İlahi adaletin tecellisi neticesinde hak ettikleri cezayı bulmuşlardı.
Bugün ülkemizdeki çözümsüz gibi görünen meseleler siyasi iradenin dirayeti ve akil insanların gayreti ile pekala çözülebilir. Bu da tarihten iyi ders almak; başta Efendimiz olmak üzere büyüklerimizin çözüm sürecine nasıl yaklaştıklarını bilmekle mümkündür.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.